Kadınları anlamak gerçekten zor mu? Bugün kadınların hormonal döngüsünden bahsedeceğiz. Kadınların yaşadığı duygusal değişimlerin yalnızca hormonlarla açıklanması, gerçek psikolojik deneyimlerin “Yine mi adet oldun? Kesin ondan böylesin.” gibi ifadelerle küçümsenmesine yol açabilir. Kadınların adet döngüsünde yaşadığı duygusal değişimler, yalnızca hormonal değişimlerle değil, bireyin stres düzeyi, yaşam koşulları, psikolojik durumu ve sosyal çevresinden de etkilenebilir. Kadınlarda hormonal döngü genelde aylıkken, erkeklerde çoğunlukla günlük hormon dalgalanması vardır. Anlayacağınız üzere durum biraz farklı. Adet döngüsü, birçok kişinin sandığının aksine, sadece fiziksel değil, aynı zamanda psikolojik bir süreçtir. Bu döngüde yaşanan hormon seviyesindeki değişimler, kişinin ruh halini etkileyip duygusal hassasiyete ve stres düzeyinde farklılaşmalara neden olabilir. Bu süreç her kadında aynı şekilde işlemez; bazıları daha şiddetli yaşarken, bazıları ise bu süreci daha hafif atlatabilir.
Adet döngüsü farklı fazlardan oluşur; bu nedenle bu süreçte olan psikolojik değişimler tek bir ruh haliyle açıklanamaz. Döngünün farklı evrelerinde farklı deneyimler yaşanabilir.
Menstrüel faz, kanamanın olduğu ve genellikle hormon seviyelerinin düşük olduğu bir dönemdir. Bu fazda kadınlarda nedensiz ağlama hissi, alınganlık, zihinsel tükenmişlik, içe kapanma isteği, anksiyete, stres, ani tepkiler ve sinirlilik görülebilir. Sürecin ardından foliküler faz gelir. Bu dönemde östrojen seviyelerinin yükselmeye başlamasıyla birlikte kadınlarda sosyalleşme isteği, yüksek enerji, motivasyon ve özgüven artışı görülür. Sinirlilik, gerginlik ve kaygı hissi yerini duygusal dengelenmeye bırakır. Ardından ovulasyon döneminde hormon seviyelerindeki değişim nedeniyle bazı araştırmalar ruh halinde olumlu değişimler olabileceğini öne sürmektedir. Kadınların kendilerini en çekici, enerjik, sosyal ve özgüvenli hissettiği dönemdir. Libido en yüksek seviyeye ulaşır. Son olarak luteal faz yani adet öncesi dönem, adet döngüsünün psikolojik olarak en zorlayıcı evresidir. Bu evrede duygusal dalgalanmalar yoğun olarak görülür. PMS (Premenstrüel Sendrom) bu evrede ortaya çıkar. Çevreye karşı tahammülsüzlük, gerginlik hissi, huzursuzluk, her şeye stres olmak ve özellikle tatlı gıdalara karşı aşırı istek görülebilir.
Kadınlar için önemli olan, kişinin kendi döngüsünü takip etmesidir. Böylece hangi dönemlerde daha hassas ya da enerjik hissettiğini fark ederek günlük planlamasını kolaylaştırabilir. Kişilerin bu evrelerde hep mutlu hissetmeye çalışmak yerine, bedenlerindeki değişimleri anlayıp ona göre davranmayı tercih etmeleri daha gerçekçi bir yaklaşımdır. Eğer belirtiler günlük yaşamı ciddi şekilde etkiliyorsa, profesyonel destek almak önemlidir; çünkü bazı durumlarda bu değişimler sıradan ruh hali dalgalanmalarından farklı olabilir.
PMS ve PMDD Nedir?
PMS (Premenstrüel Sendrom), yukarıda da belirtildiği gibi luteal fazda ortaya çıkan bir durumdur. Yaygın adıyla “adet öncesi belirtiler” denilebilir. PMDD yani Premenstrüel Disforik Bozukluk, PMS’nin çok daha ağır bir halidir. Belirtiler, günlük yaşamı gerçekten bozacak kadar yoğun olabilir. Daha ciddi ve klinik bir durumdur. Tedavi, belirtilerin şiddetine göre kişiden kişiye farklılık gösterir. BDT (Bilişsel Davranışçı Terapi), SSRI antidepresanlar (Seçici Serotonin Geri Alım İnhibitörleri), hormonal tedaviler, yaşam tarzı desteği ve sosyal destek bu belirtileri yönetmede yardımcı olabilir.
Toplumsal Bilinç
Birçok toplumda adet olmak, maalesef utanılacak bir konu gibi görülmektedir. Bu durum, kadınların yaşadıkları fiziksel ve psikolojik belirtileri ifade etmelerini zorlaştırabilir ve kadınlar üzerinde daha fazla baskı yaratabilir. Farkındalık ve eğitim ile toplumda adet döngüsüyle ilgili doğru bilginin artması, hem kadınların kendi bedenlerini daha iyi anlamasına hem de çevrelerinden daha fazla destek görmelerine kesinlikle katkı sağlayacaktır.


