Salı, Ağustos 18, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Kendine Yabancılaşmak: İnsan Ne Zaman Kendi Hayatında Misafir Olur?

Bazen insan hayatına dışarıdan bakıyormuş gibi hisseder. Her şey yerli yerindedir; işi vardır, sorumluluklarını yerine getirir, insanlarla görüşür, gülümser, planlar yapar. Dışarıdan bakıldığında hayat devam ediyordur. Fakat içeride tarif edilmesi zor bir eksiklik vardır. Sanki bütün bunları yaşayan kişi kendisi değilmiş gibi…

İşte tam bu noktada insanın kendisine şu soruyu sorması gerekir: “Ben gerçekten kendi hayatımı mı yaşıyorum, yoksa benden beklenen hayatı mı?”

Kendine yabancılaşmak çoğu zaman bir anda ortaya çıkmaz. Sessizce gelişir. Önce insan kendi isteklerini ertelemeye başlar. “Şimdi sırası değil” der. Sonra başkalarının ihtiyaçları kendi ihtiyaçlarının önüne geçer. Bir süre sonra ne istediğini değil, çevresindekilerin kendisinden ne beklediğini düşünür.

Ve fark etmeden kendi hayatının merkezinden uzaklaşır.

Bunun en belirgin işaretlerinden biri, insanın kendi duygularını tanımakta zorlanmasıdır. “Nasılsın?” sorusuna otomatik olarak “İyiyim” diye cevap verir ama gerçekten nasıl olduğunu düşündüğünde net bir cevap bulamaz. Mutlu mudur, üzgün müdür, öfkeli midir, yorulmuş mudur? Bazen hepsi birbirine karışmıştır.

Çünkü uzun süre başkalarının duygularını anlamaya çalışan insan, kendi duygularını duymayı unutabilir.

Özellikle çocukluk döneminde “uslu”, “uyumlu”, “sorun çıkarmayan” olmak çok fazla ödüllendirildiyse kişi yetişkinlikte de kendi ihtiyaçlarını bastırmaya yatkın olabilir. Hayır demek zor gelir. Birini kırmaktan çekinir. Herkesin iyi olmasını ister. Kendi huzuru bozulmasın diye istemediği şeylere bile “olur” demeye devam eder.

Bir süre sonra ise içinde sessiz bir kırgınlık birikir.

İlginç olan şu ki kişi çoğu zaman neden mutsuz olduğunu da anlayamaz. Hayatında büyük bir problem yoktur ama içinde büyük bir eksiklik vardır.

Çünkü insanın yalnızca “iyi” bir hayata değil, kendisine ait bir hayata da ihtiyacı vardır.

Kendine yabancılaşan kişi çoğu zaman kararlarını da kendi iç sesinden çok çevresinden aldığı mesajlara göre verir. Hangi işi yapması gerektiğini, nasıl görünmesi gerektiğini, kiminle birlikte olması gerektiğini, ne zaman evlenmesi veya çocuk sahibi olması gerektiğini toplumun, ailenin ya da çevresinin beklentileri belirleyebilir.

Bir noktadan sonra insanın kendi sesi ile çevresinin sesi birbirine karışır.

“Ben bunu gerçekten istiyor muyum?” sorusunun cevabını bulmak zorlaşır.

Bazen yıllardır istediğini sandığı şeyin aslında hiç istemediği bir hayat olduğunu fark eder. Fakat bu fark ediş kolay değildir. Çünkü insan yalnızca alışkanlıklarını değil, kendisi hakkında oluşturduğu hikâyeyi de sorgulamak zorunda kalır.

Belki de en zor tarafı budur.

Çünkü kendine dönmek, yıllardır susturduğun bazı gerçekleri duymayı gerektirir.

“Ben aslında yoruldum.”

“Bu ilişki bana iyi gelmiyor.”

“Bu hayat benim istediğim hayat değil.”

“Ben herkesi memnun etmeye çalışırken kendimi unuttum.”

Bu cümleler insanı korkutabilir. Fakat bazen iyileşmenin başlangıcı da tam olarak bu dürüstlükte saklıdır.

Bir başka işaret de insanın sürekli meşgul olmasıdır. Boş kaldığında ne hissedeceğini bilmediği için kendisini işle, telefonla, sosyal medyayla, insanlarla ya da bitmek bilmeyen sorumluluklarla doldurabilir. Sessizlik bazen insanı kendisiyle karşılaştırır. Oysa insanın kendisiyle karşılaşabilmesi için zaman zaman hayatın sesini biraz kısmaya ihtiyacı vardır.

Sosyal medya da bu yabancılaşmayı görünmez biçimde besleyebilir. Başkalarının hayatlarını sürekli izlemek, insanın kendi hayatını değerlendirme biçimini değiştirebilir. “Herkes ilerliyor, ben geride kaldım” düşüncesi oluşabilir. Daha güzel görünmek, daha başarılı olmak, daha çok üretmek, daha mutlu görünmek için çabalarken insan kendi gerçek ihtiyacını gözden kaçırabilir. Oysa görünen hayat ile yaşanan hayat aynı şey değildir.

Beden de bazen zihnin söyleyemediğini anlatır. Sürekli yorgunluk, isteksizlik, huzursuzluk, uyku düzenindeki değişiklikler ya da hiçbir şeyden eskisi kadar keyif almamak, insanın kendisiyle kurduğu bağın zayıfladığını düşündürebilir. Elbette bu belirtilerin farklı psikolojik veya fiziksel nedenleri olabilir; önemli olan onları görmezden gelmemektir.

Kendine dönmek, her şeyi bir anda değiştirmek anlamına gelmez. İşini bırakmak, ilişkini bitirmek ya da hayatını tamamen yeniden kurmak zorunda değilsin. Bazen başlangıç çok daha küçüktür.

Kendi fikrini sormakla başlar.

Bugün ne yapmak istediğini düşünmekle…

Gerçekten istemediğin bir şeye “hayır” diyebilmekle…

Bir başkasının beklentisini karşılamak yerine kendi ihtiyacını fark etmekle…

Ve belki de uzun zamandır ilk kez kendine “Sen nasılsın?” diye sormakla…

Kendine yabancılaşmayı fark etmek, kendini suçlamak için değil, kendini yeniden tanımak için bir fırsattır. Bunun için insan kendisine küçük sorular sorabilir: “Bugün neye ihtiyacım var?”, “Bunu gerçekten istediğim için mi yapıyorum?”, “Kimin onayını almaya çalışıyorum?”, “Hayır dersem ne olacağından korkuyorum?” Bu soruların cevapları bazen yıllardır üzeri örtülen ihtiyaçları görünür hale getirir.

Belki de kendimize verebileceğimiz en büyük izin, her zaman güçlü, uyumlu ve memnun olmak zorunda olmadığımızı kabul etmektir. Çünkü insan ancak olduğu haliyle kendisine yaklaşabildiğinde, hayatıyla yeniden gerçek bir bağ kurmaya başlayabilir.

Çünkü insan kendisini en çok, kendisini sürekli ertelediğinde kaybeder.

Hayatın içinde herkesin bir rolü vardır. Ebeveyn oluruz, eş oluruz, evlat oluruz, çalışan oluruz, arkadaş oluruz. Bu roller hayatımızın önemli parçalarıdır. Fakat bütün bu rollerin altında bir de “ben” vardır.

Ve o “ben” uzun süre duyulmazsa insan dışarıdan hayatını sürdürüyor gibi görünürken içeride kendisinden uzaklaşabilir.

Belki de zaman zaman hepimizin durup kendimize şu soruyu sormaya ihtiyacı vardır:

“Ben bu hayatın neresindeyim?”

Cevap hemen gelmeyebilir. Hatta ilk başta hiçbir şey hissetmeyebilirsin. Bu da normaldir. Çünkü kendini uzun süre dinlemeyen bir insanın iç sesini yeniden duyması zaman alabilir.

Ama küçük bir yerden başlayabilirsin.

Bugün sadece bir karar verirken başkalarının ne düşüneceğini değil, senin ne hissettiğin sor kendine.

Çünkü kendine dönmek bencillik değildir.

Kendine dönmek, hayatındaki herkesten vazgeçmek de değildir.

Tam tersine, kendinle yeniden bağ kurduğunda ilişkilerin, seçimlerin ve hayatınla kurduğun bağ daha gerçek bir hale gelir.

Belki de insanın hayatındaki en önemli yolculuk, başka bir yere gitmek değil; kendisinden uzaklaştığı yeri fark edip yeniden kendisine dönmektir.

Ve bazen hayatı değiştiren en güçlü cümle şudur:

“Artık kendimi de hesaba katacağım”

Eda Tari
Eda Tari
Mühendislik lisansımın ardından insan psikolojisine olan ilgimden dolayı eğitimlerimi bu yöne kaydırdım. Sosyal hizmetler okuduktan sonra yüksek lisans olarak genel psikoloji eğitimimi tamamladım. Hem kendime hem de çevremdeki insanlara farkındalık uyandırmak amacı ile bu alanda ilerlemek istiyorum.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar