Cuma, Eylül 18, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

İçsel Çelişkiler Kapanı: Suçluluk Duygusundan Öz Saygıya

I. İçsel Suçlamalar, Çelişkiler ve Beklenmedik Vedalar

Bazen kendimizi bazı konularda durup dururken suçlayabiliyoruz, ne yazık ki. Bununla birlikte insan, öyle anlarda tek başına ve yalnız kalıyor ki; hiç beklemediği anlarda kendisini bir başına bulabiliyor. Biraz yalnız kaldığında insan, ne yapacağını bilemez hâle gelir. Yaşanan durumların en zor ve en tuhaf şekli ise, hiç beklemediği kişiler tarafından, zihnine ve aklına hiç gelmedik zamanlarda aniden veda edilip terk edilmesidir. Ne gariptir ki bu giden insanların sundukları bahaneler incelendiğinde genelde hep aynı ve tanıdıktır: “Sen çok iyisin, ben seni üzen tarafım; ben yapamıyorum, şu sıralar kafam çok karışık, ben seni hak etmiyorum” gibi cümleler, arkasına sığındıkları bir sürü altı boş, samimiyetsiz bahanedir. Ve bizler, bu tarz insanlar için sebepsiz yere kendimizi harcayıp üzerek yine kendimizi suçlama eğilimine gireriz. Ama o anın sıcaklığıyla aslında şunu göremiyoruz: Sorunun bizimle bir ilgisi olmadığını, o kişinin aslında kendisiyle büyük problemleri, çözemediği içsel çelişkileri olduğunu fark edemiyoruz. O an bunları haklı olarak berrak bir zihinle düşünemiyoruz ve kendi içimizde senaryolar kurma eğilimine direkt yöneliyoruz: “Neden böyle yaptı? Neden bir anda bıraktı? Neden bu ilişki sebepsiz yere bitti? Bir nedeni olmalıydı. Acaba farkında olmadan, istemeden çeşitli bir şey mi yaptım? Bir hatam, bir yanlışım mı oldu?” tarzında zihnimizi yoran bir sürü soruyla baş başa kalıyoruz. Yaptığımız en büyük hata ve kırılma noktası tam olarak burada başlıyor!

II. Kendinden Verilen Ödünler ve İplerin Başkasının Eline Geçmesi

Gerçekle yüzleşmek gerekir: Giden gitmiş, bitiren çoktan bitirmiş, o kişi kendi kararını vermiş ve kendine yeni bir yol çizmiştir. Bizim de tam olarak aynısını yapmamız, yolumuza bakmamız gerekirken; bizler gereksiz yere, bizi hak etmeyen insanları zihnimizde çok fazla büyütüp takıyoruz. Kimi zaman ilişkiler uğruna sınırlarımızı aşan çok fazla fedakârlıklar yapıyoruz, öz varlığımızdan ve benliğimizden çok fazla ödün veriyoruz. En büyük hatayı da bu yaptıklarımızı onlara açıkça belli ederek, adeta gözlerine sokarak başlatıyoruz. İşte tam o an ipler karşı tarafın eline geçmiş oluyor ve biz kendi ellerimizle kendimizi onların gözünde değersizleştiriyoruz bir kere. Anlamıyoruz ki her şeyin bir zamanı, herkesin ve her ilişkinin aşılmaması gereken bir çizgisi, bir sınırı vardır. Bunu insanlara en başından net bir şekilde belli etmek zorundayız. Biz, dünyadaki herkesi kendimiz gibi dürüst ve iyi niyetli zannediyoruz; fakat ne yazık ki kimse bizim gibi değil. Etrafımız, menfaatçi, kötü niyetli, kendisini yönlendirebileceği ve hükmedebileceği kurban arayan kötü kalpli insanlarla dolu. Herkes bir çıkar ve menfaat peşinde koşuyor; kim kimi gözüne kestirirse onu kullanmaya çalışıyor… İnsanlar adeta kendi yüklerini yükleyecek bir günah keçisi arıyorlar.

III. Sınır Çizmek, “Hayır” Diyebilmek ve İpleri Elinde Tutmak

Biz de yaptığımız aşırı hoşgörülü hareketlerle ve sergilediğimiz hesapsız masumluğumuzla o günah keçisi olmayı ne yazık ki kabul etmiş oluyoruz. Kendi sınırımızı çizip mesafemizi hiçbir zaman koruyamadığımız için bu durumla karşılaşıyoruz… Biz, kendi hayatımızın sınırlarını çizemediğimiz için, başkaları gelip bizim üzerimizde sınır çizmeye ve bizi yönlendirmeye çalışıyor. Zamanında ve yerinde “Dur” demeyi bilmediğimiz için bu kısır döngü ne yazık ki bu şekilde sürüp gidiyor. Ama artık anlamalı ve bilmeliyiz ki hiçbir insan bizden üstün veya farklı değil; aslında özünde herkes aynı noktadan başlıyor. Aradaki tek fark şu: Kimisi hayatta her şeye boyun eğip “Evet” demeyi seçerken; kimisi ise öz saygısını koruyup “Hayır” diyebilmeyi, karşı tarafa net bir sınır çizip “Ben değerliyim. Ben istemezsem, benim içime sinmezse buna izin vermem, müsaade etmem” kararlılığını gösterebiliyor. Hayatımızın kontrolü ve ipler tamamen bizim kendi elimizdedir. Ya en başında bu ipleri karşı tarafa teslim edip onların oyuncağı olacağız ya da ipleri kendi elimizde tutarak gerektiği yerde, sadece kendi onayladığımız durumlara müsaade edeceğiz. Hayatımızdaki sınırlarımız, elimizde tutmamız gereken bu ipler gibidir. İşin özüne baktığımızda iki seçeneğimiz var: Ya insanlara bu ipleri verip onların yönlendirmeleri doğrultusunda hareket edeceğiz ya da ipleri kendi elimizde sıkıca tutup hayatımızı, kararlarımızı ve sınırlarımızı kendi irademizle şekillendireceğiz. İnsanların bizi değersizleştirmesine asla ve asla izin vermeyeceğiz.

IV. Öz Saygı, Öz Değer ve Geleceğe Odaklanmak

Hepimiz bu hayatta çok değerliyiz, hepimiz çok önemliyiz. O yüzden sınırlarımızı her zaman net bir şekilde çizmeli, mesafemizi her an korumalıyız. Biz, kendi sınırımızı çizersek, durmamız gereken yeri ve mesafeyi koyarsak, karşı taraf da ancak bunun bilincinde olarak bize saygıyla davranacaktır. Böylece hem kendi gözümüzde hem de toplumda saygı duyulan, duruşu olan bir birey hâline gelmiş olacağız. Başkalarından saygı görebilmemiz için her şeyden önce kendimizi sevmemiz ve kendi öz varlığımıza saygı duymamız gerekiyor. Kendimizi başta biz sevip değer vermeliyiz ki karşı taraftan da hak ettiğimiz bu değeri bekleyebilelim. Ancak bu bilince ulaştığımızda hayatımıza daha sağlıklı, kıymet bilen, değer veren insanlar girecektir. Şunu hiçbir zaman unutmamak gerekir: Durum ne olursa olsun, bir insan ne kadar yoğun veya sıkıntılı olursa olsun; gerçekten isteyen insan yazar, aramak isteyen arar, sormak isteyen bir yolunu bulup sorar. Hiçbir çözüm üretmeden, çabalayıp emek sarf etmeden çekip giden bir insan zaten size hiçbir zaman gerçek anlamda değer vermemiştir, sizi hiç sevmemiştir. Sebepsiz yere arkasını dönüp giden ve bir sürü bahaneyi öne süren biri için kafaya takmaya, üzülmeye ve onu umursamaya değmez. Böyle toksik insanların hayatımızdan çıkmış olmasını bir kayıp değil, büyük bir şans ve kazanç bilmeliyiz. Kendimize temiz ve yeni bir yol çizerek hayatımıza kararlılıkla devam etmeliyiz. Kimsenin arkasından yas tutup ağlayarak “O bana bunu yaptı, ben onun için şunları yapmıştım” diye dövünmek yerine; “Şu saatten sonra hayatımda neleri değiştireceğim, kendimin bu zayıf özelliklerini nasıl geliştireceğim, insan ilişkilerimde bundan sonra nasıl daha dikkatli olacağım?” diyerek olgunca hareket etmeliyiz. Hayatta hiç kimse vazgeçilmez değildir; herkes herkesten yeri geldiğinde vazgeçebilir ve vazgeçmelidir. Geride kalan geçmişe ve kişilere değil; önümüzde duran aydınlık hayallerimize, hedeflerimize odaklanmalı ve onlara koşmalıyız. Biz başaracağız, biz kendi yolumuzu çizeceğiz. Kendimize saygı duyuyoruz, kendimizi çok seviyoruz ve biz son derece değerliyiz!

Önceki İçerik
Sonraki İçerik
Rümeysa KIRDAR
Rümeysa KIRDAR
Adım Rümeysa soyadım KIRDAR.İstanbul Gedik Üniversitesi Psikoloji bölümü 3.sınıf öğrencisiyim. İstanbul Gedik Üniversitesi’nde sosyal organizasyon bölümünde kulüpte yönetim ekibindeyim.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar