Cuma, Eylül 11, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Yaz Bitti, Peki Siz Yeni Döneme Hazır mısınız?

Yaz ayları yalnızca sıcak havaları, tatilleri ve uzun günleri değil, hayatımızın ritmindeki değişimi de beraberinde getirir. Daha geç saatlerde uyumak, sabahları alarm kurmadan uyanmak, günü daha esnek planlamak, işe ve okula ilişkin sorumluluklardan uzaklaşmak… Bir süreliğine alıştığımız düzenin dışına çıkarız.

Sonra eylül gelir.

Trafik yeniden yoğunlaşır, okullar açılır, iş yerlerinde tempo yükselir, toplantılar ve sorumluluklar gündeme gelir. Birkaç hafta önce gününü kendi isteğine göre planlayan yetişkin yeniden çalışma saatlerine döner. Yaz boyunca geç saatlerde uyuyan çocuk veya genç, sabah erken kalkıp okulun ritmine ayak uydurmaya çalışır.

Ve birçok kişinin zihninde aynı soru belirir:

“Neden yeniden alışmak bu kadar zor?”

Çünkü tatilden günlük yaşama dönüş yalnızca takvimdeki bir değişiklik değildir. Uyku düzeninden günlük alışkanlıklara, dikkat süresinden sorumluluk algısına kadar pek çok alanın yeniden düzenlenmesini gerektirir.

Bu nedenle işe veya okula dönüşün ilk günlerinde yaşanan isteksizlik, yorgunluk, odaklanma güçlüğü ya da sabahları yataktan kalkmak istememe hâli her zaman tembellik olarak yorumlanmamalıdır. Uzun süre farklı bir ritimde yaşayan zihnin ve bedenin yeniden uyumlanması zaman alabilir.

Burada asıl mesele, bu geçişi nasıl yönettiğimizdir.

Tatilden çıkmak, yalnızca rutine dönmek değildir

Rutinler hayatımızı tahmin ettiğimizden daha fazla düzenler. Ne zaman kalkacağımızı, ne zaman çalışacağımızı, ne zaman dinleneceğimizi bilmek zihinsel yükümüzü azaltır. Günlük yaşamın temel akışı belli olduğunda her şeyi yeniden planlamak zorunda kalmayız.

Tatil döneminde ise bu yapı doğal olarak esner.

Uyku saatleri değişir, öğünler farklılaşır, ekran kullanımı artabilir, çalışma ve okul sorumlulukları azalır. İnsan gününü daha çok kendi isteğine göre şekillendirir. Bu esneklik dinlenmek açısından oldukça değerlidir.

Ancak tatil bittiğinde aynı özgürlük alanının bir anda daralması, bazı kişilerde zorlanma yaratabilir.

Özellikle uzun süre yoğun çalışan bir yetişkin için işe dönüş, yalnızca masasına yeniden oturmak anlamına gelmeyebilir. Kişi bir anda e-postalar, toplantılar, teslim tarihleri ve performans beklentileriyle karşılaşabilir. Tatil sırasında zihinsel olarak uzaklaştığı sorumluluklar yeniden görünür hâle gelir.

Çocuklar ve gençler açısından da benzer bir süreç yaşanır. Yaz boyunca geç saatlerde uyumaya, daha esnek bir gün planına ve daha fazla serbest zamana alışan bir öğrenciden okulun ilk gününden itibaren eski düzenine dönmesini beklemek gerçekçi değildir.

Üstelik burada yalnızca biyolojik ritim değişmez. Duygusal bir geçiş de yaşanır.

Tatil; özgürlük, keyif, dinlenme ve kontrol hissiyle ilişkilendirilebilir. Okul ve iş ise sorumluluk, performans, zaman baskısı ve beklentileri hatırlatabilir. Bu nedenle bazı kişiler için tatilin sona ermesi, bilinçli olarak ifade edilmese bile “rahatlığın sona ermesi” gibi algılanabilir.

Bununla birlikte her tatil dönüşü zorlanmasını psikolojik bir problem olarak değerlendirmek de doğru değildir. Birkaç gün süren yorgunluk, isteksizlik veya odaklanma güçlüğü çoğu zaman doğal bir uyum sürecinin parçasıdır.

Fakat burada önemli bir ayrım vardır.

Eğer kişi haftalar geçmesine rağmen işe veya okula gitmekte ciddi biçimde zorlanıyor, yoğun kaygı yaşıyor, sürekli çökkün hissediyor, uyku düzeni belirgin şekilde bozuluyor veya günlük işlevselliğinde ciddi bir düşüş yaşıyorsa bunu yalnızca “tatil rehaveti” olarak açıklamak yeterli olmayabilir.

Çünkü bazen tatil, günlük hayatın yoğunluğu nedeniyle fark edilmeyen bazı sorunların görünür hâle gelmesine de alan açar.

Örneğin işe dönmek istememek yalnızca tatili sevdiğimiz anlamına gelmeyebilir. Belki uzun süredir yaşadığımız iş doyumsuzluğunu ilk kez bu kadar net fark ediyoruzdur. Bir çocuğun okula gitmek istememesi yalnızca yazın bitmesine üzülmesinden kaynaklanmayabilir; okul kaygısı, akademik baskı veya sosyal ilişkilerle ilgili başka bir güçlük söz konusu olabilir.

Bu nedenle işe ve okula dönüş döneminde yalnızca davranışa değil, davranışın arkasındaki ihtiyaca da bakmak gerekir.

Yeni dönemi zorlaştıran şey bazen kendimizden beklediğimiz hızdır

Tatil dönüşünde yaptığımız en yaygın hatalardan biri, kendimizden hemen eski performansımızı beklemektir.

“Artık tatil bitti.”

“Toparlanmalıyım.”

“Bir an önce eski düzenime dönmeliyim.”

Bu düşünceler ilk bakışta motive edici görünse de kişiye gereğinden fazla baskı yükleyebilir. Çünkü uyum sağlamak bir düğmeye basmak gibi gerçekleşmez. Zihin ve bedenin yeni koşullara yeniden alışması için zamana ihtiyaç vardır.

Bu nedenle işe dönüşün ilk günlerinde bütün sorumlulukları aynı anda tamamlamaya çalışmak yerine öncelikleri belirlemek daha işlevsel olabilir.

Kendimize “Bugün her şeyi nasıl bitireceğim?” diye sormak yerine “Bugün gerçekten yapılması gereken en önemli üç şey ne?” diye sormak, zihinsel yükü azaltabilir.

Aynı yaklaşım çocuklar için de geçerlidir.

Okulların açıldığı ilk günlerde çocuğun akademik performansına odaklanmak yerine yeniden düzene alışmasına destek olmak daha sağlıklıdır. Uyku saatinin kademeli olarak düzenlenmesi, okul hazırlıklarının önceden yapılması ve günlük programın birlikte oluşturulması çocuğun kontrol hissini artırabilir.

Ebeveynlerin kullandığı dil de burada önemlidir.

“Bu yıl çok başarılı olmak zorundasın.”

“İlk haftadan düzenini kur.”

“Geçen yıl daha iyiydin.”

gibi ifadeler çocuğun okul deneyimini daha başlamadan performans baskısıyla ilişkilendirmesine neden olabilir.

Bunun yerine “Yeniden erken kalkmak ilk günlerde zor gelebilir.”, “Alışman biraz zaman alabilir.” veya “Seni en çok zorlayan şey ne?” gibi cümleler çocuğun yaşadığı güçlüğü anlamaya alan açar.

Yetişkinlerin de kendilerine benzer bir anlayış göstermesi gerekir.

İlk hafta bütün işlerin eksiksiz tamamlanması, aynı anda sosyal hayatın sürdürülmesi ve eski enerji düzeyine ulaşılması gerekmeyebilir. Bir geçiş döneminden geçtiğimizi kabul etmek, performansı düşürmek değil; performansı sürdürülebilir hâle getirmektir.

Bu noktada sosyal medyanın etkisini de göz ardı etmemek gerekir.

Yaz boyunca insanların tatillerini, seyahatlerini, arkadaş buluşmalarını ve keyifli anlarını görmek oldukça kolaydır. Eylül geldiğinde ise kendi günlük hayatımızı bu seçilmiş görüntülerle karşılaştırmak, işe ve okula dönüşü olduğundan daha sıkıcı gösterebilir.

Oysa sosyal medya insanların hayatının tamamını değil, paylaşmayı seçtiği bölümünü gösterir.

Bu nedenle başkasının tatil fotoğrafıyla kendi pazartesi sabahımızı karşılaştırmak, kendimize karşı oldukça adaletsiz bir kıyaslamadır.

Asıl soru, tatilin bitip bitmediği değil; günlük hayatımızın içinde bize iyi gelen şeylere ne kadar yer açabildiğimizdir.

Uyum sağlamak, eski tempoya dönmek değil; yeni bir ritim kurmaktır

İşe ve okula dönüşte hedef yalnızca eski düzene geri dönmek olmamalıdır. Çünkü eski düzen zaten bizi sürekli yorgun, gergin veya tükenmiş hissettiriyorsa ona geri dönmek çözüm olmayabilir.

Yeni dönem, günlük yaşamı yeniden değerlendirmek için de bir fırsat olabilir.

Öncelikle uyku düzeninin mümkün olduğunca istikrarlı hâle getirilmesi önemlidir. Tatilin son gecesinde bir anda erken yatmaya çalışmak yerine uyku saatini birkaç gün önceden kademeli olarak değiştirmek daha gerçekçi bir yaklaşım olacaktır.

Gün içerisinde hareket etmek, düzenli beslenmek ve yeterli dinlenme alanı bırakmak da bu geçişi kolaylaştırabilir. Bunun için hayatı baştan aşağı değiştirmek gerekmez. Küçük ama sürdürülebilir düzenlemeler çoğu zaman daha etkilidir.

Aynı şey dinlenme için de geçerlidir.

Tatil sona erdiğinde dinlenme ihtiyacımız sona ermez.

Hafta sonu kısa bir yürüyüş yapmak, sevdiğimiz bir hobiye zaman ayırmak, arkadaşlarımızla görüşmek, kitap okumak veya yalnız kalabileceğimiz bir alan yaratmak günlük yaşamın içinde de mümkün olabilir.

Belki tatilde olduğu kadar uzun süreler ayıramayız. Ancak dinlenmeyi yalnızca yılda birkaç haftaya sıkıştırmak zorunda da değiliz.

Hatta tatilin bize bırakabileceği en önemli soru belki de budur:

“Ben günlük hayatımın içinde neden bu kadar az dinleniyorum?”

Çünkü tatilin bitmesi bu kadar ağır geliyorsa, bazen sorun tatilin fazla güzel olması değil, günlük yaşamın fazla yorucu olmasıdır.

Bu nedenle yeni döneme başlarken kendimize birkaç soru sormak faydalı olabilir:

İş veya okul hayatımda beni en çok zorlayan şey ne?

Günlük yaşamımda hangi sınırları daha iyi koruyabilirim?

Her sorumluluğu aynı anda üstlenmek zorunda mıyım?

Dinlenmeye gerçekten ne kadar alan bırakıyorum?

Bunlar yalnızca tatil sonrası sorular değildir. Yaşamımızı daha sürdürülebilir hâle getirmek için yılın herhangi bir döneminde sorabileceğimiz sorulardır.

Çünkü sağlıklı uyum, kendimizi zorlayarak eski hâlimize dönmek değildir.

Değişen koşullara rağmen işlevselliğimizi koruyabileceğimiz yeni bir denge kurabilmektir.

Çocuklar açısından da hedef yalnızca ders başarısı olmamalıdır. Çocuğun uyku düzeni, sosyal ilişkileri, kaygı düzeyi, dinlenme ihtiyacı ve okulda kendisini güvende hissetmesi de en az akademik performansı kadar önemlidir.

Yetişkinler içinse iş hayatına uyum, yalnızca daha fazla çalışabilmek anlamına gelmez. İş ile özel yaşam arasındaki sınırları koruyabilmek, gerektiğinde “hayır” diyebilmek ve dinlenmeyi ertelememek de sağlıklı bir çalışma yaşamının parçasıdır.

Her insanın uyum hızı farklıdır. Kimi birkaç gün içinde yeni düzenine alışırken kimi için bu süreç daha uzun sürebilir. Burada önemli olan kendimizi başkalarının hızına göre değerlendirmemektir.

Birkaç gün zorlanmak başarısızlık değildir.

Bir çocuğun okula yeniden alışmasının zaman alması problem değildir.

İlk hafta eski performansımıza ulaşamamamız yetersizlik değildir.

Bazen ihtiyacımız olan şey kendimizi daha fazla zorlamak değil, kendimize geçiş için biraz zaman tanımaktır.

Ancak bu zorlanma uzuyor, günlük yaşamımızı belirgin biçimde etkiliyor ve kendi başımıza yönetmekte güçlük çekiyorsak profesyonel destek almak da sürecin doğal bir parçası olabilir.

Sonuçta yazın bitmesi, hayatın keyfinin bitmesi anlamına gelmez.

Tatil bize günlük yaşamdan kaçmayı değil, günlük yaşamın içinde neye ihtiyaç duyduğumuzu fark etmeyi de öğretebilir.

İşe ve okula dönüşü yalnızca sorumlulukların yeniden başladığı bir dönem olarak görmek yerine, hayatımızın ritmini yeniden değerlendirebileceğimiz bir başlangıç olarak ele alabiliriz.

Belki bu yıl kendimizden isteyeceğimiz şey daha hızlı olmak değil, daha dengeli olmak olabilir.

Daha çok çalışmak değil, daha sürdürülebilir çalışmak…

Çocuklarımızdan daha fazlasını istemek değil, onların ihtiyaçlarını daha iyi fark etmek…

Dinlenmeyi ertelemek değil, onu yaşamın doğal bir parçası hâline getirmek…

Çünkü yeni bir döneme hazırlanmanın en sağlıklı yolu, kendimize “Ne kadar hızlı toparlanmalıyım?” diye sormak değil;

“Bu dönemi kendim ve sevdiklerim için nasıl daha sürdürülebilir hâle getirebilirim?” diye sormaktır.

Yaz biter.

Tatil biter.

Okul ve iş yeniden başlar.

Ama önemli olan eski tempoya geri dönmek değil, bize iyi gelenleri kaybetmeden yeni bir ritim kurabilmektir.

Sezin Çelikkanat Mısırlı
Sezin Çelikkanat Mısırlı
2013 yılında Lisans eğitimimi Bahçeşehir Üniversitesi Psikoloji bölümünde, eğitim dili İngilizce olarak tamamladım. 2015 yılında DSM 5’e göre Klinik Bozukluklar ve Psikoterapisi (Cinsel işlev Bozuklukları, Anksiyete Bozuklukları, Duygu Durum Bozuklukları, OKB/Somatiz Bozukluklar, Yeme- Uyku Bozuklukları, Bilişsel Davranışçı Terapi uygulama teknikleri eğitimini aldım. 2016 yılında Bilgelik Enstitüsü’nden Uygulamalı Bilişsel Davranışçı Terapi eğitimini aldım. 2017 yılında İstanbul Esenyurt Üniversitesi Klinik Psikoloji yüksek lisansını tamamladım. Yüksek lisans öğrenimim içinde uygulamalı olarak Minnesota Çoklu Kişilik Değerlendirme Envanteri (MMPI), Rorschach testi, Mindfulness eğitimlerini aldım. İstanbul İşletme Enstitüsünden Stres Yönetimi ve Stresle Başa Çıkma Eğitimi, Nlp, İnsan Kaynakları Uzmanlığı Eğitimi, Altı Şapkalı Düşünme Teknikleri Eğitimi, Sosyal Medya Uzmanlığı Eğitimi ve Etkili İletişim Stratejileri ve Beden Dili eğitimlerini aldım. Pozitif Bilimler Akademisi’nden Şema Terapi ve EMDR eğitimi aldım. Danışmanlık süreçlerimde şema terapi yöntemini bilişsel davranışçı terapi yöntemiyle birlikte kullanmaktayım. Anksiyete ve duygu-durum bozuklukları, depresyon, motivasyon kaybı, özgüven sorunları, mobbing, ilişkiler ve iletişim problemleri başlıca uzmanlık alanlarım olup BDT ekolünde 10 yılı aşkın süredir psikolojik danışmanlık merkezlerinde klinik psikolog ve psikoterapist olarak görev alıyor, yüz yüze ve online şekilde, genç ve yetişkin yaş grubundaki (bireysel ve çift) danışanlarıma hizmet veriyorum. 2016-2019 yılları arasında Kadıköy-Koşuyolu-Ataşehir bölgelerinde Aile İçi İlişkiler, Stresle Başa Çıkma Yöntemleri, Boşanmanın Çocuklar Üzerindeki Etkileri, Kişisel Sınırlar, Altı Şapkalı Düşünme Yöntemleri, Ergenlik Dönemi İletişimi, Sosyal Medyanın Doğru ve Etkili Kullanımı konularında seminer ve sunumlar düzenledim, Stres Yönetimini Sanat Terapisi ile Yenmek, Psikodrama ile İletişim Sorunlarını Çözmek konularında atölye çalışmaları yaptım. Çalışma bölgem Bağdat Caddesi (Suadiye-Erenköy-Feneryolu) ve Ataşehir. Başta Minnesota Çoklu Kişilik Değerlendirme Envanteri (MMPI) olmak üzere Beck Anksiyete, Depresyon ve Umutsuzluk Envanterleri ve 2014 yılında mesleğe hazırlık staj programı kapsamında eğitimlerini aldığım Beier Cümle Tamamlama Testi, Porteus Testi, Metropolitan Okul Olgunluğu Testi, 2-3 yaş çocukları Davranış Değerlendirme Ölçeği, Bipolar Duygu Davranım Bozukluğu Ölçeği, Goodenough-Harris Bir İnsan Çiz Testi, Louisa- Duss Psikanalitik Hikayeler Testi, AGTE testi, Bender Gestalt Testi uygulamaktayım. 2016-2019 yılları arasında klinik psikolog olarak online çalıştığım süreçte aynı anda tam zamanlı kreatif reklam ajansında marka yöneticisi olarak kurumsal danışmanlık yaptım. Yaratıcılığımı ve yöneticilik becerilerimi geliştirebildiğim bir iş deneyimi oldu. 2019 yılı itibariyle klinik psikolog olarak serbest çalışmaktayım. Görüşmelerimi online ve yüz yüze şekilde gerçekleştirmekte olup, psikoeğitim ve atölye çalışmaları düzenlemekteyim. Şu an güncel olarak Psychology Times ve Ayna Dergi’de köşe yazarı olarak yazılar yazmaktayım. Mezun olduğum üniversitede psikoloji ve psikolojik danışmanlık öğrencilerine mentörlük yaparak, profesyonel gelişimlerine katkıda bulunmaktayım.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar