Salı, Mayıs 26, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Modern İlişkilerde Görünmez Mesafe: Duygusal İhmal

Elleri birbirine sıkıca kenetlenmiş, gözleri sevgiyle bütünleşmiş, arka planda romantik bir müzik eşliğinde paragraflarca birbirlerine olan sevgisini anlatan çiftler, telefonunuzun ekranından teker teker kayarken kendinizi düşünürken buldunuz: “Acaba bizim ilişkimizde bir problem mi var? Bunlar sürekli böyle ama biz kesinlikle her an böyle değiliz. Yanlış mı yapıyoruz?”

Özellikle sosyal medyanın hayatımıza dahil oluşu ve bir yaşam tarzını gözler önüne sunmasıyla bu tür içsel sorgulamaların daha çok arttığını gözlemliyorum. Bu çiftler yalnızca hayatı değil, her anı, her beğeniyi ve her başarıyı ‘kusursuz bir uyumla’ paylaşıyor gibi görünüyorlar. Peki, bu mükemmel ilişkiler gerçekten mükemmel mi? Ekranın arkasında yüzlerce hatta belki binlerce beğeni alan fotoğraf karelerinin hemen sonrasında ne oluyor? Kamera kapandığında, filtreler kalktığında dışarıdan en ayrılmaz görünen çiftlerde dahi kendi içlerinde derin bir duygusal kopuş ve sessiz bir fırtına olabilir mi? Elbette olma ihtimali vardır. Aslına bakacak olursanız, sosyal çevrenizde ve sosyal medyanızda birliktelermiş gibi görünen, ancak aralarında herhangi bir köprü kalmamış birçok çiftin varlığı mümkündür. Bu, öyle sessiz ilerleyebilen bir süreçtir ki, bu kişilerin çoğu yolun bittiğini, köprünün ise çoktan yıkılmış olduğunu tam da köprünün dibine geldiklerinde fark ederler.

Eğer psikoloji alanına ilgi duyuyorsanız, muhtemelen ‘duygusal ihmal’ kavramını daha önce duymuşsunuzdur. İlişkilerde kırılma denilince akla gelen büyük sadakatsizlikler, şiddetli kavgalar ya da gürültünün aksine, duygusal ihmal genellikle sessiz gelişen bir durumdur. Partnerlerden birinin bir heyecanını, kırgınlığını veya gün içerisindeki stresini paylaştığında karşı taraftan aldığı “Hıhı tamam. Ona sonra bakarız, boşver de şunu napacağız?” gibi geçiştirici ya da donuk tepkiler bile duygusal ihmalin sınırları içerisine girer. Ancak duygusal ihmal her zaman bu formatta olmaz. Bazen daha ‘iyi niyetli’ maskeyle de karşımıza çıkabilir. Partneriniz size içindeki bir boşluğu, başarısızlık hissini veya kaygıyı açtığında onu gerçekten dinlemek yerine hemen “Aman canım, ne var bunda? Sen neleri atlattın, bak ne güzel sağlığımız yerinde, hadi gel bir kahve içelim, keyfimiz yerine gelsin” diyerek konuyu kapatmak da bir ihmal göstergesi olabilir. Niyeti kötü değilmiş gibi görünen bu örnekler, zamanla ilişkinizi ‘ciddi’ bir problemden daha çok sarsabilir.

Abraham Maslow’un 1954 yılında kavramsallaştırdığı ünlü İhtiyaçlar Hiyerarşisi’nde ilk basamaklar fiziksel ihtiyaçlar ve güvenlik ihtiyacı için ayrılmıştır. Bunları tamamlayamayan bireylerin daha üstteki basamaklarla alakalı kaygılarının oluşması zordur. Fakat bunlar tamamlandığında, yani modern çağa göre çift bir evde yaşayabildiğinde ve faturaları ödeyebildiğinde, piramidin üst basamaklarındaki ihtiyaçlara yönelirler. Burada ait olma, sevgi görme, değer görme gibi daha özel ihtiyaçlar bulunur. Bu durumda, modern çağın şartlarına göre görülmek, duyulmak, onaylanmak gibi ihtiyaçlar evin içerisinde aranır. Halihazırda dış dünya stresli, kaygılı ve rekabetçi olabiliyorken, bireyler partnerlerine ‘güvenli liman’ olarak sığınmak ister. Ancak o limanda duygusal boşlukla karşılaşıldığında aidiyet ve güven hissi zedelenebilir. İlişki, kişiyi besleyen bir yer olmaktan çıkıp, enerjisini emen bir alana dönüşebilir.

Genellikle yazılarımın bir yerine iliştirdiğim sorulardan biri şu olur: “Bütün bunları okuduk, bazılarının bizim ilişkimizde de olduğunu fark ettik. Geç mi kaldık? Ne yapılabilir?” Eğer bu yazıyı okurken ya da araştırmalar yaparken bir şey fark ettiyseniz, üstelik bir de ne yapabileceğinizi düşünmeye başladıysanız, artık dönüşümün iki güçlü anahtarı elinizde demektir: Farkındalık ve değişim isteği.

Öncelikle dönüşümün çok büyük adımlar, bir anda akıl almaz değişimler ya da sosyal medya örneğimize dönersek pahalı hediyeler, havai fişekler ile yapılabileceği bilgisini elemeniz gerekir. Gerçekten ‘iyileşme’ arzusuyla yapılan değişimlerin önemli olan yanı sürdürülebilir olmasıdır. Göz teması kurarak partnerinizi dinlemek, savunmaya geçilecek mi diye düşünmeden ne anlattığına kulak vermek, sadece aynı odayı değil, aynı duyguyu paylaşmaya çalışmak, “Sana ihtiyacım var.” gibi ihtiyacınızı açık bir şekilde dillendirebildiğiniz paylaşımlar kurmak, köklü ve sürdürülebilir bir değişimin parçaları olabilir.

İşte bu zorlu mesafeyi aşmakta zorlandığınızda, çift terapisi ilişkiyi yeniden keşfetmek için güvenli bir alan sunar. Size sadece birbirinizi duymayı değil, birbirinizin hislerini gerçekten fark etmeyi öğretir. Bu süreç, ilişkide anlık çözümler bulmanın ötesine geçerek eşlerin birbirine kalıcı, şefkatli ve sürdürülebilir yollarla yeniden bağlanmasını sağlar. Dönüşümün son ve en önemli noktalarından biri genellikle uzmanın ve çiftin odada bulunduğu o ilk seansta başlar.

Ceren Ecem Kılıç
Ceren Ecem Kılıç
Psikolojik Danışman ve Psikolog Ceren Kılıç, ergen, genç yetişkin ve yetişkinlerle bireysel terapi süreçleri yürütmektedir. Psikoloji ve PDR alanlarındaki çift lisans eğitimiyle, bilişsel davranışçı terapi temelli olmak üzere eklektik bir yaklaşımı benimser. Çalıştığı gruplarla uyumlu içerikler üretmeye ve psikolojik bilgiyi dijital mecralarda ulaşılabilir kılmaya özen göstermektedir. Yazılarında sıklıkla çalıştığı yaş gruplarında gözlemlediği ihtiyaçlara öncelik verme hedefindedir. Dezavantajlı grupları odağına alan gönüllü projelerde aktif rol alarak, sosyal sorumluluğu mesleki yolculuğunun temel taşlarından biri olarak konumlandırır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar