Cuma, Ekim 2, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Kendimize Söylediğimiz Küçük Yalanlar

İnsanlara söylediğimiz yalanları fark etmek bazen kolaydır. Sesimiz değişir, gözlerimizi kaçırırız, cümlemiz uzar. Bir yerlerde kendimizi ele veririz. Peki ya kendimize söylediklerimiz? Onları yakalamak çok daha zordur. Çünkü kendimize söylediğimiz küçük yalanlar genellikle gerçeğe oldukça benzeyen cümlelerin içine saklanır: “Şimdi sırası değil.” “Sonra yaparım.” “Ben zaten böyleyim.” “Umurumda değil.”

“Hazır olduğumda başlarım.”

Belki de en ilginç tarafı şu: Çoğu zaman kendimizi kandırmaya çalışırken aslında kendimizi koruyoruzdur. Çünkü bazı gerçekleri bilmek başka, onlarla yüzleşmek başkadır.

“Sonra yaparım.” Muhtemelen hepimizin en sık söylediği küçük yalanlardan biri. Bir işi yapmak, bir karar almak, bir şeye başlamak… Bugün zor geliyorsa onu yarına bırakmak oldukça rahatlatıcıdır.

“Yarın daha enerjik olurum.” “Biraz daha zamanım olsun.”

“Şu yoğunluk geçsin.”

Böylece bugünkü huzursuzluğu birkaç saatliğine erteleriz. Fakat ertelenen yalnızca iş değildir. Bazen kaygıyı, başarısız olma ihtimalini, yeterince iyi yapamama korkusunu ya da vereceğimiz kararın sorumluluğunu da erteleriz. Belki de bu yüzden bazı şeyleri yapmadığımız için kendimize kızarken aslında neyi ertelediğimizi sormamız gerekir. “Görevi mi, yoksa o görevin bizde uyandırdığı duyguyu mu?” Çünkü bazen ertelediğimiz şey yapılacak iş değil, onunla yüzleşmektir.

“Ben zaten böyleyim.” İnsanın kendisi hakkında bir hikâyesi vardır. “Ben çekingenim.” “Ben çok sabırsızım.” “Ben kolay güvenmem.”

“Ben başladığım işleri bitiremem.”

Bu cümleler zaman içinde o kadar tanıdık hale gelir ki, artık bir davranışı anlatmaktan çıkar ve kimliğimizi tanımlamaya başlar. Oysa bugün yaptığımız bir şey, sonsuza kadar yapacağımız anlamına gelmez. Değişmek, geçmişteki halimizi inkâr etmek değildir. Aksine, geçmişte nasıl olduğumuzu kabul edip bundan sonra farklı davranabilme ihtimaline alan açmaktır. Bazen “Ben zaten böyleyim” demek kendimizi tanımak değil, kendimizden beklentimizi azaltmaktır. Çünkü değişme ihtimalini kabul ettiğimizde beraberinde bir sorumluluk da gelir.

“Umurumda değil.” Bazı şeyler gerçekten umurumuzda değildir. Ama bazen bu cümlenin altında bambaşka bir cümle vardır:

“Umurumda ama bunu kabul etmek istemiyorum.”

Birinin bizi kırdığını, reddettiğini, önemsemediğini düşündüğümüzde ya da istediğimiz bir şey olmadığında kendimizi korumanın en kolay yollarından biri onu küçültmektir. “Zaten çok da istemiyordum.” “Benim için fark etmez.”

“Boş ver.”

Bazen gerçekten boş veririz. Bazen de veremediğimiz halde vermiş gibi yaparız. Oysa üzülmek, özlemek, hayal kırıklığı yaşamak ya da bir şeyi gerçekten istemiş olmak utanılacak duygular değildir. Her duyguyu güçlü görünmek uğruna küçültmek zorunda değiliz. Bazen “Bu benim için önemliydi ve olmadı. Buna üzülüyorum.” diyebilmek, “Umurumda değil.” demekten çok daha güçlüdür.

“Hazır olduğumda başlayacağım.”

Belki de değişimin önündeki en ikna edici cümlelerden biri. Çünkü hazır olmayı beklemek mantıklı görünür. Daha özgüvenli olduğumda, daha fazla zamanım olduğunda, korkum geçtiğinde, kendimi daha iyi hissettiğimde başlayacağım. Fakat hayatımızdaki pek çok başlangıç için tamamen hazır olduğumuz bir an gelmeyebilir. İlk adım çoğu zaman korkunun tamamen ortadan kalkmasından sonra değil, korkuyla birlikte atılır. Bazen güven, başlamadan önce sahip olduğumuz bir şey değildir. Başladıkça oluşan bir şeydir. Bu yüzden “Henüz hazır değilim.” cümlesini duyduğumuzda kendimize belki bir soru daha sorabiliriz: “Gerçekten hazır değil miyim, yoksa başarısız olma ihtimaline henüz katlanmaya hazır değil miyim?” İkisi aynı şey değildir.

Peki neden kendimize böyle küçük yalanlar söyleriz?

Çünkü gerçek bazen rahatsız edicidir. Bir gerçeği kabul etmek bazen karar vermeyi gerektirir. Bazen başlamayı. Bazen vazgeçmeyi. Bazen sınır koymayı. Bazen de uzun zamandır istemediğimiz bir şeyi artık istemediğimizi kabul etmeyi. Bu yüzden kendimize söylediğimiz her küçük yalanı kötü bir şey olarak görmek doğru olmayabilir. Bazıları zor bir duyguyla baş edebilmek için kısa süreliğine kullandığımız bir koruma biçimi olabilir. Asıl mesele, o küçük yalanın hayatımızın gerçeğine dönüşüp dönüşmediğidir. “Sonra yaparım” sürekli ertelemeye, “Ben zaten böyleyim” değişime kapanmaya,

“Umurumda değil” duygularımızdan uzaklaşmaya,

“Hazır değilim” ise hiç başlamamaya dönüşüyorsa, artık bize iyi gelmeyen bir cümleyi tekrar ediyor olabiliriz. Belki de kendimize sormamız gereken soru çok daha basit: “Bu cümle gerçekten doğru olduğu için mi ağzımdan çıkıyor, yoksa duyması daha kolay olduğu için mi?” Cevap her zaman hoşumuza gitmeyebilir. Ama kendimize dürüst olmak, bütün hayatımızı bir gecede değiştirmek anlamına gelmez. Bazen yalnızca bir cümleyi fark etmekle başlar. “Sonra yaparım” dediğimizde aslında neden beklediğimizi, “Umurumda değil” dediğimizde gerçekten ne hissettiğimizi, “Ben zaten böyleyim” dediğimizde değişmekten neden çekindiğimizi, belki kendimizi tanımak, kendimiz hakkında bildiğimizi sandığımız şeyleri tekrar tekrar doğrulamak değil; anlattığımız hikâyeleri zaman zaman yeniden sorgulamak demektir. Çünkü bazen kendimize söylediğimiz en küçük yalan, kendimizden sakladığımız en büyük gerçeğin üzerini örter. Ve belki de kendimize karşı dürüstlüğün en güzel hali, kendimizi suçlamak değil; kendimize şu soruyu sorabilmektir: “Gerçekten ne hissediyorum?”

Bazen cevap, değiştirmemiz gereken ilk şeyi gösterir.

Simge Önal
Simge Önal
Simge Önal, psikolog olarak bireylerin duygusal ve davranışsal süreçleri üzerine çalışmalar yürütmektedir. Lisans eğitimini psikoloji alanında tamamlamış olup, çocuk ve ergenlerde kaygı, dikkat ve hiperaktivite sorunları, stres yönetimi ve ebeveyn-çocuk ilişkileri, yetişkin psikolojisi konularına odaklanmaktadır. Çalışmalarında bilişsel davranışçı terapi yaklaşımını benimseyen yazar, spor psikolojisi alanına da yer verdiği yazılarında okuyuculara farkındalık kazandırmayı ve düşünsel bir rehberlik sunmayı amaçlamaktadır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar