Çarşamba, Eylül 30, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Korkutan Haberler, Küçük Zihinler: Çocuklarla Okul Saldırılarını Nasıl Konuşmalıyız?

1. “Anne/Baba bizim okulda da olur mu?”

Televizyonda akıp giden haberler, sosyal medya akışında önümüze düşen bir video ya da okul koridorlarında fısıldaşan arkadaşların konuşmaları… Çocuklar, yetişkinlerin dünyasındaki sarsıcı olaylardan istesek de soyutlanamıyorlar. Bir gün çocuk, eve dönüp ya da odasında sessizce otururken ansızın şu soruyu sorabiliyor:

​“Bizim okulda da böyle bir şey olabilir mi?”

Böyle bir soruyla karşılaştığımızda, ebeveynler olarak içgüdüsel olarak iki uçtan birine savrulabiliriz: Ya her şeyin yolunda olduğunu varsayarak konuyu geçiştirmek “Saçmalama, öyle şeyler düşünme”, ya da koruma refleksiyle olayın bütün karmaşık ve sarsıcı ayrıntılarını çocuğa açıklamak. Oysa mesele ne tamamen yok saymak ne de taşıyamayacağı bir yükü omuzlarına bırakmaktır.

Asıl sormamız gereken soru şudur: Bir çocuğu dünyadaki korkutucu gerçeklerden tamamen korumak mümkün değilken, bu gerçekleri onun güven duygusunu zedelemeden nasıl karşılayabiliriz? Uzmanlar, sessizliğin her zaman koruyucu olmadığını; çocukların eksik bilgileri kendi hayal güçleriyle çok daha korkutucu senaryolara dönüştürebileceğini hatırlatıyor.

​2. Sessizlik Her Zaman Korumaz

Ebeveynlikte sık yapılan iyi niyetli yanılgılardan biri şudur: “Hiç konuşmazsak, haberimiz yokmuş gibi davranırsak etkilenmez.”

Ancak çocuklar, yetişkinlerin tahmin ettiğinden çok daha keskin bir radara sahiptir. Arkadaş aralarındaki fısıltılardan, algoritmaların önüne çıkardıklarından ya da evde büyüklerin kendi aralarındaki endişeli konuşmalardan bu olayları bir şekilde sezerler. Boşlukta kalan parçaları kendi zihinlerinde birleştirirken de genellikle gerçekte olandan çok daha karanlık bir tablo çizerler.

Bu noktada ilk hamlemiz anlatmak değil, dinlemektir. Konuşmaya şu sorularla başlamak, çocuğun zihnindeki fotoğrafı netleştirmemizi sağlar: “Bu olayla ilgili sen neler duydun?”, “Seni düşündüren, kafanı kurcalayan ya da korkutan bir şey oldu mu?”

Çocuğun kendi cümleleriyle anlatmasına alan açmak; ebeveynin hem çocuğun gerçekte ne bildiğini anlamasına hem de zihninde kurduğu abartılı senaryoları fark etmesine olanak tanır. Çünkü asıl korkutucu olan duydukları değil, o duyduklarıyla yalnız kalmalarıdır.

​3. Gerçeği Anlatmak ile Korkutmak Arasındaki Çizgi

Burası, ebeveynlik dengesinin en hassas kurulduğu yerdir. Çocuğa yalan söylememek esastır; ancak yetişkin zihnine hitap eden grafik ayrıntıları, şiddet betimlemelerini veya kaygı verici teknik detayları çocuğa aktarmak hiçbir koruyucu işlev görmez.

Burada temel rehberimiz yaşa uygun bilgi ilkesidir. Küçük bir çocuğa olayların detaylarını anlatmak yerine, temel ve yumuşatılmış bir gerçek yeterlidir. Daha büyük çocuklar veya ergenler ise daha fazla soru sorabilir; burada pusulamız çocuğun merak ettiği kadarına, yönlendirici olmadan yanıt vermek olmalıdır.

Ve belki de en kıymetli dürüstlük alanı: “Bilmiyorum” diyebilmek. “Bir daha asla böyle bir şey olmayacak” gibi geleceği garanti etmemizin imkansız olduğu büyük sözler vermek, anlık bir rahatlama sağlasa da uzun vadede çocuğun güvenini zedeler. Bunun yerine, okulun ve yetişkinlerin güvenliği sağlamak için attığı somut adımlardan bahsetmek çok daha sarsılmaz bir temel oluşturur. Gerektiğinde “bilmiyorum ama güvende olman için elimizden geleni yapıyoruz” diyebilmek, ebeveynliğin en sakinletici gücüdür.

​4. Bir Haber Ne Zaman Çocuğun Dünyasına Fazla Girer?

Şiddet içerikli bir olayın ardından medyanın sunduğu döngüsel akış, çocuklar üzerinde bambaşka bir etki yaratır. Televizyonda arka arkaya dönen aynı görüntüler, sosyal medyada sürekli önüne düşen kurgular… Yetişkinler için bu bir haber akışıyken, çocuk için bu durum olayın sürekli yeniden gerçekleştiği hissini uyandıran kesintisiz bir tehdit algısına dönüşür.

Çocukları dünyanın gerçeklerinden tamamen saklamak ile onları yetişkinlerin filtresiz ve sınırsız haber akışına terk etmek arasında geniş, güvenli bir gri alan vardır. Çocuğun ekran karşısında maruz kaldığı bu görsel seli sınırlamak, onun ruhsal sınırlarını korumanın en sessiz ama en etkili yoludur.

5. Güven Duygusunu Yeniden Kurmak

Çocuk için güven duygusu, soyut teselli cümlelerinden ziyade rutinlerin sessiz gücünde saklıdır.

Yaşanan sarsıcı bir olayın ardından günlük akışa dönmek; sabah okuluna gitmek, akşam aynı masada yemek yemek, oyun oynamak, uyku düzenini korumak çocuğa dünyanın hala öngörülebilir, döngüsünde çalışan güvenli bir yer olduğu mesajını verir. Rutinler, kelimelerden daha gürültülü bir şekilde “hayat devam ediyor” der.

Ayrıca bu süreçte ebeveynin kusursuz, hiç etkilenmemiş bir kule gibi durması gerekmez. Çocuğa, “Bu haber beni de çok üzdü ve düşündürdü” demek, duyguların normalleştirilmesi açısından kıymetlidir. Ancak bu paylaşım, çocuğun ebeveynini teselli etmek zorunda kaldığı ağır bir role dönüşmemelidir. Çocuklar yetişkinlerin sakinliğinden beslenir; bizim regüle (dingin) kalabilmemiz, onların fırtınada sığındığı en güvenli limandır.

Korkuyu Susturmak Değil, Yanında Kalmak

Unutmamak gerekir ki; her çocuk maruz kaldığı veya duyduğu bir haber karşısında aynı psikolojik deneyimi yaşamaz. Doğrudan olay yerinde olan bir çocuk ile haberi uzaktan duyan bir çocuğun dünyası aynı değildir. Bu farkı gözetmek, panikle değil şefkatle yaklaşmamızı sağlar.

Çocukları dünyanın bütün kötü haberlerinden koruyamayız. Fakat o haberlerle yolları kesiştiğinde yalnız olmadığını hissettirebiliriz.

Çocuğun korkusunu sihirli bir değnekle ortadan kaldırmak zorunda değiliz; bazen bir yetişkin olarak yapabileceğimiz en güvenli şey, onun o ürkek korkusunu çekinmeden anlatabileceği sakin ve yargılamayan bir ses olabilmektir.

Kaynakça

  • American Academy of Pediatrics (AAP). Talking to Children About Tragedies & Other News. HealthyChildren.org. ​American Psychological Association (APA). Helping children cope with tragedy, violence and disasters. APA Public Education. ​National Child Traumatic Stress Network (NCTSN). School Violence: Resources for Parents and Educators. NCTSN Resource Library.
Nesime Yücedağ
Nesime Yücedağ
Çankaya Üniversitesi Psikoloji Bölümü dördüncü sınıf öğrencisiyim ve Klinik Psikoloji alanına güçlü bir ilgi duymaktayım. Lisans eğitimimin başlangıcından itibaren Gözlem Psikoloji Kliniği’nde aktif olarak gözlemci olarak görev aldım; Oyun Terapisi seanslarını ve Attentioner/MOXO değerlendirme süreçlerini yakından takip ettim. Kuramsal bilgiyi uygulamalı klinik deneyimle bütünleştirme konusunda yüksek motivasyona sahibim ve çocuk psikolojisi alanında uzmanlaşmayı açık bir hedef olarak belirlemiş bulunmaktayım.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar