Perşembe, Eylül 24, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

“Bana Bir Şey Olursa?”: Ölüm Kaygısından Sevdiklerini Kaybetme Korkusuna

“Ya bana bir şey olursa?”

Bu soru bazen gece uyumadan hemen önce belirir. Bazen çocuğunu okula bırakırken, bazen bir yakının hastalık haberini duyduktan sonra, bazen de sosyal medyada karşılaşılan bir kaza haberiyle birlikte zihnin içine yerleşir.

Ardından başka sorular gelebilir:

“Çocuğum bensiz ne yapar?”
“Anneme ya da babama bir şey olursa bunu nasıl kaldırırım?”
“Sevdiğim kişiyi kaybedersem hayatıma nasıl devam ederim?”

“Her şey bir anda değişirse ne olacak?”

Bu düşünceler ilk bakışta yalnızca ölüm korkusuyla ilişkili görünse de çoğu zaman mesele ölümün kendisinden daha geniştir. Kaygının merkezinde; ayrılık, kontrolü kaybetme, belirsizlik, sorumluluklarını tamamlayamama ve sevilen kişilerden kopma ihtimali bulunabilir.

Ölüm Kaygısı: İnsan Olmanın Bir Parçası

İnsanın kendi yaşamının sonlu olduğunu bilmesi, varoluşunun en temel gerçeklerinden biridir. Psikoloji literatüründe “ölüm kaygısı”; kişinin kendi ölümüne, sevdiklerinin ölümüne veya ölümün kaçınılmazlığına ilişkin yaşadığı korku ve sıkıntıyı ifade eden geniş bir kavram olarak ele alınmaktadır.

Belirli düzeyde ölüm kaygısı patolojik değildir. Aksine insanın kendisini korumasına, tehlikeleri fark etmesine, sağlığına dikkat etmesine ve yaşamını anlamlandırmasına katkı sağlayabilir. Sorun, ölüm ihtimalinin zihinde sürekli ve kontrol edilmesi güç bir tehdide dönüşmesiyle ortaya çıkar.

Son yıllardaki araştırmalar ölüm kaygısının yalnızca tek başına ele alınabilecek bir korku olmayabileceğini; farklı psikolojik belirtilerle ilişkili transdiagnostik bir süreç olarak değerlendirilebileceğini göstermektedir. Iverach, Menzies ve Menzies (2014), ölüm kaygısının sağlık kaygısı, panik belirtileri ve çeşitli anksiyete örüntüleriyle ilişkili olabileceğini öne sürmüştür. Daha yakın tarihli geniş kapsamlı bir meta-analiz de ölüm kaygısı ile ruhsal belirtiler arasında anlamlı bir ilişki bulunduğunu göstermiştir (Menzies ve ark., 2024).

Dolayısıyla bazen kişinin dile getirdiği “ölüm korkusu”, çok daha geniş bir kaygı sisteminin görünen kısmı olabilir.

Korktuğumuz Şey Gerçekten Ölmek mi?

“Bana bir şey olmasından korkuyorum” diyen iki kişinin kaygısı birbirinden tamamen farklı olabilir.

Bir kişi acı çekmekten korkarken bir başkası çocuklarını geride bırakma düşüncesine tahammül edemeyebilir. Bir başkası ölümden sonraki bilinmezliği düşünürken başka biri “Ben olmazsam ailem ne yapacak?” sorusuna takılabilir.

Bu nedenle ölüm kaygısını anlamaya çalışırken yalnızca “Ölmekten mi korkuyorsun?” sorusu yeterli değildir.

Belki daha önemli olan soru şudur:

“Bana bir şey olursa…” cümlesinin devamında ne vardır?

“Çocuğum yalnız kalır.”
“Kontrol bende olmaz.”
“Yarım kalan şeyler olur.”
“Sevdiklerim acı çeker.”
“Hayatı kaçırmış olurum.”
“Ben olmadan devam edebilmeleri fikrine dayanamıyorum.”

Bu cevapların her biri kaygının altında farklı bir psikolojik ihtiyacın bulunabileceğini gösterir.

Bazen ölüm korkusunun altında ayrılık korkusu, bazen kontrol ihtiyacı, bazen belirsizliğe tahammülsüzlük, bazen de kişinin kendisini başkalarının hayatından aşırı derecede sorumlu hissetmesi vardır.

“Çocuğum Bensiz Ne Yapar?”

Özellikle ebeveynlik, ölüm kaygısının biçimini değiştirebilir.

Kişi artık yalnızca kendi güvenliğinden değil, kendisine bağımlı olduğunu düşündüğü başka bir insanın güvenliğinden de sorumlu hisseder. Bu nedenle “Ölürsem ne olur?” düşüncesinin yerini zaman zaman:

“Ben olmazsam çocuğuma kim bakar?”

sorusu alabilir.

Buradaki kaygı yalnızca ölümle ilgili değildir. Ebeveynlik rolünün kaybedilmesi, çocuğun yaşayabileceği acı, onun geleceğini kontrol edememe ve koruyucu rolünü sürdürememe düşünceleri de kaygıya eşlik eder.

Bir ebeveyn için çocuğunu koruma isteği son derece doğaldır. Ancak zihin zamanla şu yanılsamaya kapılabilir:

“Yeterince düşünürsem onu bütün olasılıklardan koruyabilirim.”

Oysa kaygı çoğu zaman insanı geleceğe hazırlamaktan çok, geleceğin bütün ihtimallerini bugünden yaşamaya zorlar.

Henüz gerçekleşmemiş bir kaybın acısı, gerçekleşmiş gibi tekrar tekrar deneyimlenmeye başlanır.

Sevdiklerimizi Kaybetmekten Neden Bu Kadar Korkarız?

Bağ kurmak insanın temel psikolojik ihtiyaçlarından biridir. Yakın ilişkiler güven, aidiyet ve duygusal düzenleme açısından önemli bir işleve sahiptir. Bu nedenle kaybetme ihtimali yalnızca bir kişinin hayatımızdan çıkacağı anlamına gelmez.

Bazen kişinin zihninde şu anlamlara da gelebilir:

“Güvende olmayacağım.”
“Yalnız kalacağım.”
“Beni bu kadar iyi anlayan başka biri olmayacak.”
“Hayatımın düzeni tamamen değişecek.”

“Bu acıyla baş edemeyeceğim.”

Bağlanma literatürü de kişinin yakın ilişkilerindeki güvenlik algısıyla kayıp ve ölümle ilişkili kaygılar arasında bağlantılar bulunabileceğini göstermektedir. Özellikle ciddi hastalık ve yaşam sonu çalışmalarında bağlanma güvensizliği ile daha yüksek ölüm kaygısı arasında ilişkiler bildirilmiştir. Bununla birlikte bu ilişkilerin kişiden kişiye ve bağlama göre değişebileceğini unutmamak gerekir.

Dolayısıyla bazen “Seni kaybetmekten korkuyorum” cümlesi aslında şunu da içerir:

“Sensiz kim olacağımı bilmiyorum.”

Kontrol Etmeye Çalıştıkça Büyüyen Kaygı

Kaygının en sık kurduğu tuzaklardan biri, kişiye daha fazla kontrolün daha fazla güvenlik sağlayacağını düşündürmesidir.

Kişi sürekli bedenini kontrol edebilir.
Hastalık belirtilerini araştırabilir.
Yakınlarının nerede olduğunu tekrar tekrar öğrenmek isteyebilir.
Kötü haberleri takip edebilir.
Doktorlardan veya çevresindeki kişilerden tekrar tekrar güvence almaya çalışabilir.
Riskli olduğunu düşündüğü birçok aktiviteden kaçınabilir.

Bir süre için bu davranışlar rahatlatıcıdır.

“Kontrol ettim, sorun yok.”
“Aradım, iyiymiş.”
“Doktora sordum, önemli bir şey değilmiş.”

Ancak rahatlama kısa sürdüğünde zihin önemli bir şey öğrenir:

“Kaygılandığında kontrol etmelisin.”

Böylece yeni bir şüphede aynı davranış yeniden devreye girer. Güvence arayışı arttıkça belirsizliğe dayanma kapasitesi azalabilir ve kişi kendisini giderek daha fazla kontrol etme ihtiyacı içinde bulabilir.

Ama yaşamın temel gerçeklerinden biri şudur:

Mutlak güvenlik mümkün değildir.

Psikolojik esneklik, bütün riskleri ortadan kaldırabilmekten değil, belirli bir ölçüde belirsizlik varken de yaşamaya devam edebilmekten geçer.

Günümüz Dünyasında “Her An Bir Şey Olabilir” Hissi

Kazalar, doğal afetler, şiddet olayları, hastalıklar ve beklenmedik ölümler artık yalnızca yaşandıkları bölgelerde kalmıyor. Telefonlarımız aracılığıyla gün boyunca dünyanın farklı yerlerindeki tehditlere maruz kalabiliyoruz.

Zihin ise sık karşılaştığı bilgileri olduğundan daha yakın veya olası değerlendirmeye eğilim gösterebilir.

Bir süre sonra kişi yalnızca:

“Böyle şeyler oluyor.”

diye düşünmez.

Düşünce şuna dönüşebilir:

“Böyle bir şey her an benim de başıma gelebilir.”

Gerçek bir riskin varlığı ile zihnin o riski günün her anında yaşaması arasında önemli bir fark vardır.

Kaygılı zihin olasılık ile olasılığın gerçekleşmesini birbirine yaklaştırır.

“Olabilir” zamanla “olacak” gibi hissedilmeye başlanır.

Ölümü Düşünmemek Çözüm mü?

Ölüm kaygısıyla mücadele eden kişiler zaman zaman ölümle ilgili düşünceleri tamamen ortadan kaldırmaya çalışabilir.

Ancak paradoksal biçimde bir düşünceyi zihinden zorla uzaklaştırmaya çalışmak, o düşüncenin daha sık fark edilmesine neden olabilir.

Bu nedenle terapötik süreçte amaç her zaman:

“Ölümü düşünmemek”

değildir.

Amaç daha çok:

“Ölüm düşüncesi geldiğinde yaşamdan kopmamak” olabilir.

Kişinin kaygısını bastırmak yerine onunla kurduğu ilişkiyi değiştirmesi; belirsizlikle temas edebilmesi, kaçınmaları azaltabilmesi ve yaşamında gerçekten değer verdiği alanlara yeniden yaklaşabilmesi önemlidir.

Ölüm kaygısına yönelik psikolojik müdahaleleri inceleyen araştırmalar, özellikle bilişsel davranışçı yaklaşımlar ve maruz bırakma temelli uygulamaların bazı gruplarda kaygının azaltılmasına yardımcı olabileceğini göstermektedir. Bununla birlikte kişinin ölüm kaygısının hangi psikolojik süreçlerle ilişkili olduğunun bireysel olarak değerlendirilmesi önem taşır.

Ne Zaman Destek Alınmalı?

Sevdiğimiz insanları kaybetmekten korkmak veya zaman zaman kendi ölümümüzü düşünmek tek başına psikolojik bir bozukluğun göstergesi değildir.

Ancak bu düşünceler;

günün önemli bir bölümünü kaplamaya başladıysa,
uyku düzenini etkiliyorsa,
sürekli güvence arama ihtiyacı yaratıyorsa,
bedensel belirtileri tekrar tekrar kontrol etmeye yol açıyorsa,
haberlerden, seyahatten veya günlük aktivitelerden yoğun biçimde kaçınmaya neden oluyorsa,

sevdiklerimizden ayrılmayı giderek zorlaştırıyorsa

ve kişinin bugünkü yaşamını yaşamasının önüne geçiyorsa, profesyonel destek düşünülmesi yararlı olabilir.

Çünkü bazen ölüm korkusunun en büyük bedeli ölümle karşılaşmak değil, hayattayken yaşamdan uzaklaşmak olabilir.

Yaşamı Kontrol Etmek Yerine Yaşamın İçinde Kalmak

Ölümün varlığını kabul etmek, ölümü istemek veya önemsememek anlamına gelmez.

Aksine insanın sınırlılığını fark etmesi, yaşamla kurduğu ilişkiyi yeniden gözden geçirmesine alan açabilir.

Belki de ölüm kaygısının bize yönelttiği en önemli soru:

“Ne zaman öleceğim?”

değildir.

Asıl soru bazen şudur:

“Bunun ne zaman olacağını bilmediğime göre, bugün nasıl yaşamak istiyorum?”

Sevdiklerimizi tamamen kaybetme ihtimalinden koruyamayız. Kendimizi de yaşamın tüm belirsizliklerinden koruyamayız.

Ancak kaygının bizi gelecek senaryolarının içinde tutmasına izin vermek yerine, bugün var olan ilişkilerimize daha fazla temas edebiliriz.

Çünkü yaşamı değerli yapan şey onun tamamen kontrol edilebilir olması değil; sonlu olduğunu bilmemize rağmen bağ kurmaya, sevmeye, plan yapmaya ve yaşamaya devam edebilmemizdir.

Kaynakça

  • Kaynakça
  • Brown, T. L., Chown, P., Solomon, S., Gore, G., De Groot, J. M., MacKinnon, C. J., Rodin, G., & Sanders, J. J. (2025). Psychosocial correlates of death anxiety in advanced cancer: A scoping review. Psycho-Oncology, 34(1), e70068.
  • Iverach, L., Menzies, R. G., & Menzies, R. E. (2014). Death anxiety and its role in psychopathology: Reviewing the status of a transdiagnostic construct. Clinical Psychology Review, 34(7), 580–593.
  • Menzies, R. E., McMullen, K., Riotto, G. D., Iliescu, S., Petrovic, B., & Remfrey, M. (2024). From dread to disorder: A meta-analysis of the impact of death anxiety on mental illness symptoms. Clinical Psychology Review, 113, 102490.
Beyza Çoban
Beyza Çoban
Beyza Çoban, psikolog olarak kaygı bozuklukları, sosyal fobiler, öz-değer sorunları ve kişilerarası ilişkiler üzerine çalışmaktadır. Lisans eğitimini psikoloji alanında tamamlayan Çoban, Bilişsel Davranışçı Terapi, EMDR ve Kısa Süreli Çözüm Odaklı Terapi yaklaşımlarıyla bireysel danışmanlık sunmaktadır. Yazılarında psikolojik kavramları sade ve anlaşılır bir dille ele alarak, okurların kendilerini tanımalarına ve psikolojik dayanıklılıklarını artırmalarına katkı sağlamayı amaçlamaktadır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar