“Yok bir şey.”
Bu cümle bazen gerçekten hiçbir şey olmadığını anlatır. Bazen de içeride biriken kırgınlığın, öfkenin veya hayal kırıklığının en kısa hâlidir. Söylemek istediğimiz çok şey vardır ama söylemeyiz. Sonra da karşımızdaki kişinin bunu kendiliğinden anlamasını bekleriz. Anlamadığında ise daha çok kızarız.
Pasif-agresif davranış tam da burada ortaya çıkar: Öfkenin doğrudan ifade edilmek yerine dolaylı yollarla gösterilmesi. Aramak istediği hâlde aramamak, kırıldığı hâlde “önemli değil” demek, bir işi bilerek geciktirmek, unutmuş gibi davranmak, iğneleyici konuşmak ya da “Sen bilirsin” diyerek aslında hiç de karşı tarafın bildiği gibi olmasını istememek…
Günlük hayatta pasif-agresif davranış çoğu zaman kaba bir öfke gibi görünmez. Daha belirsizdir. Bir eş, “Madem arkadaşlarınla buluşacaktın, neden bana sordun ki?” der. Ardından bütün akşam sessizleşir. Bir çalışan, yöneticisine “Tabii, nasıl isterseniz” der ama işi sürekli erteler. Bir arkadaş, “Ben zaten alıştım, kimse beni düşünmüyor” diyerek doğrudan neye ihtiyacı olduğunu söylemek yerine karşı tarafın suçluluk duymasına neden olur.
Bu tepkilerin altında çoğu zaman başka duygular vardır ve başlangıcı çok eskilere dayanabilir. Çocuklukta duyguları yeterince önemsenmeyen, öfkelendiğinde cezalandırılan ya da sürekli “sorun çıkarma” mesajı alan bir çocuk, zamanla ihtiyaçlarını ve kızgınlığını doğrudan ifade etmenin güvenli olmadığına inanabilir. “İtiraz edersem sevilmem.” “İhtiyaçlarım önemli değil.” “Kızarsam karşımdaki beni terk eder.” gibi düşünceler geliştirebilir. Her çocuk, hayatı anlamlandırabilmek için düşüncelere ve inançlara ihtiyaç duyar. Buna göre de başa çıkma yolları geliştirir. Böylece çocuklukta işe yarayan bir kendini koruma biçimi geliştirir. Fakat geçmişteki bu kendini koruma yöntemleri yetişkinlikte ilişkileri zorlaştıran bir davranışa dönüşebilir.
Şema Terapi bu tür derin ve tekrarlayan inançlara “şema” adını verir. Şemalar, kişinin kendisi ve diğer insanlarla ilgili geliştirdiği temel düşünce ve duygu kalıplarıdır. Örneğin çocukken sürekli geri planda kalan biri, yetişkinlikte partneri onu dinlemediğinde yalnızca o anki olaya tepki vermeyebilir. İçinde çok daha eski bir duygu canlanabilir: “Yine önemsenmiyorum.”
Pasif-agresif tepkilerin ortaya çıktığı anda ise farklı duygusal hâller, yani “modlar”, devreye girebilir. Örneğin “Boyun Eğen Çocuk modu”, “İtiraz edersem sorun çıkar” düşüncesiyle kişinin gerçek duygusunu bastırmasına neden olabilir. Ancak bastırılan öfke ortadan kalkmaz. Bu kez “Öfkeli Çocuk modu”, doğrudan konuşmak yerine işi geciktirme, sessiz kalma, imâ etme veya geri çekilme yoluyla örtülü bir şekilde tepki koyar. Bazen de kişi duygularını tamamen kapatır ve ilişkiden uzaklaşır. “Kopuk Korungan” bir hale gelerek kendini yine örtülü bir şekilde ifade eder. Kişi kendisini incinmekten korumak için duygularıyla arasına mesafe koyar. Dışarıdan sakin görünse de içeride “Beni zaten anlamayacaklar” düşüncesi çalışmaya devam edebilir.
Pasif-agresif davranışın kısa vadede bir işlevi vardır: Kişi hem öfkesini bir şekilde ifade eder hem de açık bir çatışmanın riskinden kaçınır. Fakat uzun vadede ilişkiyi yorar. Çünkü karşı taraf neye kızıldığını anlamaya çalışırken ilişki bir iletişim alanından çok bir tahmin oyununa dönüşür. Bu da ilişkiyi daha sağlıksız bir yere çeker.
Peki bu noktada ne yapabiliriz? Psikolojik olarak sağlıklı olan bir yetişkin, duyguları yok saymadan onları açık ve sorumlu biçimde ifade edebilir. Sağlıklı Yetişkin, “Kızgınım ama seni cezalandırmadan bunu söyleyebilirim” diyebilir. “Bunu yaptığında kendimi önemsiz hissettim.” “Şu anda yardımına ihtiyacım var.” “Bu planı istemiyorum ve bunu açıkça söylemek istiyorum.” gibi cümleler kurabilir.
Dönüşüm, önce davranışı fark etmekle başlar. “Şu an gerçekten hiçbir şey yok mu?” diye kendimize sormak önemlidir. Ardından öfkenin altındaki ihtiyaca bakabiliriz: Görülmek mi istiyorum? Yardım mı bekliyorum? Bir sınırım mı ihlal edildi? Reddedilmekten mi korkuyorum?
İlişkilerde olgunluk, hiç öfkelenmemek değildir. Öfkeyi gizli mesajlara, sessiz cezalara ve imâlara dönüştürmeden taşıyabilmektir. Çünkü bazen en sağlıklı cümle, yıllardır söylenmeyen o basit cümledir:
“Buna kırıldım. Bunu sana açıkça söylemek istiyorum.”


