Kedilerden korkanlar el kaldırsın. Tamam, şimdi elleri indirebilirsiniz. Çünkü bu yazı kediler hakkında değil. Daha doğrusu öyle başlayacak. Sonra fark edeceksiniz ki aslında konu ne kediler ne de başlıkta yazan uzay…
Psikoloji bize korkunun nasıl oluştuğunu öğretti. Korkunun nasıl başladığını, nasıl büyüdüğünü ve neden bazen yıllarca bizimle kaldığını… Ama hayat, iyileşmenin her zaman ders kitaplarında anlatıldığı gibi gerçekleşmediğini gösterdi. Bir insanı mutlu etmesinden bahsetmiyorum. Ya da kendini iyi hissettirmesinden. Daha derin bir şeyden bahsediyorum. İnsanın, yıllarca dünyaya baktığı o minik penceresinden çıkıp bambaşka bir pencere bulmasından bahsediyorum. Asıl soru korkunun neden var olduğu değildi. Asıl soru, yok olduğunu neden fark ettiğimdi.
Bir gün önümden bir kedi geçti. Ve ben yolumu değiştirmedim. İşte her şey böyle başladı.
Yıllarca benden önce davranan o korku, o gün ilk kez bana yetişememişti. Kulağa küçük bir şey gibi geliyor, biliyorum. Ama belki de mesele tam olarak buydu: Yıllardır değişmez sandığım bir şey, karşıma çıktığında artık aynı şeyi hissettirmiyordu. Çünkü insan zihni bazen sandığımızdan çok daha kolay ikna oluyor.
Bir şeyden korkmayı öğrenmek için illa doğuştan gelen bir tehdit algısına da ihtiyacımız yok; zihnin kurduğu basit bir eşleşme bile yıllarca sürecek bir korkuyu kurmaya yetebiliyor. Psikoloji tarihine baktığımızda bunu en net gösteren alan Klasik Koşullanma‘dır. John B. Watson’ın ünlü Küçük Albert Deneyi, korkunun nasıl inşa edildiğinin en somut örneklerinden biridir. Aslında tüylü nesnelere karşı hiçbir korkusu olmayan küçük bir çocuğa, ne zaman beyaz bir sıçana yaklaşsa yüksek ve ürkütücü bir ses dinletilir. Çok kısa bir süre sonra zihin, o zararsız tüylü canlı ile “tehlike/korku” duygusunu eşleştirir ve çocuk nesnenin kendisinden korkmaya başlar.
Ancak öğrenme psikolojisinin bize bıraktığı tek miras korkunun nasıl kurulduğu değildir. Mary Cover Jones’un Küçük Peter Deneyi ise bu madalyonun diğer tarafını gösterir: Karşıt Koşullanma. Benzer bir tavşan korkusu olan Peter’a, tavşan her yaklaştırıldığında çocuğun kendini güvende ve mutlu hissettiği bir uyaran (en sevdiği yiyecekler) eşlik ettirilir. Zamanla zihin, tavşanı “tehlike” yerine “güven ve keyif” duygusuyla yeniden eşleştirir ve korku kademeli olarak söner.
Bu deneylerden yola çıkarak; yazı boyunca savunacağım tezim ise şu: Güçlü bir güven ve sevgi duygusu, daha önce korkuyla eşleşmiş bir uyaranın zihnimizdeki anlamını değiştirebilir ve bu değişim, sonsuz zannedilen bir korkunun azalmasına kadar uzanabilir. Üstelik bunun için korkunun tamamen yok olması gerekmez. Zihnimiz korkuyu silmek yerine, onun yanına daha büyük bir his koymayı öğrenebilir. Korktuğumuz şey, sevdiğimiz birine ya da güzel bir anıya açılan bir kapıya dönüşebilir. Kedi hâlâ kedidir, korku hâlâ oradadır; ama artık sahnede yalnız değillerdir. Çünkü sevgi, korkudan daha yüksek sesle konuşmayı öğrenmiştir.
İlk bakışta bu, kulağa sürrealist bir fikir gibi gelebilir. Ama öğrenme psikolojisiyle düşündüğümüzde aslında o kadar da uzak değil. Neden zihnimiz, yıllarımız bir korkunun gölgesinde geçmiş olsa bile, günün sonunda olumlu bir duyguyla yeniden şekillenemesin?
Neden korkuyla ilişkilendirdiği bir şeyi, olumlu başka bir duyguyla da ilişkilendiremesin?
Korku nasıl öğrenilebiliyorsa, güven de öğrenilebilir. Bir şey nasıl kaygıyla eşleşebiliyorsa, başka bir deneyimle birlikte huzurla da eşleşebilir. Hatta daha önce tehdit olarak algılanan bir uyaranın anlamı, zaman içinde tamamen farklı bir duygusal bağlamın içine yerleşebilir. Sonuç ne olursa olsun, bunun gerçekten mümkün olup olmadığını öğrenmenin tek bir yolu vardı: denemek. O zaman anladım ki bazı şeyleri değiştirmek için onlarla savaşmak gerekmiyormuş. Sevginin bizi değiştirmeye çalışmadan, değiştirebilen o büyülü gücünü bir kez daha gördüm. Aslında bana korkacak daha az şey vermedi, güvende hissedecek daha çok şey verdi o kadar.
Ne kadar sürdüğünü bilmiyorum. Ama benim bunu fark ettiğim anın en güzel kanıtı oldukça basitti: Bir gün önümden bir kedi geçti. Ve ben yolumu değiştirmedim. Kedilerden korkanlar el kaldırsın. Ben artık kaldırmıyorum. Hayır, kediler hakkında yeni bir şey öğrenmedim. Hayır, bu değişimin kaynağı bir kedi değil. Ya da bilmiyorum, belki de çok sevimli bir kedi görmüşümdür, kim bilir.


