“Çalışmak” Ne Zaman Yaşamın Kendisi Oldu?
Bir insanın hayatı içerisinde en önemli etkenlerden bir tanesi maddi gelir kaynağını nasıl kazandığıdır. Bazı insanlar kamu sektöründe, bazı insanlar da özel sektörde çalışırlar. Kamu sektöründe çalışan insanlar tekdüze bir yaşam sürmektedirler. İş saatleri, maaşları, iş koşulları belirlidir; ancak özel sektörde çalışanlar için bu durum değişmektedir.
Kendi işinin başında olan ve tutunmayı başaran insanlar için hayat, diğer özel sektör çalışanlarına nazaran çok daha yüksek standartlarda ilerler. Burada bahsedeceğimiz konu; özel sektördeki bir bireydir.
Bir insan yaşamını sürdürebilmek için beğenmese de birçok farklı sektörde işte çalışmak zorundadır. Peki, bu zorunluluğun sınırları nelerdir, birey kendini nasıl savunur ve ifade eder? Sizlerle bugün bunu konuşacağız.
Tükenmişlikten Önce Gelen Sessiz Sinyaller
Bir öğrenci arkadaşı ele alalım. Bu kişinin ailesinin maddi durumu iyi olmamış olsun veya ailesinden tamamen destek almamış, kopmuş olsun. Bu, başlı başına büyükçe bir yüktür kişi için. Buna rağmen kişi eğer olgun bir düşünce yapısına sahipse, hayatta kalmak için çalışması gerektiğinin bilincindedir. Henüz öğrenci olduğu için ne yazık ki önüne imkanlar sunulmayabilir ve bundan ötürü mavi yaka yani işçi sınıfı işlerde çalışmak zorundadır.
Öğrencimizin bu zamanda zar zor bulduğu bu düşük imkanlı işe binbir zorlukla kabul edildiğini ve başladığını varsayalım. İşe başlayana kadar ki psikolojik süreç onu zaten tüketmişken, bir de bedensel yorgunluk buna eklenecek. Gün boyu işverenlerinin “esnek çalışma saatlerine”, birdenbire çıkan iş prosedürlerine, yargılayıcı bakışlara, iş öğrenme sürecindeki yaptığı hatalarla ve daha birçok olumsuz etkenle mücadele etmek zorundadır.
Tüm bunlar zamanla onu işe karşı daha verimsizleştirmeye, isteksizleştirmeye ve hatta başarısına karşı tatminsizlikliğe iter. İş dışındaki hayatın gitgide daralması, işverenlerinin ona “biz bir aileyiz” adı altında onu kontrol altına alması, kişiyi oraya gereğinden fazla aidiyet duymasına neden olur.
“Hayır” Diyebilmek: Profesyonel Sınırların Psikolojisi
Bu öğrencimizin kendine has bir tarzı olduğunu varsayalım. Belki farklı bir saç kesimi, farklı bir giyim tarzı. İnsanlar dış görünüşe göre yargılarlar. Bundan ötürü çalışan kişi, kendi benliğinin parçası olan giyimi, tarzı yüzünden eleştiriye hatta işe alınmamaya kadar ithamlara maruz kalabilir.
Kişi sırf gelir elde edebilmek için bu tür şeylere göz yummak zorunda kalabilir. Dışarıdan bakıldığında “ne olacak ki” denilebilecek bu durum, aslında kişinin içerisinde içsel bir çatışmaya neden olur. Çünkü bu o değildir ve bu da bunca zamandır üzerindeki sorunlara bir yenisinin eklenmesi demektir.
Bazen küçük adımlarla da olsa kendimizi savunmaya başlamamız gerekir. Örneğin, buna fazla mesailere kalmayı reddederek başlayabiliriz. Bu kişinin bireysel seçimidir ve ister saat olarak ister maaş olarak geri dönüşü alacak olsa da en başında reddetmek kişiye özgü bir şeydir. Bu ilk adım her zaman en zor olanıdır; ancak buna cesaret ederseniz ve gelecek tepkilere göğüs gererseniz, ileride çok daha rahat bir şekilde ilerlersiniz.
Özgünlük: Herkesin Yolundan Gitmemek
Herkes gibi o işe bağlı olmak zorunda değilsiniz. Sizlerin bir hedefi, okuduğu bölüm ve hayatta bir amaçları var. Bu sürecin geçici olduğunu asla aklınızdan çıkarmayın ve bu düşünceyle barışık olun. Sizin yanınızda olmayan, sizi desteklemeyen her insan bir gün sizin gerinizde kalacak ve siz o hayalini kurduğunuz hayata çoktan sahip olmuş olacaksınız. Bu yüzden azim ve gayretinize sıkıca tutunmaya devam edin. Bu, sizin geleceğiniz için kurduğunuz bir adımın sadece ilk basamağı. Ne derler bilirsiniz; emek olmadan yemek olmaz. Her şey sırasıyla bir bir gerçekleşecek.
Şu anki işinizde takılı kalmayacaksınız; diğer çalışma arkadaşlarınız gözünüzü korkutmasın. Kimi insanın gerçekten de daha önce hayatında getirdiği olumsuz durumlardan ötürü tek tutanağı o iş olabilir; ancak siz onlardan biri değilsiniz. Kendinize olan inancınızı asla kaybetmeyin.
Çalıştığımız İş Değil, Kurduğumuz Hayat
Şu an işyerlerinizde yaptığınız küçük hatalar yüzünden yediğiniz azarlar, belki işe birkaç dakika geç kaldığınız için aldığınız öğütler, işvereninizin sızlanmaları… bunların hepsi bir gün bitecek. Bu yüzden kendi çizginizden sapmayın, fevri kararlar vermeyin. Amaç, çalışma hayatından tamamen kaçmak değil; çalışma hayatının bizi kim olduğumuzdan uzaklaştırmasına izin vermemektir. Bu süreci olabildiğince verimli değerlendirin. Her zaman şu soruyu kendinize sorun: Çalıştığım iş hayatımı mı şekillendiriyor, yoksa ben çalıştığım hayatın nasıl olacağına hâlâ karar verebiliyor muyum?


