Cumartesi, Eylül 19, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

BEDENİN YANKISI Somatizasyon: Bedenin Fragmanı, Kalbin Yankısı

Kalp acır mı? Modern yaşamın hızla değişen dinamikleriyle birlikte insan bedeni, çoğu zaman zihnin taşıyamadığı yüklerin sessiz tanığı haline geliyor. Duyguların kelimelere dökülemediği, bastırıldığı ya da yok sayıldığı durumlarda beden devreye giriyor ve konuşmaya başlıyor. Bu konuşma, baş ağrısı, mide bulantısı, kas ağrıları, çarpıntılar gibi çeşitli bedensel belirtilerle kendini gösteriyor. Psikolojide bu olguya somatizasyon adı veriliyor. Somatizasyon, bir anlamda bedenin, yaşanamayan, ifade edilemeyen ya da bilinç dışına çıkamayan duyguların “fragmanı” haline gelmesidir.

Somatizasyon, ruhsal kökenli bir sıkıntının bedensel belirtilerle dışa vurulmasıdır. Kişi, tıbbi bir neden bulunamayan ya da bulunan nedenin semptomları açıklamakta yetersiz kaldığı fiziksel şikayetler yaşar. Bu belirtiler genellikle baş ağrısı, mide problemleri, yorgunluk, kas ağrıları, çarpıntı, nefes darlığı gibi yaygın belirtileri kapsar. Somatizasyonun temelinde bastırılmış duygular, çözülmemiş travmalar, stres, anksiyete ve depresyon gibi psikolojik durumlar yer alabilir. Burada önemli bir nokta, kişinin bu semptomları bilinçli olarak uydurmadığıdır. Yani, somatizasyon bir “numara yapma” durumu değildir. Sahte bir durumu ifade etmez. Kişi, hissettiği fiziksel acıyı gerçek olarak yaşar. Aslında bu durum, bedenin yardım çağrısıdır, kelimelere dökülemeyen bir içsel çatışmanın dışavurumudur.

Duygular sözcüklere dökülemediğinde, travmalar işlenemediğinde ya da birey içinde bulunduğu ruhsal sıkıntının farkına varamadığında, zihin bu yükü bedene devreder. Bir anlamda paslamak gibi düşünebiliriz. Beden, geçmişin yükünü taşır, beden kayıt tutar. Bastırılan her korku, ifade edilemeyen her öfke, yaşanamamış yaslar ya da kabul edilememiş hayal kırıklıkları zamanla fiziksel bir bedene bürünerek kişiye geri döner. Bu nedenle somatizasyonu sadece bir rahatsızlık olarak görmek yerine, bedenin ruhsal yaralara dair verdiği ipuçları olarak değerlendirmek gerekir. Tıpkı bir film fragmanı gibi, bu belirtiler de altta yatan derin bir hikâyenin özetidir.

Somatizasyon yalnızca bireysel bir süreç değil; aynı zamanda toplumsal ve kültürel yapılarla da yakından ilişkilidir. Özellikle duyguların açıkça ifade edilmesinin ayıp, zayıflık ya da tehlikeli olarak görüldüğü toplumlarda somatizasyon daha yaygın görülmektedir. Örneğin, erkeklerin ağlamasının hoş karşılanmadığı ya da kadınların öfkelerini bastırmalarının beklendiği kültürel kalıplarda, bu duygular beden aracılığıyla kendine çıkış yolu bulur. Ayrıca psikolojik yardım alma konusundaki önyargılar da bu tabloyu besler. Birçok birey, ruhsal sıkıntılarını kabul etmek ya da bir uzmana başvurmak yerine fiziksel belirtileri öne sürerek yardım arayışına girer. Bu noktada hem bireyin hem de toplumun ruh sağlığına dair farkındalığının artırılması kritik önemdedir.

Somatizasyonun tanısı, dikkatli bir tıbbi değerlendirme ile başlar. Öncelikle belirtilerin organik bir nedeni olup olmadığı araştırılır. Fakat fiziksel bir neden bulunamasa bile belirtilerin “gerçek dışı” olduğu anlamına gelmediği unutulmamalıdır. Tanı sürecinde psikiyatri ve psikoloji uzmanlarının katkısı önemlidir. Süreçte psikoterapi etkili olabilir. Bedenin tuttuğu kaydın, terapi odasında açığa vurulması süreci işlevsel bir noktaya doğru hareket ettirir. Kişinin duygularını tanıması, ifade etmesi ve geçmiş travmalarıyla yüzleşmesi, semptomların azalmasına yardımcı olabilir. Ayrıca gevşeme teknikleri, stres yönetimi, mindfulness ve beden farkındalığı çalışmaları da destekleyici unsurlar olarak kullanılabilir.

Beden ve zihin ayrılmaz bir bütündür. Beden, sadece zihnin bir taşıyıcısı değil; aynı zamanda onunla sürekli etkileşim içinde olan aktif bir varlıktır. Somatizasyon, bu bütünlüğün en çarpıcı göstergelerinden biridir. Zihin sustuğunda, beden konuşur. Bu nedenle, bedensel belirtilere sadece fiziksel açıdan değil, aynı zamanda duygusal ve ruhsal düzeyde de bakmak gerekir. Belki de bedenin verdiği bu sinyaller, kendimize dair daha derin bir anlayışa ulaşmak için bir fırsattır.

Somatizasyon, bireyin ruhsal durumunu beden üzerinden ifade etme çabasıdır. Bu, fark edilmek, anlaşılmak ve iyileşmek isteyen içsel bir çağrıdır. Bu çağrıyı bastırmak ya da sadece ilaçlarla susturmaya çalışmak, sorunun kökenine inilmeden semptomlarla savaşmak anlamına gelir. Oysa çözüm, bedenin söylediklerini dinlemekte ve onun gösterdiği yönü izlemekte gizlidir. Bedenin sessiz gürültüsünü duymak, bedenin fragman olarak sunduğu bu kısa özetleri ciddiye almak, bütünsel sağlığımıza giden yolda atılacak en önemli adımlardan biridir. Çünkü beden yalan söylemez. Sadece bizim onu anlamamızı bekler. Ancak anladığımız yerden iyileşmeyi başlatabiliriz… Duyduğumuz kadar hikayemizi geliştirip dönüştürebiliriz.

Bedenin bu fragmanının, esas hikayesini merak ediyor musun?

CANSU ANGIN
CANSU ANGIN
Cansu Angın, Uzman Psikolog ve EMDR Avrupa onaylı sertifikalı EMDR terapistidir. Psikoloji lisansını İstanbul Ticaret Üniversitesi'nde bölüm birinciliği ve üstün onur derecesiyle tamamlamış, ardından aynı üniversitede Yüksek Lisans eğitimini de başarıyla tamamlamıştır. Klinik, eğitim ve akademik alanlarda, hastane ve çeşitli kuruluşlarda deneyim kazanmaya ve görevlerine devam etmektedir. Academy of Cognitive Therapy (ACT) sertifika programına birebir uyumlu olarak Kognitif Terapi Workshop sertifikasına sahip olan Cansu Angın, EMDR Europe tarafından verilen uluslararası geçerliliğe sahip "EMDR Sertifikalı Terapist" unvanını kazanmış ve travma üzerine uzmanlaşmıştır. Çalışmalarını, psikolojik travma alanında yoğunlaştırmıştır. Ayrıca, yapımcısı ve sunucusu olduğu “Terapi Odası” isimli psikoloji programını gerçekleştirmiş ve bu programın patent sahibidir. Duyguların tanınmasında, çatışmaların çözülmesinde ve daha işlevsel bir yaşamda insanları doğru bilgiyle buluşturmanın önemine inanarak, psikolojiye dair bütünsel duruşuna devam etmektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar