“Küstüm, konuşmak istemiyorum.” Bu cümle, ilişkilerde oldukça sık karşılaştığımız bir tepkiyi anlatır. Birimiz kırıldığında, öfkelendiğinde ya da anlaşılmadığını hissettiğinde bazen konuşmak yerine geri çekilmeyi tercih ederiz. Kimi zaman kısa bir süre yalnız kalmak ve sakinleşmek için iletişime ara vermek sağlıklı olabilir. Ancak küsmek, karşı tarafı cezalandırmak, suçlu hissettirmek veya onun ilk adımı atmasını beklemek amacıyla kullanılan bir sessizliğe dönüştüğünde ilişkide önemli sorunlara yol açabilir. Küsmek çoğu zaman yalnızca “konuşmamak” değildir. Asıl önemli olan, sessizliğin hangi amaçla ve nasıl kullanıldığıdır. Çünkü aynı davranış, farklı ilişkilerde çok farklı anlamlar taşıyabilir.
Küsmek Neden Ortaya Çıkar? Küsmenin altında çoğu zaman ifade edilmemiş bir duygu veya karşılanmamış bir ihtiyaç bulunur. “Beni önemsemedi”, “Beni anlamadı”, “Haksızlığa uğradım” veya “Benim için bunu yapmasını beklerdim” gibi düşünceler kırgınlık ve öfkeyi tetikleyebilir. Bazı insanlar duygularını doğrudan ifade etmekte zorlandıkları için geri çekilmeyi tercih eder. Özellikle çocukluk döneminde duyguların açıkça konuşulmadığı veya çatışmaların sessizlikle çözüldüğü ailelerde büyüyen kişiler, yetişkin ilişkilerinde de benzer bir iletişim biçimini sürdürebilir. Bunun yanında bağlanma biçimleri de çatışmalara verilen tepkilerle ilişkili olabilir. Örneğin reddedilme konusunda daha hassas olan bir kişi, küçük bir davranışı bile “Artık beni önemsemiyor” şeklinde yorumlayabilir. Böyle bir durumda küsmek, kişinin incinmişlik duygusundan uzaklaşma veya kendisini koruma yolu haline gelebilir. Ancak kişinin neden küstüğünü anlamak, davranışın ilişkide yarattığı etkiyi ortadan kaldırmaz.
Küsmek ile Sağlıklı Bir Şekilde Alan İstemek Aynı Şey Değildir Burada önemli bir ayrım yapmak gerekir: Kısa süreli geri çekilmek her zaman küsmek değildir. Bir tartışma sırasında kişi çok öfkeli olduğunu fark edip “Şu anda çok sinirliyim. Biraz sakinleşmeye ihtiyacım var. Akşam konuşabilir miyiz?” diyebilir. Bu, iletişimi tamamen kesmekten farklıdır. Araştırmalar, çiftlerin çatışma sırasında yaşadığı yoğun fizyolojik uyarılmanın sağlıklı iletişimi zorlaştırabileceğini göstermektedir. Gottman ve Levenson (1992), özellikle yoğun öfke ve fizyolojik uyarılmanın çatışmaların seyrini olumsuz etkileyebildiğini ortaya koymuştur. Bu nedenle tartışma sırasında kısa bir mola vermek, doğru kullanıldığında ilişki açısından yararlı olabilir. Aradaki temel fark iletişim niyetidir. “Biraz sakinleşmeye ihtiyacım var, sonra konuşalım.” demek bir sınır koymaktır. “Seninle konuşmuyorum, ne halin varsa gör.” diyerek karşı tarafı belirsizlik içinde bırakmak ise cezalandırıcı bir sessizliğe dönüşebilir.
Küsmek İlişkiyi Nasıl Etkiler? Küsmek kısa vadede kişiye rahatlama sağlayabilir. Konuşmak zorunda kalmamak, tartışmayı ertelemek veya öfkenin azalmasını beklemek kişiye iyi gelebilir. Fakat uzun süreli ve cezalandırıcı sessizlik, ilişkide belirsizlik yaratabilir. Karşı taraf “Ne yaptım?”, “Benden ne bekliyor?”, “Ne zaman konuşacağız?” gibi sorularla baş başa kalabilir. Özellikle sessizliğin bir kontrol veya cezalandırma aracı olarak kullanılması, ilişkide duygusal güveni zedeleyebilir. Çift ilişkileri üzerine yapılan araştırmalarda, çatışma sırasında geri çekilme ve iletişimi kesme biçimlerinin ilişki doyumuyla olumsuz yönde ilişkili olabildiği gösterilmiştir (Christensen & Heavey, 1990). Bu nedenle sorun yalnızca “küsmek” değildir. Asıl sorun, çatışmanın nasıl yönetildiğidir. Peki Küsünce Ne Yapabiliriz? Öncelikle kendimize şu soruyu sorabiliriz: “Şu anda gerçekten sakinleşmeye mi ihtiyacım var, yoksa karşı tarafın beni fark etmesini ve peşimden gelmesini mi istiyorum?” Eğer ihtiyacımız sakinleşmekse bunu açıkça söyleyebiliriz: “Şu an kırgınım ve sağlıklı konuşabilecek durumda değilim. Biraz zamana ihtiyacım var. Daha sonra bu konuyu konuşmak istiyorum.” Eğer beklentimiz karşı tarafın davranışını anlamasıysa, onun tahmin etmesini beklemek yerine ihtiyacımızı ifade etmek daha işlevsel olabilir: “Dün söylediklerin beni kırdı. Özür dilemeni ve neden böyle hissettiğimi dinlemeni istiyorum.” Burada amaç “haklı çıkmak” değil, duyguyu ve ihtiyacı görünür hale getirmektir. Çünkü sağlıklı ilişkilerde insanlar birbirlerinin zihnini okumak zorunda değildir.
Sonuç Küsmek, çoğu zaman kırgınlığın, öfkenin, hayal kırıklığının veya anlaşılma ihtiyacının dışa vurumudur. Bu nedenle yalnızca davranışa değil, davranışın altında yatan duyguya ve ihtiyaca da bakmak gerekir. Bazen konuşmaya devam etmek yerine kısa bir süre uzaklaşmak sağlıklıdır. Ancak sağlıklı bir mola ile cezalandırıcı sessizlik arasındaki fark, iletişimin tamamen kesilip kesilmemesi ve geri dönme niyetinin bulunup bulunmamasıdır. Kendimize şu soruyu sormak önemli olabilir: “Küserek karşımdaki kişiye ne anlatmaya çalışıyorum?” Belki “Beni kırdın.” Belki “Beni anlamanı istiyorum.” Belki de “Şu anda kendimi korumaya ihtiyacım var.” Duyguyu sessizlikle cezaya dönüştürmek yerine söze dökebilmek, ilişkilerde hem anlaşılmayı hem de duygusal yakınlığı artırabilir. Çünkü bazen mesele konuşmamak değil; nasıl konuşacağımızı öğrenmektir.
Kaynakça
- Christensen, A., & Heavey, C. L. (1990). Gender and social structure in the demand/withdraw pattern of marital conflict. Journal of Personality and Social Psychology, 59(1), 73–81. https://doi.org/10.1037/0022-3514.59.1.73
- Gottman, J. M., & Levenson, R. W. (1992). Marital processes predictive of later dissolution: Behavior, physiology, and health. Journal of Personality and Social Psychology, 63(2), 221–233. https://doi.org/10.1037/0022-3514.63.2.221


