Çarşamba, Ağustos 19, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Her İstediğini Yapmak Sevgi Göstergesi mi?

Ebeveynlik yolculuğu, sayısız denge arayışının ve anlık kararların bir bütünüdür. Kalabalık bir alışveriş merkezinde ya da sakin bir market koridorunda, çocukların henüz adını koyamadıkları dürtüleriyle belirginleşen o malum anlar, her anne-babanın aşina olduğu tablolardır. Çocuk, dikkatini çeken herhangi bir nesneye sahip olmak ister; ilk anda verilen "Hayır, bugün bunu alamayız" yanıtı ise kısa süreli bir gerilimin fitilini ateşler.

Yükselen sesler, meraklı bakışlar ve o anın yarattığı tükenmişlik hissi, ebeveynleri bazen ani bir kararla esnemeye yöneltebilir: "Tamam, yeter ki sakinleşsin, alalım." ​Bu kararın arka planını incelediğimizde, karşımıza son derece insani ve derin köklere sahip güdüler çıkar: • ​“Kendi çocukluğumda sahip olamadığım imkânlara o sahip olsun.” • ​“Yaşadığım yoklukları o hissetmesin.” • ​“Yoğun tempolu günlerin ardından hiç olmazsa bu anı huzurlu kapatalım.” ​Bu düşüncelerin özünde yatan temel duygu suçluluk değil, saf bir şefkat ve koruma içgüdüsüdür. Çocuk psikolojisi literatüründe ebeveynlerin bu refleksi göstermesi son derece anlaşılır bir durumdur. Ancak bu noktada mesleki ve klinik bakış açısıyla sorulması gereken temel soru şudur: Bir çocuğu sevmek, onun gelişim süreçlerinde karşılaşabileceği her türlü hayal kırıklığını ortadan kaldırmak anlamına mı gelir?

​İyi Niyetin ve Koruyucu Reflekslerin Görünmeyen Yüzü ​Ebeveynlerin çocuklarının her talebini karşılama eğilimi, genellikle masum ve anlaşılır psikolojik dinamiklerden beslenir. Kendi geçmişteki eksiklikleri telafi etme arzusu, çocuğun üzüntü veya öfke gibi zorlayıcı duygularıyla baş etmesini izlerken yaşanan ebeveynsel huzursuzluk, sevgiyi maddi paylaşımlarla somutlaştırma refleksi ya da toplumsal olarak “yeterince iyi ebeveyn” olma kaygısı bu durumun başlıca tetikleyicilerindendir. ​Bununla birlikte, sağlıklı bir gelişim mimarisi kurabilmek için temel bir ayrımı netleştirmek gerekir: Çocuğun temel ihtiyaçları ile anlık istekleri aynı kulvarda yer almaz.

Güven, fiziksel ve psikolojik korunma, sağlıklı beslenme, sevgi ve aidiyet hissi birer ihtiyaçtır; buna karşılık o an raflarda görülen herhangi bir oyuncak, ekrandan talep edilen fazladan süre veya anlık bir heves ise birer istektir. ​Burada ebeveynlik perspektifinde beliren en önemli farkındalık şudur: Konulan her net “hayır”, sevgiden eksilen bir unsur değil, aksine çocuğun içsel sınır algısını besleyen yapı taşlarından biridir. ​Hayal Kırıklığının Gelişimsel Değeri ​Çocuk psikolojisi açısından bu süreç, bireyin duygusal olgunlaşma basamaklarının en kritik alanlarından birini oluşturur.

Çocuk, arzuladığı bir şeye anında ulaşamadığında bir dizi içsel süreçten geçer: Önce kısa süreli bir hayal kırıklığı yaşar, ardından bu duruma tepki gösterir, beklemeyi öğrenir ve nihayetinde bu rahatsızlık veren duyguyla baş etme yollarını keşfeder. Zaman içinde bu yoğun duyguların kalıcı olmadığını, gelip geçici birer dalga gibi yatıştığını deneyimler. ​Klinik psikolojide bu durum iki temel kavramla ele alınır: İstediğimiz tatmin anında gerçekleşmediğinde ortaya çıkan içsel gerilimi taşıyabilme kapasitesi olan frustration tolerance (hayal kırıklığı toleransı) ve bireyin kendi duygu durumunu fark edip dengeleyebilme becerisi olan emotion regulation (duygu düzenleme).

​Burada düşülebilecek en büyük yanılgı, bu durumu “çocuklar zorluk çeksin ki güçlensin” gibi katı ve mesafeli bir yaklaşımla ele almaktır. Mesele çocuğu bilerek üzmek veya zorluklarla yalnız bırakmak değildir; mesele, hayatın doğal akışında karşılaşılabilecek kaçınılmaz hayal kırıklıklarını ebeveyn korumacılığıyla tamamen yok etmeye çalışmamaktır. Çünkü çocuğun önündeki her engeli önceden temizlemek, bazen ona o engeli aşma becerisini kazandırma fırsatını elimizden alabilir.

​Sınır Koymak ve Kapsayıcı Ebeveynlik ​Pratikte ebeveynlerin en çok zorlandığı nokta, sevgi ile sınırların nasıl harmanlanacağıdır. Bu noktada iki yaklaşım arasındaki ince fark, ilişkinin kalitesini belirler: ​❌ “Ağlayarak bir şey elde edemezsin, sus artık!” yaklaşımı ile, ✅ “Bunu gerçekten çok istediğini ve alamadığımız için üzüldüğünü görüyorum. Duygunu anlıyorum, ancak bugün bunu almayacağız.” yaklaşımı birbirinden tamamen farklıdır.

​İki senaryoda da sonuç aynıdır: Sınır korunmuş ve ürün alınmamıştır. Ancak ikinci yaklaşımda çocuk, duygusunun anlaşıldığını hissederken net bir sınırla da karşılaşır. ​Buradan doğan en kıymetli psikolojik ilke şudur: Çocuğun duygusunu kabul etmek, onun her talebini onaylamak anlamına gelmez.

Çocuk, aynı anda hem ebeveyninden net bir “hayır” duyabilir hem de “seni görüyorum ve yanındayım” güvenini hissedebilir. ​Sevgi ve Sınır Arasındaki Denge ​Yolun sonuna gelindiğinde, hareket noktası olan o saf şefkate yeniden döneriz: Elbette her ebeveyn, çocuğunun hayatı boyunca en iyisine sahip olmasını, mutlu olmasını ve örselenmemesini arzu eder. Ancak çocuklara bırakabileceğimiz en kalıcı ve değerli psikolojik miras, onların her istediklerini anında gerçekleştirmek değil; o istekler karşılanmadığında dahi bununla baş edebileceklerine duyduğumuz inanç ve güvendir.

​Sevgi; her talebe “evet” diyerek dünyayı kusursuz kılmaya çalışmak değil, “hayır”ın kaçınılmaz hayal kırıklığı karşısında çocuğun elini bırakmadan, sınır ile şefkatin o hassas dengesinde onunla birlikte güvenle kalabilmektir.

Nesime Yücedağ
Nesime Yücedağ
Çankaya Üniversitesi Psikoloji Bölümü dördüncü sınıf öğrencisiyim ve Klinik Psikoloji alanına güçlü bir ilgi duymaktayım. Lisans eğitimimin başlangıcından itibaren Gözlem Psikoloji Kliniği’nde aktif olarak gözlemci olarak görev aldım; Oyun Terapisi seanslarını ve Attentioner/MOXO değerlendirme süreçlerini yakından takip ettim. Kuramsal bilgiyi uygulamalı klinik deneyimle bütünleştirme konusunda yüksek motivasyona sahibim ve çocuk psikolojisi alanında uzmanlaşmayı açık bir hedef olarak belirlemiş bulunmaktayım.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar