Giriş Gece yarısı saat iki. Uyku tutmamış, içinizi bir şeyler kemiriyor. Yakın bir arkadaşınızı aramak istemiyorsunuz.
Ailenize de anlatmak istemiyorsunuz. Belki bir terapiste ulaşmanız mümkün değil. Telefonu açıp bir sohbet robotuna yazıyorsunuz."Bugün kendimi çok kötü hissediyorum." Saniyeler içinde yanıt geliyor: "Bunları benimle paylaşman çok cesurca.
Seni anlıyorum." Peki gerçekten anlıyor mu? Yoksa yalnızca anladığını söylemeyi mi öğrendi? Psikoterapinin doğuşu bir dinleme hikâyesidir.
Breuer'in hastası Anna O., konuşarak rahatlayışını "konuşma kürü" (talking cure) diye adlandırmış; Freud ve Breuer bu gözlemi 1895 tarihli Histeri Üzerine Çalışmalar'da temellendirmişti (Fitzgerald, 2013) . Yani "dinlemenin iyileştirdiği" fikri, mesleğimizin beşiğinde duruyor. Bugün ise o dinleme giderek bir makineye devrediliyor.Ruh sağlığı alanındaki güncel araştırmalar, insanların yapay zekâ tabanlı sistemleri duygusal ve ruh sağlığı desteği amacıyla giderek daha fazla kullandığını gösteriyor (Ueda et al., 2026).
Bu durum görülmek isteyen bir varlık olan insan için şaşırtıcı olmamakla beraber; burada yeni olan şey makinelerin dinlemesi değil; bizim onlara anlama gücü atfetmemiz.Bu durumun geçmişi de aslında oldukça eski. Weizenbaum'un 1966'da yazdığı ELIZA, bir terapisti taklit eden ilk programdı. Yaratıcısı, insanların bu programa gerçek bir anlayış yakıştırdığını görünce dehşete kapılmış, kendi icadını "canavar" diye nitelemişti (Holohan & Müller, 2024) .Bugün “ELIZA etkisi” olarak adlandırılan bu eğilim, insanların bilgisayar sistemlerine insana özgü anlayış, niyet ve duygular atfetmesini ifade ediyor.
Psikodinamik dilde söylersek bu bir yansıtmadır (projeksiyon): boş bir ekrana, kendi ihtiyacımız olan yüzü çizeriz. Yapay zekâ bize son derece kişisel görünen cümleler kurduğunda, karşımızdaki sistemin gerçekten bizi gördüğünü düşünmeye başlayabiliriz. Peki dinlemek ile anlamak arasındaki fark nedir ?
Klinikte anlamak, yalnızca kelimeleri çözümlemek değildir. Danışan “iyiyim” dediğinde terapist yalnızca bu kelimeyi duymaz; ses tonundaki değişimi, yüzündeki ifadeyi, el-kol hareketlerini, ortaya çıkan sessizliği ve ilişkinin o anda aldığı biçimi de izler. Bazen söylenmeyen, söylenen kadar önemlidir.
Winnicott’un “holding” kavramı tam da burada anlam kazanır. Terapist, danışanın henüz kendi başına taşıyamadığı dağınık ve yoğun deneyimlerini güvenli bir ilişki içinde tutar. Terapötik ilişki yalnızca bilgi alışverişi değildir; iki insanın birbirinden etkilenerek anlam ürettiği bir alandır.Terapist de bu ilişkinin dışında değildir.
Danışanın anlattıkları onda duygular uyandırır; terapist bu duyguları fark eder, düşünür ve ilişki içinde kullanır. Psikodinamik yaklaşımın karşı aktarım dediği süreç, tam da bu karşılıklılığın önemli bir parçasıdır.Yapay zekâ ise böyle bir deneyimi yaşamaz.Ne kadar gelişmiş olursa olsun, bir insanın yanında bulunmanın, onun sessizliğinden etkilenmenin ya da onun hikâyesinin kendi içinde uyandırdığı duygularla çalışmanın öznesi değildir (Govrin, 2025).Ve belki de tam burada tuhaf bir şey olur. Bazen yapay zekânın verdiği yanıt o kadar yerinde olur ki tüylerimiz diken diken olabilir.
Cümle tanıdık gelir; fakat aynı zamanda ürkütücü biçimde yabancıdır. Haber ve arkadaşlarının (2025) tartıştığı üzere, bu deneyim Freud’un “tekinsiz” (das Unheimliche) kavramını düşündürebilir: Tanıdık olanın bir anda yabancılaşması.Sistem sizi “görüyor” gibi hissedebilir.Oysa belki de yaptığı şey sizi görmek değil, sizin dilinizden iz sürmektir. Neden yine de kendimizi daha anlaşılmış hissediyoruz?
İşin en ilginç tarafı burada başlıyor.Yapay zekâ bizi bölmez. Yorulmaz. Gece üçte bile oradadır.
Yargılamaz, sabırsızlanmaz ve çoğu zaman bütün dikkatini bize yöneltir. Bu nedenle bazı insanlar için AI sohbet robotları, modern dünyanın en ulaşılabilir aynalarından biri hâline gelmiştir.Araştırmalar da bu deneyimi tamamen hayali görmememiz gerektiğini gösteriyor. Kullanıcıların yapay zekâ tabanlı sistemlerle insan terapistlere benzer bir terapötik ittifak algılayabildiği bulunmuştur (Beatty et al., 2022).
Dahası, bazı araştırmalarda yapay zekâ tarafından üretilen yazılı empati ifadeleri insan tarafından verilen yanıtlara tercih edilmiştir (Gabriels & Goffin, 2026).Burada durup şunu düşünmek gerekiyor: Aynalanmak ile gerçekten anlaşılmak aynı şey midir ? Belki de yapay zekânın çekiciliği, tam olarak bize sunduğu bu kusursuz aynadan geliyor. Fakat terapinin amacı her zaman kendimizi iyi hissetmek değildir.Bazen terapist bize duymak istemediğimiz şeyi söyler.
“Bunu söylediğinizde gözleriniz başka bir şey anlatıyor.” “Bu öfkenin altında başka bir duygu olabilir mi?” “Bunu ilk kez ne zaman böyle hissettiğinizi hatırlıyor musunuz?” Terapötik ilişki yalnızca onaylamaz; zaman zaman yüzleştirir, rahatsız eder ve düşünmeye zorlar. Yapay zekâ ise çoğu zaman kullanıcının duygusal ihtiyacına uyum sağlayacak biçimde yanıt üretir. Bu, kısa vadede rahatlatıcı olabilir.
Fakat uzun vadede kişi kendi iç dünyasını, sistemin kolayca işleyebildiği ve ödüllendirdiği bir dile dönüştürmeye başlayabilir. Karmaşık, çelişkili ve henüz adlandırılamamış duygularını “temizleyerek” sunabilir (Govrin, 2025). Asıl mesele tam da budur.Çünkü iyileşme yalnızca kendimizi ifade edebilmek değildir.
Bazen henüz ifade edemediğimiz şeyi, başka biriyle kurduğumuz ilişkinin içinde keşfetmektir. Peki yapay zekâ tamamen dışarıda mı kalmalı? Bence mesele “yapay zekâ mı, terapist mi?” gibi basit bir ikilik kurmak değil.
Yapay zekâ; ulaşılabilirlik, düşük maliyet, 7/24 destek ve özellikle hafif düzeyde kaygı, stres ve duygusal sıkıntılarda destekleyici bir araç olma açısından önemli bir potansiyele sahip. Güncel araştırmalar da yapay zekâ tabanlı ruh sağlığı uygulamalarının belirli koşullarda yararlı olabileceğini, ancak profesyonel psikoterapinin yerine geçmekten ziyade onu tamamlayan bir kaynak olarak değerlendirilmesi gerektiğini vurguluyor (Abd-Alrazaq et al., 2023).Dolayısıyla sorun yapay zekânın konuşması değil.Sorun, konuştuğu için onu insan sanmamız.Bir sohbet robotu size son derece doğru bir cümle kurabilir. Sizi rahatlatabilir.
Hatta bazı anlarda bir insandan daha empatik bile görünebilir. Fakat “empatik görünmek” ile empatiyi deneyimlemek aynı şey değildir.Belki de önümüzdeki yıllarda asıl tartışmamız gereken soru şu olacak: Yapay zekâ bizi anlayabilir mi? Ama bundan daha önemli bir soru var: Biz, onun tarafından anlaşılmış hissettiğimizde gerçekten neyin anlaşılmış olduğunu düşünüyoruz?
Belki de psikoterapinin geleceği, makinelerin insan gibi konuşmayı öğrenmesinden çok, insanların insan tarafından anlaşılmanın ne anlama geldiğini unutmamasına bağlı olacak. Çünkü “konuşma kürü”nün özünde yalnızca konuşmak yoktur. Bir başkasının zihninde, duygusunda ve varlığında yer bulmak vardır.
Ve belki de anlaşılmak, hâlâ bir başka insanın gözlerinde gerçekleşen bir olaydır.
Kaynakça
- Abd-Alrazaq, A., AlSaad, R., Alhuwail, D., Ahmed, A., Healy, P. M., Latifi, S., Aziz, S.,
- Damseh, R., Alabed Alrazak, S., Sheikh, J., & Househ, M. (2023). Systematic review and , meta-analysis of AI-based conversational agents for promoting mental health and well-being. npj Digital Medicine, 6(236). https://doi.org/10.1038/s41746-023-00979-5
- Beatty, C., Malik, T., Meheli, S., & Sinha, C. (2022). Evaluating the therapeutic alliance with a free-text CBT conversational agent (Wysa): A mixed-methods study. Frontiers in Digital Health, 4, 847991. https://doi.org/10.3389/fdgth.2022.847991
- Fitzgerald, P. E. (2013). Introduction. In Therapy talk: Conversation analysis in practice (pp. 1–28). Palgrave Macmillan. https://doi.org/10.1057/9781137329530_1 Haber, Y., Hadar Shoval, D., Levkovich, I., Yinon, D., Gigi, K., Pen, O., Angert, T., & Elyoseph,
- Z. (2025). The externalization of internal experiences in psychotherapy through generative artificial intelligence: A theoretical, clinical, and ethical analysis. Frontiers in Digital Health, 7, 1512273. https://doi.org/10.3389/fdgth.2025.1512273
- Holohan, M., & Müller, R. (2024). Beyond humanism: telling response-able stories about significant otherness in human-chatbot relations. Frontiers in psychology, 15, 1357572. https://doi.org/10.3389/fpsyg.2024.1357572
- Gabriels, K., & Goffin, K. (2026). Therapy chatbots and emotional complexity: do therapy chatbots really empathise?. Current opinion in psychology, 68, 102263. https://doi.org/10.1016/j.copsyc.2025.102263
- Govrin, A. (2025). Beyond the black box: Why algorithms cannot replace the unconscious or the psychodynamic therapist. Frontiers in Psychiatry, 16, 1614125. https://doi.org/10.3389/fpsyt.2025.1614125 Ueda, M., Birnbaum, M. L., Liu, Y., Yu, Q., Tian, X., Mirer, A., Ramanathan, S., & Sinyor, M. (2026). Help-Seeking in the Age of AI: Cross-Sectional Survey of the Use and Perceptions of AI-Based Mental Health Support Among US Adults. JMIR mental health, 13, e88196. https://doi.org/10.2196/88196
