Her Eylül Bir Başlangıç mıdır?
Eylül ayı geldiğinde günlük yaşamın ritminde belirgin bir değişim yaşanır. Yaz boyunca ertelenen alarm saatleri yeniden kurulur, tatiller sona erer, okullar ve iş hayatı hareketlenir. Bununla birlikte birçok kişi, hayatının başka alanlarında da değişiklik yapma isteği duyabilir.
“Eylülde başlarım.” Bu cümle; yeni bir alışkanlık edinmek, spora başlamak, uyku düzenini değiştirmek veya uzun süredir ertelenen hedeflere yeniden yönelmek için kendimize verdiğimiz bir tarih olabilir. Peki, neden belirli bir döneme girerken hayatımızda da bir şeyleri değiştirme ihtiyacı hissederiz?
İnsanların değişim kararlarını belirli zamanlara bağlaması oldukça yaygın bir durumdur. Eylül’ün başlangıç hissi yaratmasının nedenlerinden biri, aslında günlük hayatımızda sık kullandığımız bir düşünme biçimiyle ilişkili olabilir. Birçok kişi yeni bir alışkanlığa başlamak istediğinde bunu rastgele bir güne bırakmak yerine pazartesi, yeni ay veya yeni yıl gibi belirli bir zamanı seçer. Bu tercih yalnızca planlama kolaylığıyla açıklanmayabilir. Burada dikkat çekici olan, değişim kararının yalnızca ne yapacağımızla değil, ne zaman başlayacağımızla da ilişkili olmasıdır. Psikoloji literatüründe belirli zamanların bu şekilde birer başlangıç noktası hâline gelmesi “zamansal dönüm noktaları” kavramıyla incelenmektedir.
Zamansal dönüm noktaları; yeni hafta, yeni ay veya yeni yıl gibi takvimsel değişimlerin yanı sıra doğum günü, akademik dönem başlangıcı ve tatil gibi insanlar için belirgin anlam taşıyan zamanları da kapsayabilir. Bu zamanların ortak özelliği, kişinin içinde bulunduğu dönemi önceki dönemden ayırmasına yardımcı olmasıdır. Böylece geçmişte gerçekleştirilemeyen ya da ertelenen hedefler, yeni bir dönemin parçası olarak yeniden değerlendirilebilir.
Dai, Milkman ve Riis’in 2014 yılında yayımlanan araştırması da bu duruma dikkat çekmektedir. Araştırmacılar, farklı zamansal dönüm noktalarının ardından insanların hedeflerine yönelik davranışlarında değişiklik olup olmadığını incelemiştir. Yeni hafta, yeni ay, yeni yıl ve akademik dönem gibi başlangıçların yanı sıra doğum günleri ve tatiller de araştırmada ele alınan zaman noktaları arasında yer almıştır. Bulgular, bu dönemlerin ardından diyetle ilgili aramalarda, spor salonu ziyaretlerinde ve hedeflere yönelik taahhütlerde artış görülebildiğini ortaya koymuştur.
Araştırmacılar bu durumu “taze başlangıç etkisi” (fresh start effect) olarak adlandırmıştır. Buna göre belirli zaman noktaları, kişinin kendisini geçmişteki davranışlarından bir miktar ayırarak gelecekteki hedeflerine daha fazla odaklanmasını sağlayabilir. Örneğin bir kişi uzun süredir ertelediği bir hedefi yeni yılın başlamasıyla birlikte yeniden ele alabilir. Burada yeni yılın kendisinin kişiyi değiştirdiğini söylemekten çok, bu tarihin kişi tarafından yeni bir başlangıç olarak algılanmasının davranışlar üzerinde etkili olabileceği düşünülmektedir.
Eylül ayı da bu açıdan ilginç bir örnek oluşturabilir. Çünkü Eylül, birçok kişi için yalnızca yeni bir ay değildir. Yaz tatilinin sona ermesi, okulların açılması, çalışma düzeninin yeniden başlaması ve günlük programların değişmesi gibi birden fazla gelişme aynı dönemde gerçekleşebilir. Bu nedenle “Eylülde başlayacağım” düşüncesi, kişinin yalnızca takvimde yeni bir tarih seçmesinden değil, aynı zamanda hayatının başka alanlarında da yeni bir döneme girdiğini hissetmesinden kaynaklanabilir. Dolayısıyla Eylül ayında yeni alışkanlıklar edinme isteği, hem zamanı algılama biçimimizle hem de içinde bulunduğumuz çevrenin ve günlük rutinin değişmesiyle ilişkili olabilir.
Ancak Eylül ayındaki değişim isteğini yalnızca zihinsel bir başlangıç olarak değerlendirmek eksik kalabilir. Çünkü mevsimlerin değişmesi, çevremizdeki ışık düzeninden günlük yaşamımıza kadar birçok koşulun da değişmesine neden olur. Özellikle gün ışığının süresi ve zamanlamasındaki değişiklikler, uyku ve uyanıklık döngümüz açısından önemlidir. İnsan vücudunun biyolojik ritimleri, çevredeki ışık-karanlık döngüsüyle yakından ilişkilidir. Bu nedenle ışığa maruz kalma zamanındaki değişiklikler, uyku zamanlamasını ve günlük ritmi etkileyebilir.
Bu noktada Eylül ayını yalnızca “yeni bir başlangıç” olarak değil, aynı zamanda yılın ritminin değişmeye başladığı bir dönem olarak düşünmek mümkündür. Günlerin giderek kısalmasıyla birlikte gün ışığına maruz kaldığımız zaman da değişmeye başlar. Bu değişimin herkes üzerinde aynı etkiyi yaratması beklenmez; ancak uyku düzeni, enerji düzeyi ve günlük aktiviteler gibi alanlarda mevsimsel değişiklikler yaşanabilir. Dolayısıyla sonbaharla birlikte kişinin kendisini yeniden düzenleme isteğinin ortaya çıkmasında, yalnızca zihinsel olarak belirlediği hedeflerin değil, çevresindeki değişikliklerin de payı olabilir.
Bununla birlikte, Eylül ayında ortaya çıkan bu değişim isteğinin her zaman sürdürülebilir bir davranış değişikliğine dönüşmediğini de unutmamak gerekir. Yeni bir dönemin başlaması, kişiye başlangıç için motivasyon sağlayabilir; ancak bir alışkanlığın devam etmesi yalnızca başlangıç anındaki istekle açıklanamaz. Bir hedef belirlemek ile o hedef doğrultusunda davranışı uzun süre sürdürebilmek birbirinden farklı süreçlerdir.
Örneğin Eylül ayında spora başlama kararı alan bir kişinin ilk haftalarda yüksek bir motivasyonla hareket etmesi mümkün olabilir. Fakat günlük yaşamın yoğunlaşması, yorgunluk, zaman kısıtlılığı veya beklenen sonuçların kısa sürede ortaya çıkmaması bu motivasyonun azalmasına neden olabilir. Bu noktada hedefin tamamen terk edilmesi yerine, kişinin hedefini günlük yaşamının gerçek koşullarına göre yeniden düzenleyebilmesi önem kazanır. Çünkü davranış değişikliğinin sürdürülebilir olması, her gün aynı düzeyde motivasyon hissetmekten çok, motivasyonun azaldığı dönemlerde de devam edebilecek bir düzen oluşturabilmekle ilişkilidir.
Bu nedenle “Eylülde başlayacağım” düşüncesi tek başına olumsuz ya da gerçek dışı bir yaklaşım değildir. Aksine, belirli bir zamanı başlangıç noktası olarak kullanmak kişinin hedefini somutlaştırmasına ve geçmiş ile gelecek arasında psikolojik bir ayrım oluşturmasına yardımcı olabilir. Ancak bu başlangıcın kişinin üzerinde bir baskıya dönüşmemesi gerekir. Eylül ayını her şeyin bir anda değişmesi gereken bir dönem olarak görmek yerine, küçük değişikliklerin denenebileceği bir geçiş dönemi olarak değerlendirmek daha işlevsel olabilir. Uyku düzenimizden günlük rutinlerimize, ertelediğimiz hedeflerden bize artık iyi gelmeyen alışkanlıklara kadar hayatımızın farklı alanlarına bakabiliriz. Her şeyi aynı anda değiştirmek yerine, gerçekten değiştirmek istediğimiz bir ya da iki alanı belirlemek ve bunlar için uygulanabilir adımlar oluşturmak daha gerçekçi bir başlangıç sağlayabilir.
Sonuçta her Eylül yeni bir başlangıç olmak zorunda değildir. Bazen yeni bir başlangıç yapmak yerine, devam eden hayatımızın yönünü biraz değiştirmek yeterlidir.
Kaynakça
- Dai, H., Milkman, K. L., & Riis, J. (2014). The fresh start effect: Temporal landmarks motivate aspirational behavior. Management Science, 60(10), 2563–2582. https://doi.org/10.1287/mnsc.2014.1901
- Fisk, A. S., Tam, S. K. P., Brown, L. A., Vyazovskiy, V. V., Nir, T., Peirson, S. N., & Foster, R. G. (2018). Light and circadian rhythms: Effects on sleep, health and well-being. Nature and Science of Sleep, 10, 131–150.
- Marseglia, A., et al. (2019). A systematic review of the amount and timing of light in association with objective and subjective sleep outcomes in community-dwelling adults. Sleep Medicine Reviews, 47, 38–50.


