Sosyal medyada saniyeler içinde tüketilen psikoloji içerikleri, ruh sağlığı hakkında konuşmayı hiç olmadığı kadar kolaylaştırdı. Ancak aynı hız, insan deneyiminin karmaşıklığını birkaç belirtiye ve birkaç saniyelik videoya indirgeme riskini de beraberinde getiriyor.
Bugün bir kişinin odasını toplamakta zorlanması “DEHB”, ilişkide yaşanan bir çatışma “gaslighting”, yoğun bir üzüntü “travma”, empati kurmakta zorlanan bir partner ise “narsist” olarak tanımlanabiliyor.
Oysa bir belirti, bir davranış ya da tek bir ilişki deneyimi tek başına klinik bir tanı anlamına gelmez.
Psikoloji içeriklerinin yaygınlaşması başlı başına olumsuz bir gelişme değildir. Aksine, doğru ve sorumlu biçimde üretilen içerikler ruh sağlığı konusunda farkındalık yaratabilir, yardım arama davranışını destekleyebilir ve daha önce konuşulmayan konuların görünür hale gelmesine katkı sağlayabilir.
Sorun, farkındalığın yerini tanının almasıyla başlar.
1. Gündelik İnsani Deneyimler Ne Zaman Klinik Etiketlere Dönüşüyor?
İnsan davranışı tek bir çizgiden oluşmaz. Dalgınlık, unutkanlık, zaman zaman erteleme, sosyal ortamlarda çekingenlik, öfke, yoğun üzüntü veya motivasyon kaybı hayatın farklı dönemlerinde birçok insanın yaşayabileceği deneyimlerdir.
Buna karşın sosyal medyanın kısa, hızlı ve dikkat çekmeye odaklanan yapısı karmaşık psikolojik süreçleri çoğu zaman birkaç belirtiye indirger.
Örneğin;
Zaman zaman yaşanan unutkanlık ve odaklanma güçlüğü doğrudan DEHB olarak, Düzen ve simetriye verilen önem doğrudan OKB olarak, Yeni bir ortamda yaşanan çekingenlik doğrudan sosyal anksiyete olarak, Bir ilişkide yaşanan manipülatif bir davranış doğrudan narsistik kişilik bozukluğu olarak yorumlanabilir.
Oysa klinik değerlendirme, tek tek belirtilerden çok daha kapsamlıdır.
Bir davranışın psikiyatrik bir bozukluk kapsamında değerlendirilmesinde belirtilerin sürekliliği, bağlamı, örüntüsü, şiddeti ve kişinin günlük yaşamındaki işlevselliği gibi birçok unsur birlikte ele alınır. Bu nedenle her unutkanlık DEHB olmadığı gibi, her bencillik de narsisizm değildir.
Bu noktada Nick Haslam'ın “concept creep” olarak adlandırdığı kavramsal genişleme tartışması önem kazanıyor. Haslam, travma, bağımlılık, istismar ve mental disorder gibi kavramların zaman içerisinde daha geniş deneyimleri kapsayacak biçimde kullanılmaya başladığını ve bunun bazı durumlarda gündelik deneyimlerin patolojikleştirilmesi riskini taşıyabileceğini tartışıyor.
Buradaki mesele, insanların yaşadığı sıkıntıların “gerçek değil” olduğunu söylemek değildir.
Tam tersine mesele şudur:
Her psikolojik zorluk bir psikiyatrik bozukluk değildir; ancak her psikolojik zorluk da küçümsenmemelidir.
2. İnsanlar Neden Kendilerini Sosyal Medyadaki Tanılarla Özdeşleştirebiliyor?
İnsan yaşadığı deneyime anlam vermek ister.
Bazen kişi uzun zamandır yaşadığı dikkat sorunlarına, ilişkisel güçlüklerine veya duygusal dalgalanmalarına bir açıklama arar. Sosyal medyada kendi deneyimine benzeyen bir içerikle karşılaştığında “Belki de yaşadığım şeyin bir adı var” diye düşünebilir.
Bu süreç her zaman olumsuz değildir.
Hatta bazı insanlar için bir içeriğin karşılarına çıkması, daha önce anlamlandıramadıkları bir güçlüğü fark etmelerine ve profesyonel yardım aramalarına yardımcı olabilir.
Ancak burada farkındalık ile tanı arasındaki sınırı korumak önemlidir.
2025 yılında yayımlanan bir pilot çalışmada, ruh sağlığı hizmetine başvuran 57 genç üzerinde sosyal medya ve self-diagnosis ilişkisi incelendi. Katılımcıların %71,4'ü daha önce bir klinisyen tarafından konulmamış bir tanıya sahip olduğunu düşündüğünü bildirdi; bu kişilerin %65'i sosyal medyanın bu inancın oluşmasına katkıda bulunduğunu belirtti. Ancak çalışma küçük ve belirli bir klinik örneklemle sınırlı olduğu için bu sonuçların toplumun tamamına genellenmesi mümkün değildir.
Bu bulgu bize sosyal medyanın tanı koyduğunu değil, sosyal medya içeriklerinin bireylerin kendi yaşantılarını belirli psikolojik kategoriler üzerinden yorumlamasında rol oynayabildiğini düşündürüyor.
Aynı şekilde 2024 tarihli bir değerlendirme çalışması da sosyal medyanın ruhsal hastalıklarla ilgili kimlik ve self-diagnosis süreçleriyle ilişkisini tartışıyor ve çevrimiçi toplulukların kişinin kendisini belirli bir psikolojik kategoriyle tanımlamasında rol oynayabileceğine dikkat çekiyor.
Dolayısıyla burada kişiyi suçlamak yerine şu soruyu sormak daha anlamlı:
“Bu etiketi kendime neden koyuyorum ve bu etiket benim yaşadığım deneyimi gerçekten açıklıyor mu?”
3. Sosyal Medyadaki Psikoloji İçerikleri Ne Kadar Güvenilir?
Sosyal medyada ruh sağlığı konusunda içerik üreten herkes aynı eğitim ve uzmanlığa sahip değil.
Bazı içerikler bilimsel kaynaklara dayanırken bazıları kişisel deneyimlerden, popüler psikoloji kitaplarından veya başka sosyal medya içeriklerinden türeyebiliyor.
TikTok'taki DEHB içeriklerini inceleyen Yeung, Ng ve Abi-Jaoude'un 2022 tarihli çalışması bu konuda dikkat çekici bir örnek sunuyor. Araştırmacılar en popüler 100 DEHB videosunu incelemiş ve içeriklerin önemli bir bölümünün bilimsel açıdan yanıltıcı veya sınırlı bilgi içerdiğini göstermiştir. Çalışmada videoların %52'si yanıltıcı, %27'si kişisel deneyim ve %21'i yararlı bilgi kategorisinde değerlendirilmiştir.
Bu sonuç, “TikTok'taki bütün psikoloji içerikleri yanlıştır” anlamına gelmez.
Ancak önemli bir noktaya işaret eder:
Bir içeriğin çok izlenmesi, çok beğenilmesi veya çok paylaşılması onun bilimsel olarak doğru olduğu anlamına gelmez.
Sosyal medya algoritmaları çoğu zaman en doğru bilgiyi değil, en fazla etkileşim yaratan içeriği görünür hale getirir.
Bu nedenle özellikle tanı, ilaç, travma, kişilik bozuklukları veya tedavi yöntemleri gibi konularda içerik tüketirken kaynağın kim tarafından üretildiği ve hangi bilimsel kanıta dayandığı önem taşır.
4. “Narsist”, “Travma”, “Tetiklenmek” ve “Gaslighting” Neden Bu Kadar Kolay Kullanılıyor?
Bazı psikolojik kavramlar artık gündelik dilin bir parçası haline geldi.
“Narsist.”
“Travma.”
“Tetiklenmek.”
“Gaslighting.”
“Toksik.”
Bu kelimelerin günlük dilde kullanılması tek başına problem değildir. Dil yaşayan bir sistemdir ve bilimsel kavramların günlük hayata girmesi bazen farkındalığı da artırabilir.
Sorun, kavramın bilimsel anlamının tamamen kaybolmasıdır.
Örneğin bir kişinin zaman zaman bencil davranması onu otomatik olarak narsistik kişilik bozukluğu olan biri yapmaz.
Bir ilişkinin kişiyi üzmesi tek başına “travma” tanımı için yeterli değildir.
Bir tartışmadan sonra kötü hissetmek de tek başına “gaslighting” yaşandığını göstermez.
Bu ayrım özellikle önemlidir çünkü kavramlar genişledikçe, gerçekten klinik değerlendirme veya profesyonel desteğe ihtiyaç duyan deneyimlerle gündelik yaşamda yaşanan zorlanmalar arasındaki sınırlar bulanıklaşabilir.
Haslam'ın “concept creep” yaklaşımı tam olarak bu tür kavramsal genişlemeleri tartışır. Ancak burada amaç psikolojik kavramları gündelik dilden tamamen çıkarmak değil; onları bağlamından koparmadan kullanabilmektir.
5. Kendi Kendine Teşhisin Olası Riskleri
İnternette yapılan araştırmalar kişiye önemli bir farkındalık sağlayabilir. Ancak internet üzerinden kendine tanı koymanın bazı riskleri vardır.
Yanlış veya eksik değerlendirme
Bir belirti birden fazla psikolojik veya fiziksel durumla ilişkili olabilir.
Örneğin dikkat dağınıklığı; uyku problemleri, yoğun stres, depresif belirtiler, kaygı, yaşam koşulları veya başka birçok faktörle ilişkili olabilir.
Bu nedenle yalnızca bir semptom listesinden hareket ederek tek bir açıklamaya ulaşmak yanıltıcı olabilir.
Kişinin kendisini tek bir etikete indirgemesi
“Ben DEHB'liyim.”
“Ben travmalıyım.”
“Ben anksiyeteli biriyim.”
“Ben narsistim.”
gibi ifadeler bazen kişinin yaşadığı deneyimleri anlamasına yardımcı olabilir; ancak bazen kişinin kendisini tek bir etikete indirgemesine de yol açabilir.
Bir tanı veya psikolojik kavram, kişinin bütün kimliği değildir.
İnsan, tanısından; yaşadığı bir travmatik deneyimden veya sahip olduğu herhangi bir psikolojik özellikten daha fazlasıdır.
Profesyonel yardıma başvurmanın gecikmesi
Sosyal medyadan edinilen bilgiler bazı kişiler için profesyonel yardım aramayı kolaylaştırabilir. Ancak bazı kişiler için tam tersine, “Ben zaten ne yaşadığımı biliyorum” düşüncesine yol açabilir.
Bu nedenle sosyal medya içeriği klinik değerlendirmenin yerine geçmemelidir.
2025 tarihli bir derleme de sosyal medyanın ruh sağlığı farkındalığını artırabilecek önemli fırsatlar sunduğunu, ancak uzman olmayan kişiler tarafından yayılan yanlış veya eksik bilgilerin self-diagnosis ve yanlış yönlendirme açısından risk oluşturabileceğini vurgulamaktadır.
6. Peki Psikoloji İçeriklerini Hiç İzlememeli miyiz?
Hayır.
Asıl mesele psikoloji içeriklerinden uzak durmak değil, onları doğru bir çerçevede tüketebilmek.
İyi hazırlanmış bir psikoloji içeriği kişinin kendisine şu soruları sormasını sağlayabilir:
“Ben neden böyle hissediyorum?”
“Bu davranışım ne zaman ortaya çıkıyor?”
“Bu durum hayatımı ne kadar etkiliyor?”
“Bir uzmandan destek almam faydalı olabilir mi?”
Bu sorular farkındalığın başlangıcıdır.
Ancak:
“Bu videodaki 7 belirtinin 5'i bende var, demek ki bende bu bozukluk var.”
sonucu klinik bir değerlendirme değildir.
Sosyal medya farkındalık sağlayabilir; tanı koymaz.
7. Farkındalık ile Teşhis Arasındaki İnce Çizgi
Psikiyatrik tanılar insanları etiketlemek için değil, belirli klinik örüntüleri ortak bir dil içerisinde tanımlayabilmek için kullanılan araçlardır.
Bu nedenle bir tanının değerlendirilmesi yalnızca birkaç soruya verilen yanıtlardan ibaret değildir.
Klinik değerlendirmede kişinin yaşadığı belirtilerin niteliği, süresi, yoğunluğu, bağlamı, gelişimsel ve psikososyal öyküsü ve günlük yaşamındaki işlevselliği gibi birçok unsur birlikte ele alınır. Gerektiğinde bilimsel olarak geçerliği ve güvenirliği gösterilmiş psikometrik ölçme araçlarından da yararlanılabilir.
DSM-5 bu klinik sınıflandırma ve tanı ölçütlerinin temel referanslarından biridir; ancak tanı sürecinin kendisi yalnızca bir DSM maddesini karşılayıp karşılamadığını kontrol etmekten ibaret değildir.
Dolayısıyla internette karşılaşılan bir semptom listesi veya kısa bir video, kişinin kendisi hakkında soru sorması için bir başlangıç noktası olabilir.
Ama son durak olmamalıdır.
Sonuç: Etiket Değil, Deneyiminiz Önemli
Psikoloji bilgisinin sosyal medyada yaygınlaşması önemli bir fırsattır.
İnsanların ruh sağlığı hakkında konuşması, yardım istemenin normalleşmesi ve psikolojik sorunların görünür hale gelmesi değerli gelişmelerdir.
Ancak psikoloji bilgisi yaygınlaştıkça, psikolojik kavramların doğru bağlamda kullanılması da aynı derecede önem kazanıyor.
Kendinize “Bende hangi hastalık var?” diye sormadan önce belki de şu soruyu sormak daha faydalı olabilir:
“Ben şu anda ne yaşıyorum ve bu yaşadığım şey hayatımı nasıl etkiliyor?”
Çünkü bir sosyal medya videosu size bir kavramı tanıtabilir.
Bir test size bazı sorular sordurabilir.
Bir paylaşım yaşadığınız bir deneyimi anlamlandırmanıza yardımcı olabilir.
Ama sizi sizden daha iyi tanıyan bir algoritma yoktur.
Ve bir psikolojik etiket, insanın bütün hikâyesi değildir.
Farkındalık için psikoloji içeriklerinden yararlanın; ancak kendinizi, partnerinizi veya çevrenizdeki insanları birkaç saniyelik videolara ve birkaç maddelik listelere indirgemeyin.
Bazen ihtiyacımız olan şey kendimize bir tanı koymak değil, kendimizi daha iyi anlamaktır.
Kaynakça
- American Psychiatric Association. (2013). Diagnostic and statistical manual of mental disorders (5th ed.). American Psychiatric Publishing.
- Haslam, N. (2016). Concept creep: Psychology's expanding concepts of harm and pathology. Psychological Inquiry, 27(1), 1–17. https://doi.org/10.1080/1047840X.2016.1082418
- Rose, N. (2018). Our psychiatric future: The politics of mental health. Polity Press.
- Yeung, A., Ng, E., & Abi-Jaoude, E. (2022). TikTok and attention-deficit/hyperactivity disorder: A cross-sectional study of social media content quality. The Canadian Journal of Psychiatry, 67(12), 899–906. https://doi.org/10.1177/07067437221082854
- Armstrong, S., Osuch, E., Wammes, M., Chevalier, O., Kieffer, S., Meddaoui, M., & Rice, L. (2025). Self-diagnosis in the age of social media: A pilot study of youth entering mental health treatment for mood and anxiety disorders. Acta Psychologica, 256, 105015. https://doi.org/10.1016/j.actpsy.2025.105015
- Corzine, A., & Roy, A. (2024). Inside the black mirror: Current perspectives on the role of social media in mental illness self-diagnosis. Discover Psychology, 4, 40. https://doi.org/10.1007/s44202-024-00152-3
- Rizwan, B., & Weigle, P. E. (2025). Paging Dr Influencer: Social Media & Psychiatric Self-Diagnosis. Pediatric Clinics of North America, 72(2), 267–278. https://doi.org/10.1016/j.pcl.2024.09.003

