Bir ayrılığın ardından kendimize bazen şu soruyu sorarız: “Ben onu mu özlüyorum, yoksa onunla birlikte yaşadığım hayatı mı?” Çünkü bazı ayrılıklarda özlediğimiz şey yalnızca bir insan değildir. Onunla yaptığımız kahvaltıları, birlikte gidilen yerleri, gece gelen mesajları, belirli şarkıları ya da onun yanındayken olduğumuz kişiyi de özleriz. Hatta bazen özlediğimiz kişi, ilişkinin son dönemindeki gerçek kişi bile olmayabilir. Onunla birlikteyken kendimizde ortaya çıkan bir versiyon olabilir.
İlişkiler yalnızca iki insanın birbirini sevmesinden ibaret değildir. Yakın ilişkiler zaman içerisinde kişinin kendilik algısına da dahil olur. Sosyal psikolojideki Benliğin Genişlemesi Modeli (Self-Expansion Model), yakın ilişkilerin kişinin benliğine yeni özellikler, deneyimler, bakış açıları ve olanaklar katabileceğini öne sürer. Başka bir ifadeyle, sevdiğimiz insanın dünyasından bazı parçalar zamanla bizim dünyamızın da parçası haline gelir.
Bu nedenle bir ilişki sona erdiğinde kayıp yalnızca “o kişi artık hayatımda değil” şeklinde yaşanmayabilir. “Ben artık kimim?” sorusu da ortaya çıkabilir. Çünkü belki onunla birlikte daha sosyal biriydiniz. Yeni yerler keşfediyordunuz. Daha çok gülüyordunuz. Bir şeyleri paylaşmak için sabırsızlanıyordunuz. Belki onun yanında daha cesur, daha neşeli, daha özgüvenli ya da daha sakin hissediyordunuz. Ve ayrılıktan sonra bazen aslında özlediğimiz şey tam olarak budur: Onun yanında olduğumuz kişi.
Peki neden böyle olur?
Bunun bir nedeni bağlanma sistemimizle ilişkilidir. Bowlby’nin bağlanma yaklaşımı yetişkin romantik ilişkilerine uyarlandığında, partnerlerin yalnızca romantik eşler değil, aynı zamanda güven, yakınlık ve duygusal düzenleme açısından önemli figürler haline gelebildiğini görüyoruz. Hazan ve Shaver da romantik aşkı yetişkin bağlanmasının bir biçimi olarak ele almıştır. Bu yüzden bir ilişki sona erdiğinde yalnızca alışkanlıklarımız değil, güven duygumuz, günlük düzenimiz ve duygularımızı düzenleme biçimimiz de etkilenebilir.
Üstelik ilişkiler zaman içerisinde bize kendimiz hakkında da bazı şeyler öğretir. “Ben onun yanında rahatlıyorum.” “Beni anlayan biri olduğunda kendimi daha değerli hissediyorum.” “Birlikteyken daha üretkenim.” gibi deneyimler, kişinin kendisiyle ilgili algısının ilişkiyle bağlantılı hale gelmesine neden olabilir. Psikolojide ilişkiye bağlı özdeğer (relationship-contingent self-esteem) olarak ele alınan durumda kişinin kendine verdiği değer, romantik ilişkinin nasıl gittiğine daha fazla bağlanabilir. Araştırmalar, bu tür bir özdeğer yapısında günlük ilişkisel olayların kişinin özsaygısındaki dalgalanmalarla daha güçlü bağlantılı olabildiğini göstermektedir.
Bu durumda ayrılık yalnızca “sevdiğim insanı kaybettim” anlamına gelmez. Bazen bilinçdışında şu anlama da gelebilir: “Kendimin bir parçasını da kaybettim.” Peki gerçekten onu mu özlüyoruz? İşte burada biraz durmak gerekir. Birini özlemek, onunla yeniden birlikte olmamız gerektiğinin kanıtı değildir. Çünkü özlem, ilişkinin tamamını hatırlamaz. Zihnimiz çoğu zaman kişinin kendisini, ilişkinin güzel anlarını ve o ilişkinin bizde yarattığı duyguları birbirine karıştırabilir.
Örneğin “Onunla çok mutluydum” cümlesinin içerisinde aslında birkaç farklı şey olabilir: “Onunla kendimi güvende hissediyordum.” “Hayatım daha anlamlı geliyordu.” “Yalnız değildim.” “Birine ait olduğumu hissediyordum.” “Onun yanında kendimi daha çok seviyordum.” Bunların hepsi aynı şey değildir. Belki de özlediğimiz kişi kadar, onunla birlikte kurduğumuz hayat senaryosunu özlüyoruz. Bu yüzden ayrılık sonrasında kendimize yalnızca “Onu neden unutamıyorum?” diye sormak yerine, “Onun hayatımda olduğu dönemde kendimde neyi seviyordum?” diye sormak daha anlamlı olabilir. Çünkü cevap bazen ilişkinin kendisinden çok daha fazla şey anlatır.
Ayrılığın ardından benlik neden boşlukta kalabilir?
Araştırmalar, kişinin ilişki içerisinde kendisini ne kadar genişlettiğiyle ayrılık sonrasında yaşadığı benlik kaybı arasında ilişki olabileceğini gösteriyor. Özellikle kişinin ilişki sayesinde yeni özellikler, deneyimler ve kimlik parçaları kazanması, ilişki sona erdiğinde daha belirgin bir “benlik daralması” hissine yol açabiliyor. Bu yüzden ayrılıktan sonra yaşanan boşluk her zaman “onu çok seviyorum” anlamına gelmez. Bazen o boşluk, “Hayatımın o kısmını nasıl yeniden kuracağımı henüz bilmiyorum” anlamına gelir. Ve belki iyileşmenin önemli bir kısmı da burada başlar. Kendimize yeniden şu soruları sormakta: “Ben onun yanındayken kimdim?” “Bende ortaya çıkan hangi özellikleri hâlâ taşıyorum?” “Onunla yaptığım ama aslında benim de sevdiğim neler vardı?” “Bunları onsuz yeniden hayatıma nasıl dahil edebilirim?” Çünkü bir ilişki bittiğinde, ilişkinin bize kattığı her şeyin de bitmesi gerekmez.
Belki onunla keşfettiğimiz bir şehir hâlâ bizim için güzeldir. Belki onun yanında öğrendiğimiz bir hobi bize hâlâ aittir. Belki birlikte ortaya çıkan neşeli, cesur ya da meraklı tarafımız aslında hiçbir zaman yalnızca ona ait değildi. O kişi, belki sadece o tarafımızın ortaya çıkmasına aracılık etmişti. Bu nedenle bazı ayrılıkların ardından yapılması gereken şey geçmişteki kişiyi tamamen silmek değil; geçmişte o ilişki içinde ortaya çıkan kendimizi yeniden kendi hayatımıza dahil edebilmektir. Çünkü bazen insan birini değil, onun yanında olduğu kişiyi özler. Ve iyileşmek, o kişiyi geri getirmekten çok, onun yanında ortaya çıkan kendimizi yeniden bulmakla başlayabilir.
Romantik İlişki Bittiğinde Benliğe Ne Olur?
Bir ilişkinin bitmesiyle yalnızca hayatımızdan bir insan çıkmaz. Bazen onunla birlikte kurduğumuz “biz” de dağılır. Ortak arkadaşlar, alışkanlıklar, gidilen yerler, gelecek planları ve hatta kendimiz hakkında düşündüğümüz bazı özellikler ilişkinin içerisinde şekillenmiştir. Bu nedenle ayrılık sonrasında insanın kendisine “Ben şimdi kimim?” diye sorması şaşırtıcı değildir. Psikolojide benlik kavramı netliği (self-concept clarity), kişinin kendisi hakkındaki inançlarının ne kadar açık, tutarlı ve değişmez olduğunu ifade eder. Araştırmalar, romantik bir ilişkinin sona ermesinden sonra kişinin benlik kavramının içeriğinde değişimler yaşanabildiğini ve kendisiyle ilgili algısının daha belirsiz hale gelebildiğini gösteriyor. Üstelik bu belirsizlik, ayrılık sonrasında yaşanan duygusal sıkıntıyla da ilişkili bulunmuş durumda.
Bu yüzden ayrılıktan sonra yaşanan “Kendimi tanıyamıyorum”, “Eskiden böyle değildim” ya da “Hayatımın yönünü bilmiyorum” gibi hisler yalnızca özlemle açıklanamayabilir. Bazen kişi, ilişki içerisinde oluşmuş kimliğinin bazı parçalarını yeniden düzenlemeye çalışıyordur. Yakın ilişkiler aynı zamanda benliğimizi genişletebilir. Partnerimiz sayesinde yeni hobiler edinebilir, yeni insanlarla tanışabilir, farklı bakış açıları kazanabilir ve kendimizin daha önce fark etmediğimiz yönlerini keşfedebiliriz. Ancak ilişki sona erdiğinde bu ortak dünyanın bir kısmı da hayatımızdan çıkabilir. Araştırmalar, ilişkide yaşanan bu “benlik genişlemesi” ne kadar fazlaysa, ayrılık sonrasında benlikte yaşanan daralmanın da o kadar belirgin olabileceğini gösteriyor.
Belki de bu nedenle iyileşmek yalnızca eski sevgiliyi unutmak değildir. Bir süre sonra soru değişir: “Onsuz nasıl yaşayacağım?” yerine,
“Ben aslında kimim ve bu ilişkiden sonra kendimde neleri taşımaya devam etmek istiyorum?”
İşte ayrılığın ardından gerçek yeniden yapılanma biraz burada başlar. Çünkü ilişkide ortaya çıkan her şey eski partnere ait değildir. Belki onun yanında keşfettiğimiz cesaret, neşe, merak veya sosyal tarafımız zaten bizim bir parçamızdı. O kişi sadece bunların ortaya çıkmasına aracılık etmişti. Bu nedenle bazı ayrılıklarda özlediğimiz şey yalnızca bir insan değildir. Onun yanında olduğumuz kendimizi de özleriz.


