Çocukluk denildiğinde çoğu zaman akla oyun, merak, hareketlilik ve keşif gelir. Ancak bazı çocuklar daha farklı bir tanımlamayla öne çıkar: “Ne kadar uslu bir çocuk.” Söz dinleyen, itiraz etmeyen, sorun çıkarmayan, duygularını kontrol eden ve yetişkinlerin beklentilerine kolaylıkla uyum sağlayan çocuklar çevreleri tarafından sıklıkla olumlu değerlendirilir. Oysa bir çocuğun dışarıdan ne kadar uyumlu göründüğü ile içeride ne yaşadığı her zaman aynı değildir. Buradaki mesele “uslu olmanın” kendisini problem olarak görmek değildir. Çocukların sınırları öğrenmesi, kurallara uyması ve sosyal yaşamın gerekliliklerini öğrenmesi gelişimin doğal bir parçasıdır. Asıl soru şudur: Çocuk uyum göstermeyi öğrenirken kendi duygularını, ihtiyaçlarını ve sınırlarını da ifade edebilmeyi öğreniyor mu?
“Uslu Çocuk” Ne Zaman Uslu Olmaktan Fazlasıdır?
Bir çocuğun kurallara uyması tek başına psikolojik bir sorun göstergesi değildir. Çocuklar gelişim boyunca ebeveynlerinden ve diğer bakım verenlerinden sosyal davranışların sınırlarını öğrenir. Burada belirleyici olan, davranışın ardındaki motivasyondur. Çocuk bir kuralın nedenini anlayarak uyum gösteriyorsa bu, gelişimsel olarak destekleyici bir süreç olabilir. Fakat çocuk sürekli olarak “annem kızmasın”, “babam üzülmesin”, “öğretmenim beni sevmez” ya da “sorun çıkarırsam kötü çocuk olurum” düşüncesiyle hareket ediyorsa, davranış artık yalnızca uyumdan ibaret olmayabilir. Psikolojik kontrol kavramı tam da bu noktada önem kazanır. Barber (1996), ebeveyn psikolojik kontrolünü çocuğun psikolojik ve duygusal dünyasına müdahale eden; çocuğun duygu, düşünce ve ifadelerini kısıtlayan veya manipüle eden ebeveyn davranışları olarak ele almıştır. Bu kontrol biçimi, yalnızca çocuğun ne yaptığıyla değil, çocuğun ne hissetmesine ve nasıl düşünmesine izin verildiğiyle ilgilidir.
“Aferin” Her Zaman Masum Bir Övgü müdür?
Çocuklar doğal olarak ebeveynlerinin onayını önemser. Bir çocuğun yaptığı bir davranışın ardından “Aferin”, “Sen ne kadar uslusun” veya “Sen diğer çocuklar gibi değilsin” denmesi ilk bakışta olumlu görünür. Ancak çocuk zaman içerisinde kabul görmenin belirli davranışlara bağlı olduğunu öğrenmeye başladığında farklı bir süreç ortaya çıkabilir. Örneğin ağladığında “Büyüdün artık, ağlama”, itiraz ettiğinde “Sen uslu bir çocuk değil misin?”, öfkelendiğinde “Böyle davranırsan seni sevmem” gibi mesajlarla karşılaşan bir çocuk, yalnızca davranışını düzenlemeyi değil, duygularını da ilişkiyi korumak için değiştirmeyi öğrenebilir. Bu noktada çocuk için önemli hale gelen soru “Ben ne hissediyorum?” değil, “Benden ne hissetmem bekleniyor?” olabilir. Çocukların duygu düzenleme becerilerinin gelişiminde aile ortamının önemli bir rol oynadığı bilinmektedir. Morris ve arkadaşlarının (2007) derlemesine göre çocuklar duygu düzenlemeyi yalnızca doğrudan öğretilen kurallarla değil; ebeveynlerini gözlemleyerek, aile içindeki duygusal iklimi deneyimleyerek ve ebeveynlerin duygulara verdikleri tepkiler aracılığıyla öğrenmektedir.
Sessizlik Her Zaman Sakinlik Değildir
Bir çocuk üzgün olduğunda ağlamıyor, kızdığında itiraz etmiyor veya korktuğunda yardım istemiyorsa yetişkinler bunu “olgunluk” olarak yorumlayabilir. Ancak davranışın altında hangi psikolojik sürecin bulunduğunu anlamak gerekir. Çocuk gerçekten sakinleşmiş olabilir. Fakat aynı zamanda duygusunu ifade etmenin güvenli olmadığını öğrenmiş de olabilir. Bu ayrım klinik açıdan oldukça önemlidir. Çünkü duygu düzenleme ile duygu bastırma aynı şey değildir. Duygu düzenleme, kişinin yaşadığı duyguyu fark edebilmesi, anlamlandırabilmesi ve koşullara uygun biçimde yönetebilmesidir. Duygu bastırma ise duygunun varlığını ortadan kaldırmadan onun dışavurumunu engellemeyi ifade eder. Dolayısıyla dışarıdan sakin görünen bir çocuk, içeride yoğun bir duygusal deneyim yaşıyor olabilir. Özellikle çocuğun öfke, üzüntü, hayal kırıklığı veya korku gibi duygularının sürekli olarak reddedildiği aile ortamlarında, çocuk zamanla bu duyguları ifade etmek yerine saklamayı öğrenebilir.
“Hayır” Diyemeyen Çocuk
Çocuklukta öğrenilen önemli becerilerden biri de sınır koyabilmektir. Ancak “iyi çocuk” olmakla ödüllendirilen bazı çocuklar, başkalarının ihtiyaçlarını kendi ihtiyaçlarının önüne koymayı öğrenebilir. Oyuncağını paylaşmak istemediğinde suçluluk hissedebilir, istemediği bir etkinliğe katılabilir veya kendisine yapılan bir davranıştan rahatsız olduğu halde itiraz etmeyebilir. Burada amaç çocuğa “her şeye hayır de” öğretmek değildir. Sağlıklı gelişim, hem başkalarının sınırlarını fark edebilmeyi hem de kendi sınırlarını ifade edebilmeyi gerektirir. Ebeveyn psikolojik kontrolü üzerine yapılan çalışmalar, çocuğun özerkliğini sınırlayan ve psikolojik dünyasına müdahale eden ebeveynlik biçimlerinin, gelişimsel açıdan önemli sonuçlarla ilişkili olabileceğini göstermektedir (Barber, 1996; Soenens & Vansteenkiste, 2010). Çocuk sürekli olarak “uyumlu”, “sorunsuz” ve “fedakâr” olduğu için takdir ediliyorsa, zamanla kendi ihtiyaçlarını fark etmek yerine çevresinin beklentilerini okumaya daha fazla odaklanabilir.
Çocuklukta Öğrenilen Rol, Yetişkinlikte Devam Edebilir mi?
Çocuklukta tekrar eden ilişkisel deneyimler, kişinin kendisi ve diğerleri hakkındaki beklentilerinin şekillenmesinde rol oynayabilir. Bu nedenle “uslu çocuk” rolü yalnızca çocukluk döneminde kalan bir davranış biçimi olmayabilir. Bazı bireyler yetişkinlikte de çatışmadan kaçınma, başkalarını memnun etme, yardım istemekte zorlanma, kendi ihtiyaçlarını geri plana atma veya “hayır” demekte güçlük çekme gibi örüntüler yaşayabilir. Ancak burada önemli bir bilimsel ayrım yapmak gerekir: Uslu bir çocuk olmak, yetişkinlikte mutlaka bu sonuçlara yol açmaz. İnsan gelişimi tek bir nedene indirgenemez. Mizaç, akran ilişkileri, okul deneyimleri, ebeveynlik biçimleri, yaşam olayları ve bireyin geliştirdiği baş etme yolları birbirleriyle etkileşim içerisindedir. Bu nedenle çocukluk deneyimleri yetişkin kişiliğinin değişmez bir kaderi değil; gelişimsel sürecin parçalarından biridir.
Asıl Mesele “Uslu” Olmak Değil, Güvende Hissetmektir
Bir çocuğun kurallara uyması elbette değerlidir. Fakat sağlıklı gelişim yalnızca uyum davranışından oluşmaz. Çocuğun aynı zamanda “Hayır diyebilirim”, “Kızabilirim”, “Üzülebilirim”, “Yardım isteyebilirim”, “Farklı düşünebilirim” ve “Hata yapabilirim” diyebilmesi gerekir. Ebeveynin görevi çocuğun her davranışını onaylamak değil; çocuğa davranışlarının sınırları ile duygularının kabul edilebilirliği arasındaki farkı öğretebilmektir. Çocuk öfkeli olduğunda “Öfkelenmen anlaşılır; ancak vurmak kabul edilebilir bir davranış değil” demek ile “Öfkelenme, uslu çocuklar böyle yapmaz” demek psikolojik olarak aynı mesajı taşımaz. İlkinde duygu kabul edilir ve davranış sınırlandırılır. İkincisinde ise çocuğa duygusunun kendisinin problem olduğu mesajı verilebilir. Bu ayrım, duygu düzenlemenin gelişimi açısından kritik öneme sahiptir (Morris et al., 2007).
Uslu Çocuk Yetiştirmek Yerine Duygularını Tanıyan Çocuk Yetiştirmek
Belki de çocuklara yönelttiğimiz bazı övgüleri yeniden düşünmenin zamanı gelmiştir. “Ne kadar uslusun” demeden önce, çocuğun gerçekten ne yaptığını görmek gerekir. Kendi sırasını bekledi mi? Arkadaşının sınırına saygı mı gösterdi? Duygusunu uygun biçimde ifade edip sakinleşebildi mi? Yoksa yalnızca yetişkinleri üzmemek için mi sessiz kaldı? Çocuğun davranışını değerlendirmek ile çocuğun karakterini etiketlemek arasında önemli bir fark vardır. “Oyuncağını arkadaşınla paylaştığın için teşekkür ederim” demek belirli bir davranışı takdir eder. “Sen zaten çok uslu bir çocuksun” ise çocuğun kendisine ilişkin bir kimlik tanımı oluşturabilir. Gelişimsel açıdan daha sağlıklı olan, çocuğun yalnızca “iyi” olduğu için değil; duygularını tanıyabildiği, ihtiyaçlarını ifade edebildiği, sınır koyabildiği ve başkalarının sınırlarına saygı gösterebildiği için desteklenmesidir. Çünkü amaç sessiz, itaatkâr ve hiç sorun çıkarmayan çocuklar yetiştirmek değildir. Amaç, hem kendisiyle hem de çevresiyle sağlıklı ilişkiler kurabilen çocukların gelişimini desteklemektir.
“Uslu çocuk” çoğu zaman yetişkinlerin görmek istediği çocuğu tarif eder; ancak çocuğun iç dünyasını tek başına anlatmaz. Bir çocuğun sessizliği huzurun, uyumu ise her zaman sağlıklı özdenetimin göstergesi değildir. Çocukların psikolojik gelişiminde ihtiyaç duydukları şey yalnızca sınırlar değil, sınırlar içinde kendileri olabilecekleri bir ilişki alanıdır. Kızabilmek ama zarar vermemek, üzülmek ama duygudan utanmamak, “hayır” diyebilmek ama başkasının “hayır”ını da duyabilmek… Bunlar çocuğun “uslu” olmasından çok daha kapsamlı gelişimsel kazanımlardır. Belki de çocuklara sormamız gereken soru “Ne kadar uslusun?” değil, “Kendin olabildiğinde ne kadar güvende hissediyorsun?” olmalıdır.
Kaynakça
- Barber, B. K. (1996). Parental psychological control: Revisiting a neglected construct. Child Development, 67(6), 3296–3319. https://doi.org/10.1111/j.1467-8624.1996.tb01915.x
- Morris, A. S., Silk, J. S., Steinberg, L., Myers, S. S., & Robinson, L. R. (2007). The role of the family context in the development of emotion regulation. Social Development, 16(2), 361–388. https://doi.org/10.1111/j.1467-9507.2007.00389.x
- Soenens, B., & Vansteenkiste, M. (2010). A theoretical upgrade of the concept of parental psychological control: Proposing new insights on the basis of self-determination theory. Developmental Review, 30(1), 74–99. https://doi.org/10.1016/j.dr.2009.11.001


