Cuma, Ekim 2, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Aynı Kaybı Yaşayan İki Kişi Neden Farklı Yas Tutar?

1. Kayıp, Yas ve Matem: Aynı Şey Değiller

Bu üç kelimeyi günlük dilde birbirinin yerine kullanırız, ama aralarında önemli bir fark var. Kayıp, sevilen birinin ölümü gibi somut bir olayı ifade eder. Yas ise bu olaya verdiğimiz kişisel tepkidir; üzüntü, özlem, öfke, bazen suçluluk — hepsi bu başlığın altına girer. Matem ise yasın dışa vurulan, toplumsal yüzüdür: cenaze törenleri, anma günleri, giyilen kıyafetler. Türkiye’de Kur’an okutmak, mezar ziyaretleri, helva pişirmek, yedi ve kırkıncı gün anmaları yapmak gibi ritüeller tam olarak bu matem boyutuna girer. Kültürden kültüre büyük farklar var: bazı toplumlarda yas bedensel şikâyetlerle dışa vurulurken, batı kültürlerinde daha çok konuşarak, anlatarak işlenir. Bu yüzden yas üzerine yapılan araştırmaları okurken, hangi kültürde yürütüldüğünü akılda tutmakta fayda var.

2. Yas Nasıl İşler? Kuramlar Ne Diyor

Freud’a göre yas, sevdiğimiz kişiye bağladığımız duygusal enerjinin yavaş yavaş geri çekilmesi süreciydi; bu bağ çözülemediğinde ortaya çıkan tabloyu melankoli olarak adlandırmıştı. Daha sonra Bowlby, konuyu bağlanma kuramı çerçevesinde ele aldı ve yası dört aşamada tarif etti: önce bir hissizlik hali, ardından özlem ve arama duygusu, sonra dağınıklık ve umutsuzluk, en sonunda da yeniden toparlanma. Ama bu aşamalar birbirini net sınırlarla takip etmez — insanlar bu evreler arasında ileri geri gidip gelebilir. Belki de en çok bilinen model, Kübler-Ross ve Kessler’in inkâr, öfke, pazarlık, depresyon ve kabul aşamalarından oluşan beşli modelidir. Popülerdir, ama eleştirilir de: yas gerçekte bu kadar doğrusal ilerlemez ve model kültürel farklılıkları pek hesaba katmaz. Worden ise farklı bir bakış açısı sunar; yası bir dizi “aşama” değil, kişinin aktif olarak yerine getirmesi gereken görevler olarak tanımlar. Stroebe ve Schut’un ikili süreç modeli de yası, kayba odaklanmakla hayatı yeniden kurmak arasında gidip gelen dinamik bir denge olarak görür. Bilişsel yaklaşımlar ise kaybın, dünyaya dair temel inançlarımızı (adil bir yer olduğu, kontrolümüz olduğu gibi) nasıl sarstığına odaklanır — bu inançlar yeniden kurulamadığında yas daha zorlu bir hal alabilir.

3. Yas Tepkileri Kişiden Kişiye Nasıl Değişir

Yas kendini pek çok şekilde gösterebilir: duygusal olarak üzüntü, özlem, öfke ve suçluluk; bilişsel olarak dikkat dağınıklığı ve unutkanlık; bedensel olarak bitkinlik; davranışsal olarak da sosyal geri çekilme ve uyku düzensizlikleri. Çoğu insan için bu tepkiler zamanla hafifler ve kişi hayatına yeniden uyum sağlar. Ama bazılarında yas uzar, yoğunluğunu korur; sürekli bir özlem, kaçınma davranışları, hayatın anlamsızlaştığı hissi ve günlük işlevlerde ciddi bir bozulma görülebilir. Bunun ne kadar süreceğine dair de görüş birliği yok: Amerikan Psikiyatri Birliği en az 12 ay derken, Dünya Sağlık Örgütü 6 ayı yeterli görüyor. Yasın seyrini etkileyen etkenleri kabaca dört başlıkta toplayabiliriz:

• İlişkinin niteliği — Kaybedilen kişiyle çatışmalı, bağımlı ya da çözümlenmemiş duygularla yüklü bir ilişki varsa, yas daha ağır seyredebilir.

• Ölümün şekli — Ani, şiddet içeren, intihar ya da kaza sonucu gerçekleşen kayıplar, karmaşık bir yas sürecinin riskini artırır.

• Sosyal destek — Duyguların paylaşılamadığı, kaybın konuşulamadığı ortamlarda yas daha zorlu bir yol izleyebilir.

• Bireysel özellikler — Kayıp öncesinde var olan depresyon ya da kaygı, düşük sosyal destek algısı gibi etkenler yas tepkilerini şiddetlendirebilir; manevi ya da dini inançlar ise koruyucu bir rol oynayabilir.

4. Kişilik Dediğimiz Şey Aslında Ne?

Kişilik, bizi başkalarından ayıran ve zaman içinde büyük ölçüde tutarlı kalan duygu, düşünce ve davranış örüntülerimizin bütünüdür. Genlerimizle, ailemizle, kültürümüzle ve yaşadıklarımızla birlikte şekillenir. Bugün psikolojide en çok kabul gören çerçeve, Beş Faktör Kişilik Modeli:

• Özdenetim — sorumluluk sahibi olmak, temkinli davranmak, sebat etmek.

• Uyum — empati kurabilmek, başkalarına güvenmek, işbirlikçi olmak.

• Dışadönüklük — sosyallik, enerji, olumlu duygulanım.

• Nörotiklik — kaygıya yatkınlık, duygusal iniş çıkışlar, kırılganlık.

• Gelişime açıklık — merak, yaratıcılık, yeni deneyimlere açık olmak.

5. Peki Kişilik Yası Nasıl Etkiliyor?

Nörotiklik, riski artırıyor gibi görünüyor. Alanyazında en tutarlı bulgulardan biri bu: nörotiklik düzeyi yüksek olan kişiler, kayıp sonrasında daha yoğun sıkıntı yaşama eğiliminde. Sanders, kayıp sonrası daha fazla depresyon ve sıkıntı yaşayan kişilerin kaygılı, güvensiz ve duygusal olarak dalgalı bir kişilik profiline sahip olduğunu bulmuş. Middleton ve arkadaşlarının çalışması da benzer bir sonuca varıyor: eşini, ebeveynini ya da yetişkin çocuğunu kaybetmiş kişilerde nörotiklik, temel yas belirtileriyle ilişkili çıkıyor. Duygularını düzenlemekte zorlanma da benzer şekilde, daha ağır yas tepkilerine karşı bir kırılganlık işareti olarak öne çıkıyor. Nörotiklik yası ağırlaştırıyor gibi görünürken, dışadönüklüğün etkisi çok daha sınırlı ve dolaylı kalıyor. Dışadönüklük belki koruyucu, ama bu net değil. Çocuğunu kaybetmiş 56 Brezilyalı anneyle yapılan yakın tarihli bir çalışmada (Monteiro ve Miguel, 2025), duygularını iyi düzenleyebilen, duygusal anlayışı yüksek ve dışadönük kadınların daha hafif bir yas süreci yaşadığı görülmüş. Ama bu etkinin gücü ve tutarlılığı konusunda alanyazında hâlâ net bir fikir birliği yok; dışadönüklüğün yas şiddetini doğrudan öngördüğüne dair kanıtlar sınırlı. Asıl mesele belki de kişiliğin kendisi değil, kişiliğin bizi yönlendirdiği başa çıkma biçimleri. Meuser ve Marwit’in dul bireylerle yaptığı çalışma bunu güzel gösteriyor: göreve odaklanarak başa çıkanlar (pratik işlerle, planlarla ilgilenenler) daha hafif bir yas yaşarken, duygusuna fazlaca odaklanarak başa çıkanlarda uyum sorunları daha belirgin. Yani kişilik bizi doğrudan etkilemiyor olabilir; bizi belirli başa çıkma tarzlarına yönlendirerek dolaylı bir etki yaratıyor olabilir. Bağlanma biçimimiz de devreye giriyor. Shaver ve Tancredy’e göre güvenli bağlanan kişiler kayıp karşısında duygularını hissedip bunlarla baş edebiliyor ve tutarlı bir anlatı kurabiliyor. Kaçınmacı bağlanan kişilerde yas tepkileri daha sınırlı ya da gecikmeli ortaya çıkarken, kaygılı bağlanan kişilerde tepkiler daha yoğun oluyor ve kaybedilen ilişkiye aşırı bir odaklanma görülüyor. Düzensiz bağlanma ise kaybı anlamlandırmakta güçlük çekmeyle ilişkilendiriliyor. Türkiye’den de bir bulgu var. Kahraman’ın 2023 tarihli çalışmasında, MMPI-2 kişilik envanterinden alınan depresyon, hipokondriyazis, psikasteni ve sosyal içe dönüklük puanlarının yetişkinlerin yas süreciyle ilişkili olduğu görülmüş. Aynı çalışmada, ölümün nasıl gerçekleştiği, ne kadar beklenmedik olduğu ve kaybedilen kişiye ne kadar yakın hissedildiği de yas sürecini etkileyen önemli değişkenler arasında çıkıyor.

6. Bu Alanda Hâlâ Bilmediklerimiz

Konuyu derledikten sonra göze çarpan birkaç boşluk var:

1. Araştırmaların büyük çoğunluğu batılı toplumlarda yapılmış; Türkiye’de yürütülen çalışmalar oldukça sınırlı. Kültürün yası ifade etme biçimini bu kadar güçlü şekillendirdiği düşünülürse, bu bulguları doğrudan bize uygulamak zor.

2. Yas literatürü ağırlıklı olarak eş kaybına odaklanmış. Çocuk kaybı gibi diğer birinci dereceden kayıplara — anne, baba, kardeş — dair, özellikle kişilik açısından, çok daha az çalışma var.

3. Araştırmaların çoğu tek bir zaman noktasında yapılmış (kesitsel). Bu da “kişilik mi yası etkiliyor, yoksa yas mı kişiliği geçici olarak değiştiriyor” sorusuna net bir cevap vermeyi zorlaştırıyor.

4. Kişiliğin yas üzerindeki etkisinin doğrudan mı, yoksa başa çıkma tarzı ve bağlanma biçimi gibi araçlar üzerinden mi işlediği hâlâ tam olarak netleşmiş değil.

7. Sonuç Olarak

Elimizdeki bulgular, kişiliğin yas sürecindeki bireysel farklılıkları anlamada gerçekten işe yarar bir mercek olduğunu gösteriyor: nörotiklik riski artırırken, dışadönüklük koruyucu bir rol oynayabiliyor. Ama kişiliği tek başına değil; ölümün nasıl gerçekleştiği, kaybedilen kişiyle ilişkinin niteliği, sosyal destek ve başa çıkma biçimleriyle birlikte düşünmek gerekiyor. Bunun pratikteki karşılığı da açık: psikolojik danışmanlar ve klinisyenler, yas desteği verirken kişiden kişiye farklılaşan bu özellikleri göz önünde bulundurmalı. Gelecekteki araştırmalar için üç öneri öne çıkıyor: Türkiye örnekleminde, Beş Faktör Modeli temelli ve birinci dereceden kayıplara odaklanan çalışmalar yapılması; başa çıkma ve bağlanmanın aracı rolünü test eden araştırma modellerinin kullanılması; ve yasın zaman içinde nasıl değiştiğini izleyebilecek boylamsal (uzun soluklu) çalışmalara yer verilmesi.

Kaynakça

  • Amerikan Psikiyatri Birliği. (2013). Ruhsal bozuklukların tanısal ve sayımsal el kitabı (5. baskı; DSM–5; E. Köroğlu, Çev.). Hekimler Yayın Birliği.
  • Arthur, W., & Graziano, W. G. (1996). The five-factor model, conscientiousness, and driving accident involvement. Journal of Personality, 64, 593–618.
  • Atkinson, R. L., Smith, E. E., Nolen-Hoeksema, S., Fredrickson, B. L., & Bem, D. J. (2015). Psikolojiye giriş (2. baskı; Y. Alogan, Çev.). Arkadaş Yayıncılık.
  • Barry, L. C., Kasl, S. V., & Prigerson, H. G. (2002). Psychiatric disorders among bereaved persons. American Journal of Geriatric Psychiatry, 10, 447–457.
  • Baymur, F. B. (2017). Genel psikoloji (26. baskı). İnkılap Kitabevi.
  • Bildik, T. (2013). Ölüm, kayıp, yas ve patolojik yas. Ege Tıp Dergisi, 52(4), 223–229.
  • Bowlby, J. (1980). Attachment and loss: Vol. 3. Loss, sadness and depression. Basic Books.
  • Burger, J. M. (2006). Kişilik (İ. D. Ergüvan Sarıoğlu, Çev.). Kaknüs Yayınları.
  • Cesur, G. (2017a). Kayıp yaşantılarının sonrası: Tartışmalı bir kavram "karmaşık yas". Nesne, 5(10), 289–310.
  • Costa, P. T., & McCrae, R. R. (1992). Four ways five factors are basic. Personality and Individual Differences, 13, 653–665.
  • Çelik, S. (2006). Yas ölçeği: Geçerlik ve güvenirlik çalışması. Türk Psikolojik Danışma ve Rehberlik Dergisi, 3(25), 105–114.
  • Digman, J. M. (1990). Personality structure: Emergence of the five-factor model. Annual Review of Psychology, 41, 417–440.
  • Field, N. P., & Horowitz, M. J. (1998). Applying an empty-chair monologue paradigm. Psychiatry, 61(4), 279–287.
  • Freud, S. (1997). Mourning and melancholia (R. Uslu & O. Berksun, Çev.). Kriz Dergisi, 1, 98–103. (Orijinal çalışma 1917’de yayımlanmıştır)
  • Goldberg, L. R. (1990). An alternative description of personality. Journal of Personality and Social Psychology, 59, 1216–1229.
  • Göksu, T. (2007). Sosyal psikoloji (3. baskı). Seçkin Yayıncılık.
  • Kahraman, S. (2021). Yas süreçleri ve kişilik. İKSAD Yayınevi.
  • Kahraman, S. (2023). Yetişkin bireylerin yas süreçleri ile MMPI-2 profilleri arasındaki ilişki. 19 Mayıs Sosyal Bilimler Dergisi, 4(4), 268–280.
  • Kubler-Ross, E., & Kessler, D. (2005). On grief and grieving. Scribner.
  • Maciejewski, P. K., Block, S. D., & Prigerson, H. G. (2007). An empirical examination of stage theory. JAMA, 297(7), 716–723.
  • Malkinson, R. (2009). Bilişsel yas terapisi: Bir yakınını kaybettikten sonra yaşamın anlamını yeniden yapılandırma (S. N. Akbaş, Çev.). HYB Basım Yayın.
  • Meuser, T. M., & Marwit, S. J. (2000). An integrative model of personality, coping and appraisal for the prediction of grief involvement in adults. Omega: The Journal of Death and Dying, 40(2), 375–393. https://doi.org/10.2190/P6BM-QU6C-6XY9-BNUM
  • Middleton, W., Raphael, B., Burnett, P., & Martinek, N. (1997). Psychological distress and bereavement. The Journal of Nervous and Mental Disease, 185(7), 447–453. https://doi.org/10.1097/00005053-199707000-00005
  • Monteiro, A. P., & Miguel, F. K. (2025). Emotional intelligence, personality, and grief. OMEGA—Journal of Death and Dying. https://doi.org/10.1177/00302228251371768
  • Parkes, C. M., & Prigerson, H. G. (2010). Bereavement: Studies of grief in adult life (4th ed.). Routledge.
  • Prigerson, H. G., Horowitz, M. J., Jacobs, S. C., et al. (2009). Prolonged grief disorder. PLoS Medicine, 6(8), e1000121.
  • Schaal, S., Jacob, N., Dusingizemungu, J. B., & Elbert, T. (2010). Rates and risks for prolonged grief disorder in a sample of orphaned and widowed genocide survivors. BMC Psychiatry, 10, 55.
  • Shear, M. K., & Mulhare, E. (2008). Complicated grief. Psychiatric Annals, 39, 662–670.
  • Stroebe, M., & Schut, H. (2010). The dual process model. OMEGA—Journal of Death and Dying, 61(4), 273–289.
  • Worden, J. W. (2008). Grief counseling and grief therapy (4th ed.). Springer.
  • Wortmann, J. H., & Park, C. L. (2008). Religion and spirituality in adjustment following bereavement: An integrative review. Death Studies, 32(8), 703–736.
Ece Çadıroğlu
Ece Çadıroğlu
Ben Ece Çadıroğlu. Bahçeşehir Üniversitesi Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik ve Psikoloji lisans mezunuyum. Şu anda PDR alanında tezli yüksek lisansıma devam ediyorum. Bunun yanı sıra danışanlarımla BDT ve KSÇOT odaklı çalışmaktayım.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar