Psikolog BulŞehrinde bir uzman
Çarşamba, Ekim 28, 2026

Eylül Neden Hüzünlüdür? Mevsimler, Ruh Hali ve Sevginin Takvimi

14 dk.okuma süresi
Eylül Neden Hüzünlüdür? Mevsimler, Ruh Hali ve Sevginin Takvimi

Eylül Gelir ve Bir Şey Eksilir

Eylül geldiğinde önce ışık eksilir. Akşamlar biraz daha erken çöker, sabahlar biraz daha geç aydınlanır. Sonra sesler eksilir: Sahiller boşalır, bahçelerde çocuk sesleri seyrekleşir, yazın kalabalık sofraları birer birer dağılır. En son da insanın içinden bir şey eksilir; adını tam koyamadığımız ama her yıl aynı yerden sızlayan bir şey. Halk arasında eylüle “hüzün ayı” denmesi boşuna değildir. Türk şiirinde ve şarkılarında sonbahar çoğu zaman ayrılığın, gurbetin, vedanın mevsimidir. Divan şiirinin “hazan”ı, baharın karşısında solan bir gülün, dökülen bir yaprağın, bitmeye yüz tutmuş bir sevdanın adıdır. Eylül, bu uzun kültürel hafızanın kapısını aralayan aydır. Eylül Mektubu Bir yaprak düştü bugün avucuma, Sarı bir mektup gibi, imzasız, adressiz. Yaz bitti diyordu satır aralarında, Sahiller boşaldı, gölgeler uzadı sessiz.

Akşam erken çöktü pencereme, Çay soğudu, söz yarım kaldı dilde. Bir isim geçti içimden usulca, Kim bilir şimdi hangi şehirde.

Eylül, sen mi böyle hüzünlüsün, Yoksa ben mi sende kendimi buldum? Bir yaprak kadar hafifledi yüreğim, Bir yaprak kadar savruldum.

Fikret Gülaçtı

Peki gerçekten eylül mü hüzünlüdür, yoksa biz mi hüznümüzü eylüle yüklüyoruz? Oysa her ayın kendine ait bir güzelliği yok mudur? Eylül, üzüm bağlarının bozulduğu, olgun meyvelerin toplandığı, yazın yorucu sıcağının yerini tatlı bir serinliğe bıraktığı bir hasat ayıdır. Aralığın kar ışığı, şubatın sabırla bekleyen toprağı, nisanın uyanışı… Takvimin her yaprağında başka bir nimet saklıdır.

Neden Eylül? Hüznün Takvimdeki Adresi

Eylül hüznünü tek bir nedene bağlamak zordur; birkaç etken üst üste biner. Birincisi ışıktır. Kuzey yarımkürede eylül sonundaki ekinoksla birlikte gece ile gündüz eşitlenir, ardından geceler uzamaya başlar. Işığın azalması, uyku-uyanıklık ritmimizi ve enerji düzeyimizi etkileyebilen önemli bir çevresel değişikliktir. İkincisi, bitişlerin ve başlangıçların aynı aya sıkışmasıdır. Tatil biter; okullar, iş yılı, sorumluluklar yeniden başlar. İnsan zihni geçiş dönemlerini yalnızca yeni bir başlangıç olarak değil, aynı zamanda geride kalan bir şeyin kaybı olarak da okur. Yazın serbestliğinden günlük düzenin ağırlığına dönmek, kimi zaman sessiz bir yas gibi yaşanır. Üçüncüsü ise kültürel ve kişisel anlamlardır. Sonbaharı ayrılıkla, yaprak dökümünü bitişle eşleştiren şiirler, şarkılar ve filmler, eylülü duygusal olarak “önceden yüklenmiş” bir aya dönüştürür. Bir de buna kişisel anılar eklenir: Bir yaz aşkının vedası, bir dostun başka şehre gidişi ya da çocukluktan kalma bir okul hüznü… Burada önemli bir ayrımı hatırlatmak gerekir: “Eylül hüznü” bilimsel bir tanı değildir. Çoğumuz için geçici, hafif ve hatta zaman zaman güzel bir duygusal renktir. Ancak bazı insanlarda mevsim değişimleri, klinik düzeyde bir ruh hali bozulmasına dönüşebilir. Şimdi araştırmaların bu konuda ne söylediğine bakalım.

Bilim Ne Diyor? Mevsimler ve Ruh Hali Üzerine Araştırmalar

Mevsimlerin ruh hali üzerindeki etkisini sistematik biçimde gündeme getiren ilk çalışmalardan biri Rosenthal ve arkadaşlarına aittir. Araştırmacılar, her yıl sonbahar ve kış aylarında başlayıp ilkbahar ve yazda düzelen tekrarlayıcı bir depresyon tablosunu tanımlamış ve buna mevsimsel duygudurum bozukluğu adını vermişlerdir. Aynı çalışmada ışık tedavisine ilişkin ilk umut verici bulgular da raporlanmıştır (Rosenthal ve ark., 1984). Peki bu durum ne kadar yaygındır? Türkiye’den önemli bir veri, İzmir’in yarı-kırsal bir bölgesinde yapılan yaygınlık çalışmasından gelir. Bu araştırmada mevsimsel duygudurum bozukluğunun yaygınlığı %2,21, daha hafif seyreden eşikaltı mevsimsel duygudurum bozukluğunun yaygınlığı ise %9,22 olarak bulunmuştur (Noyan ve ark., 2001). Bu sonuç, klinik düzeyde mevsimsel bir bozukluğun toplumda azınlıkta kaldığını, ancak daha hafif mevsimsel dalgalanmaların çok daha sık görüldüğünü düşündürür. Umut verici olan şu ki bu tablo tedavi edilebilir bir durumdur. Türkçe alanyazında yer alan kapsamlı bir derlemeye göre parlak ışık tedavisi, mevsimsel özellikli depresyonda yüksek yanıt oranları nedeniyle birinci sıra tedavi seçenekleri arasında kabul edilmektedir; yan etkileri ise çoğunlukla geçicidir (Güzel Özdemir ve ark., 2017). Gündelik hava koşulları ile ruh hali arasındaki ilişki ise sanıldığından daha karmaşıktır. Keller ve arkadaşlarının toplam 605 katılımcıyla yürüttüğü çalışmalarda, ilkbaharda güzel havanın daha iyi bir ruh hali, daha iyi bellek ve daha geniş bir düşünme tarzıyla ilişkili olduğu görülmüştür; ama bu etki yalnızca dışarıda geçirilen süre arttıkça ortaya çıkmıştır. Aynı ilişki yılın diğer dönemlerinde gözlenmemiş, yazın aşırı sıcak hava ise ruh halini düşürmüştür (Keller ve ark., 2005). Yani mesele yalnızca havanın kendisi değil, o havayla nasıl temas ettiğimizdir. Denissen ve arkadaşlarının günlük ölçümlere dayanan çok düzeyli çalışması, hava koşullarının günlük ruh hali üzerindeki ortalama etkisinin küçük olduğunu, buna karşın insanlar arasında belirgin farklılıklar bulunduğunu göstermiştir (Denissen ve ark., 2008). Bu farklılıkları en çarpıcı biçimde ortaya koyan çalışmalardan biri Klimstra ve arkadaşlarına aittir. Araştırmacılar 497 ergenin 30 gün boyunca bildirdiği ruh halini nesnel hava verileriyle eşleştirmiş ve dört farklı “hava tepkiselliği” tipi belirlemiştir: güneşli ve sıcak günlerde keyfi yerine gelen “Yaz Sevenler”, havadan pek etkilenmeyen “Etkilenmeyenler”, sıcak ve güneşli günlerde tersine daha kötü hisseden “Yaz Sevmeyenler” ve yağmurlu günlerde belirgin biçimde moral bozukluğu yaşayan “Yağmur Sevmeyenler”. Aynı tipler katılımcıların annelerinde de görülmüş, bu da hava tepkiselliğinin ailede aktarılabileceğini düşündürmüştür (Klimstra ve ark., 2011). Kısacası bilim bize şunu söylüyor: Mevsimler ve hava koşulları bir zemin oluşturur; ama bu zemin üzerinde yürüyen, onu nasıl yorumlayacağına karar veren insanın kendisidir. Herkesin eylülü aynı eyl değildir.

Yaz Aşkları Eylülde Neden Daha Çok Acıtır?

Yaz aşkları çoğu zaman gündelik hayatın dışında, tatilin ve serbestliğin içinde doğar. Kısa sürer ama yoğundur. Bu aşkların büyük kısmı, onları doğuran bağlamla birlikte sona erer: Tatil biter, şehirler ayrılır, eylül gelir. İşte bu yüzden eylülde iki bitiş üst üste biner: Hem bir mevsimin hem de bir ilişkinin vedası. Bu çakışma, hüznün daha derin hissedilmesinin anlaşılır nedenlerinden biridir. Ayrılık sonrası duyguları gün gün izleyen araştırmalar bu süreci daha iyi anlamamıza yardım ediyor. Sbarra ve Emery, ciddi bir romantik ilişkisi sona eren 58 genç yetişkinden 28 gün boyunca günlük duygu kayıtları toplamıştır. Ayrılık yaşayanlar, ilişkisi devam edenlere göre daha fazla duygusal dalgalanma bildirmiş; bu oynaklık özellikle ayrılığın hemen ardından belirgin olmuştur. Eski partnere duyulan sevgi zamanla düzenli biçimde azalmış, üzüntü ve öfke ise inişli çıkışlı bir seyir izlemiştir. Dikkat çekici bir bulgu da eski partnerle temasın sürmesinin, sevgi ve üzüntünün azalmasını yavaşlatmasıdır (Sbarra & Emery, 2005). Aynı örneklemle yapılan bir başka çalışmada, ayrılığı kabullenmenin güvenli bağlanma ile üzüntüden toparlanma arasındaki ilişkiye aracılık ettiği bulunmuştur (Sbarra, 2006). Başka bir deyişle iyileşmeyi hızlandıran şeylerden biri, olanı olduğu gibi kabul edebilmektir. Bu bulguların en umut verici yanı şudur: Ayrılığın acısı kalıcı bir hüküm değil, zamanla değişen bir süreçtir. Eylülün ilk günlerinde dayanılmaz görünen hüzün, haftalar içinde yumuşar. Yaprak dökülür ama ağaç ölmez. Yaz Aşkının Ardından Kumda kalan iki ayak izi, İlk dalgayla silinip gitti. Sen “yine gelirim” demiştin, Ağustos da bunu demişti.

Şimdi eylülün serinliğinde Bir hırka kadar özlüyorum seni; Ne çok sıcak, ne büsbütün soğuk, Yarım kalmış bir yaz gibi.

Ama biliyorum, her dalga Kıyıya yeni bir şey bırakır; Gidenin yerine bazen bir deniz, Bazen de insanın kendisi kalır. — Fikret Gülaçtı

Peki Romantik İlişkiler de Öyle mi?

Yazının başındaki dizeler iddialı bir şey söylüyor: Seviyorsan ve seviliyorsan, hele bu sevda Rabbin aşkından besleniyorsa, her ay ve her gün güzeldir; takvim yalnızca bir yapraktır. Bilim bu söze ne der? Araştırmalar, mevsimlerin ruh hali üzerindeki etkisinin çoğu insan için sınırlı olduğunu ve kişiden kişiye büyük farklılık gösterdiğini ortaya koyuyor (Denissen ve ark., 2008; Klimstra ve ark., 2011). Buna karşılık ilişkilerde yaşanan olayların, örneğin bir ayrılığın, duygularımız üzerinde güçlü ve belirgin izler bıraktığını görüyoruz (Sbarra & Emery, 2005). Demek ki iç dünyamızı belirleyen asıl iklim, takvimdeki ay değil; kurduğumuz bağlar, taşıdığımız anlam ve sevgimizin niteliğidir. Bu açıdan dizelerin sezgisi bilimle örtüşür. Ancak burada bir ayrım yapmak gerekiyor. Erich Fromm, sevgiyi kendiliğinden “düşülen” bir duygu olarak değil, öğrenilen ve emek isteyen bir sanat olarak tanımlar. Ona göre sevgi pasif bir kapılma değil, özen, sorumluluk, saygı ve bilgi içeren etkin bir tutumdur (Fromm, 1985). Kısa süreli yaz aşkları çoğu zaman bu “düşme” anının heyecanıyla beslenir; mevsim değişince heyecan da söner. Oysa emekle büyütülen bir sevgi, mevsimlere bağlı değildir; çünkü kaynağı dışarıdaki havada değil, iki insanın birbirine her gün yeniden verdiği emektir. Viktor Frankl ise insanın anlamı bulabileceği yollardan birinin sevgi, yani bir başka insanla derin bir bağ kurmak olduğunu vurgular. Frankl, en ağır koşullarda bile sevdiği insanı zihninde yaşatmanın kendisine güç verdiğini anlatır (Frankl, 2020). Toplama kampının karanlığında bile sevgiyle ısınabilen bir yürek için, eylülün serinliği elbette aşılmaz bir engel değildir. Bizim irfan geleneğimiz bu konuya bir boyut daha ekler. Tasavvuf düşüncesinde beşerî sevgi, kaynağını ilahî sevgiden alan bir yansıma olarak görülür; insanı insana bağlayan sevgi, doğru yaşandığında onu Yaratıcısına da yaklaştırır. Kaynağı değişmeyen bir sevgi, mevsimlerin değişmesinden etkilenmez. Elbette bu, romantik ilişkilerin hiç zorlanmayacağı anlamına gelmez; her ilişki kendi kışlarından geçer. Ama kökü sağlam olan ağaç, kışı da bahara hazırlık olarak yaşar. Takvimde Bir Yaprak Takvimden bir yaprak kopardım bu sabah, Eylül yazıyordu, aldırmadım. Sen vardın çünkü yüreğimin baş köşesinde, Ben de mevsimlere sormadım.

Aralıkta çiçek açtı pencerem, Zemheride ısındı ellerim. Kar yağsa da ağustos göğüne, Bir dua kadar sıcaktı içim.

Sevgi Rabbin bir emanetiyse eğer, Ne güz soldurur ne kış dondurur onu. Takvim yalnızca kağıttır, bilirim; Yürektir mevsimin asıl yolu. — Fikret Gülaçtı

Hüzünden Umuda: Bu Mevsimi İyi Geçirmenin Yolları

Eylül hüznünü tamamen ortadan kaldırmak gerekmez; bazen hüzün de insanı derinleştiren, düşündüren bir misafirdir. Yine de bu mevsimi daha iyi geçirmek için araştırmaların ve bilgelik geleneğinin işaret ettiği bazı yollar var: • Işığa çıkın. Güzel havanın ruh haline olumlu etkisi, dışarıda geçirilen süre arttıkça belirginleşiyor (Keller ve ark., 2005). Gün ışığında kısa yürüyüşler, özellikle günlerin kısaldığı bu dönemde iyi bir alışkanlıktır. • Hüznü düşman değil, misafir bilin. Kendi hava tepkiselliğinizi tanıyın; herkes mevsimlerden aynı biçimde etkilenmiyor (Klimstra ve ark., 2011). Hissettiğinizi bastırmak yerine adını koymak, onu yönetmeyi kolaylaştırır. • Bitişi kabul edin. Bir yaz aşkı sona erdiyse, onu kabullenmek iyileşmenin önemli bir parçasıdır (Sbarra, 2006). Eski partnerle sürekli temas ise toparlanmayı yavaşlatabilir (Sbarra & Emery, 2005). • Sevgiyi bir eylem olarak yaşayın. Sevgi beklenen değil, verilen bir şeydir (Fromm, 1985). Ailenize, dostlarınıza, komşunuza küçük bir iyilik; eylülü ısıtan en güçlü güneştir. • Anlamı büyütün. Bir amaç, bir sevgi, bir hizmet; insanı mevsimlerin üstüne taşır (Frankl, 2020). • Gerektiğinde yardım isteyin. Hüzün haftalarca sürüyor, uyku, iştah ve enerji belirgin biçimde bozuluyor, günlük işler aksıyor ya da bu tablo her yıl aynı dönemde tekrarlıyorsa bir ruh sağlığı uzmanına başvurmak gerekir. Mevsimsel depresyonun ışık tedavisi gibi etkili tedavi seçenekleri vardır (Güzel Özdemir ve ark., 2017). Her Ay Bir Bahar Eylül de geçer, kasım da geçer, Gün gelir zemheri de çözülür. Yeter ki bir yürek sevmeyi bilsin, Her mevsim bir bahara dönüşür.

Dökülen yaprak toprağa karışır, Toprak onu baharda yeşile çevirir. Hiçbir hüzün boşa yaşanmaz; Her son, yeni bir başlangıç getirir.

Sen yeter ki kapını aralık bırak, Işık bir yerden mutlaka sızar; Rabbin rahmeti mevsim tanımaz, Her yüreğe kendi baharını yazar. — Fikret Gülaçtı

Son Söz

Eylül hüzünlü olabilir; ama hüzün, eylülün kendisinden çok bizim ona yüklediğimiz anlamlardan, yaşadığımız bitişlerden ve azalan ışıktan beslenir. Araştırmalar, mevsimlerin çoğumuz üzerindeki etkisinin sınırlı olduğunu, asıl belirleyicinin iç dünyamız, ilişkilerimiz ve hayata kattığımız anlam olduğunu gösteriyor. Yaz aşklarının vedası canımızı acıtabilir, ama bu acı da zamanla dinen bir süreçtir. Seviyorsak, seviliyorsak ve bu sevgiyi kaynağı hiç kurumayan bir sevgiden besliyorsak, aralıkta da çiçek açabilir, ağustosta kar yağsa da içimiz ısınabilir. Gerisi, gerçekten de takvimde bir yapraktır.

Kaynakça

  • Denissen, J. J. A., Butalid, L., Penke, L., & van Aken, M. A. G. (2008). The effects of weather on daily mood: A multilevel approach. Emotion, 8(5), 662–667. https://doi.org/10.1037/a0013497
  • Frankl, V. E. (2020). İnsanın anlam arayışı (S. Budak, Çev.). Okuyan Us. (Orijinal eser 1946’da yayımlanmıştır)
  • Fromm, E. (1985). Sevme sanatı (I. Gündüz, Çev.). Say Yayınları. (Orijinal eser 1956’da yayımlanmıştır)
  • Güzel Özdemir, P., Yılmaz, E., Selvi, Y., & Boysan, M. (2017). Psikiyatride parlak ışık tedavisi. Psikiyatride Güncel Yaklaşımlar, 9(2), 177–188. https://doi.org/10.18863/pgy.281382
  • Keller, M. C., Fredrickson, B. L., Ybarra, O., Côté, S., Johnson, K., Mikels, J., Conway, A., & Wager, T. (2005). A warm heart and a clear head: The contingent effects of weather on mood and cognition. Psychological Science, 16(9), 724–731. https://doi.org/10.1111/j.1467-9280.2005.01602.x
  • Klimstra, T. A., Frijns, T., Keijsers, L., Denissen, J. J. A., Raaijmakers, Q. A. W., van Aken, M. A. G., Koot, H. M., van Lier, P. A. C., & Meeus, W. H. J. (2011). Come rain or come shine: Individual differences in how weather affects mood. Emotion, 11(6), 1495–1499. https://doi.org/10.1037/a0024649
  • Noyan, M. A., Karababa, A. O., Veznedaroğlu, B., Elbi, H., & Korukoğlu, S. (2001). İzmir’de yarı-kırsal bir bölgede mevsimsel duygudurum bozukluğunun yaygınlığı. Anadolu Psikiyatri Dergisi, 2(3), 169–174.
  • Rosenthal, N. E., Sack, D. A., Gillin, J. C., Lewy, A. J., Goodwin, F. K., Davenport, Y., Mueller, P. S., Newsome, D. A., & Wehr, T. A. (1984). Seasonal affective disorder: A description of the syndrome and preliminary findings with light therapy. Archives of General Psychiatry, 41(1), 72–80. https://doi.org/10.1001/archpsyc.1984.01790120076010
  • Sbarra, D. A. (2006). Predicting the onset of emotional recovery following nonmarital relationship dissolution: Survival analyses of sadness and anger. Personality and Social Psychology Bulletin, 32(3), 298–312. https://doi.org/10.1177/0146167205280913
  • Sbarra, D. A., & Emery, R. E. (2005). The emotional sequelae of nonmarital relationship dissolution: Analysis of change and intraindividual variability over time. Personal Relationships, 12(2), 213–232. https://doi.org/10.1111/j.1350-4126.2005.00112.x
Fikret Gülaçtı Fikret Gülaçtı
Prof. Dr. Fikret Gülaçtı, Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi Eğitim Fakültesi Eğitim Bilimleri Bölümü Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık Anabilim Dalı’nda görev yapmaktadır.Akademik çalışmaları psikoloji ve eğitim bilimleri kesişiminde yoğunlaşmaktadır.

Cevap Ver

Lütfen isminizi buraya giriniz
Yanlış bir e-posta adresi girdiniz!
Lütfen e-posta adresinizi buraya girin

Lütfen yorumunuzu giriniz!