Pazartesi, Eylül 14, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Acaba DEHB’li Miyim? Kendimizde DEHB Belirtileri Ararken Neyi Gözden Kaçırıyoruz?

Bir işi yapmak için bilgisayarın başına oturuyorsunuz. Önünüzde tamamlamanız gereken bir görev var. Fakat birkaç dakika sonra telefonunuza bakıyorsunuz. Sonra başka bir sekme açıyorsunuz. Aklınıza başka bir iş geliyor ve onu yapmaya başlıyorsunuz. Bir süre sonra asıl yapmanız gereken işi hâlâ tamamlamadığınızı fark ediyorsunuz. Ya da anahtarlarınızı yine nereye koyduğunuzu hatırlamıyorsunuz. Bir e-postayı cevaplamayı günlerce erteliyorsunuz. Bir konuşma sırasında zihniniz başka bir yere kayıyor. Bir işi yapmak için son dakikayı bekliyor, sonra da kendinize kızıyorsunuz: “Neden bunu daha önce yapmadım?” Bir gün sosyal medyada bir video görüyorsunuz: “DEHB’niz olduğunu gösteren 7 işaret.” Videodaki maddelerin çoğu size tanıdık geliyor.

Ve aklınızdan şu soru geçiyor: “Acaba ben de DEHB’li miyim?”

Son yıllarda bu soruyu daha fazla insanın kendisine sorması şaşırtıcı değil. DEHB hakkında bilgiye erişimin artması, yetişkin DEHB’sinin daha fazla konuşulması ve sosyal medyada psikoloji içeriklerinin yaygınlaşması, daha önce anlamlandıramadığımız bazı deneyimlerimizi yeniden değerlendirmemize neden oluyor. Bu görünürlük önemli. Çünkü yıllarca DEHB’si fark edilmemiş kişiler için yaşadıkları güçlüklerin bir açıklamasını bulmak rahatlatıcı olabilir. Ancak burada önemli bir ayrım var: Kendimizde DEHB belirtilerinden bazılarını görmek, DEHB tanısı aldığımız anlamına gelmez.

Belki de DEHB hakkında konuşurken en çok gözden kaçırdığımız noktalardan biri tam olarak budur. Her dikkat dağınıklığı DEHB değildir. Dikkatimizin dağılması, bir işi ertelememiz, zaman zaman unutkan olmamız veya bir görevi tamamlamakta zorlanmamız insan deneyiminin oldukça sıradan parçalarıdır.

Uykusuz olduğumuzda dikkatimizi toplamak zorlaşabilir. Yoğun stres altında daha unutkan olabiliriz. Kaygılı olduğumuzda zihnimiz sürekli olası tehditleri değerlendirdiği için bir işe odaklanmak güçleşebilir. Depresif bir dönemde motivasyonumuz ve bilişsel enerjimiz azalabilir. Dolayısıyla DEHB’yi anlamaya çalışırken yalnızca: “Bunu ben de yapıyorum.” demek yeterli değildir.

Daha önemli sorular vardır:

  • Bu güçlük ne zamandır var?
  • Ne kadar sık ortaya çıkıyor?
  • Hangi koşullarda belirginleşiyor?
  • Çocukluk döneminde de benzer bir örüntü var mıydı?
  • Hayatımın hangi alanlarını etkiliyor?

Başka bir durum bu belirtileri daha iyi açıklayabilir mi?

Çünkü DEHB değerlendirmesinde tek tek davranışların varlığından ziyade, belirtilerin sürekliliği, gelişimsel geçmişi ve kişinin günlük işlevselliği üzerindeki etkisi önemlidir. Yetişkin DEHB’sinin değerlendirilmesinde özellikle diğer psikiyatrik durumların ve bazı tıbbi/uyku sorunlarının da dikkate alınması gerektiği vurgulanmaktadır.

“Tembilim” dediğimiz şey gerçekten tembellik mi?

DEHB söz konusu olduğunda başka bir yanlış yorum da yaşanan güçlükleri doğrudan karakter özellikleriyle açıklamaktır.

  • “Disiplinsizim.”
  • “Çok tembelim.”
  • “İstesem yaparım.”
  • “Neden herkes yapabiliyor da ben yapamıyorum?”

“Bir türlü kendimi toparlayamıyorum.”

Bu ifadeler, özellikle yıllarca benzer güçlükler yaşayan kişiler için oldukça tanıdık olabilir. Oysa bazen problem kişinin ne yapması gerektiğini bilmemesi değil, bildiği şeyi zamanında davranışa dönüştürmekte zorlanmasıdır.

Planlamak, görevi başlatmak, dikkati sürdürmek, zamanı yönetmek, önceliklendirmek ve bir davranışı sonuna kadar sürdürmek; günlük hayatın görünmeyen bilişsel süreçleridir. DEHB’de bu alanlarda güçlükler görülebilir. Ancak burada da önemli bir nokta var: Yürütücü işlevlerde zorlanmak tek başına DEHB anlamına gelmez. Bu güçlüklerin nedenini anlamak gerekir.

“Hiperfokus yapabiliyorum, o zaman nasıl DEHB olabilir?”

DEHB hakkında konuşurken sık karşılaşılan başka bir soru da budur. “Ben saatlerce bir şeye odaklanabiliyorum. O halde nasıl dikkat eksikliğim olabilir?” Burada “dikkat eksikliği” ifadesi bazen yanıltıcı olabilir. DEHB’yi yalnızca hiçbir şeye odaklanamamak şeklinde düşünmek doğru değildir. Bazı kişiler belirli koşullarda, özellikle ilgi çekici veya yüksek uyarılma sağlayan bir etkinlikte uzun süre yoğunlaşabildiklerini bildirir.

Bu nedenle mesele her zaman “dikkat var mı, yok mu?” sorusu değildir. Daha karmaşık soru şudur: Kişi dikkatini istediği zaman, ihtiyaç duyduğu göreve yönlendirmekte ve sürdürmekte ne ölçüde zorlanıyor? Bu ayrım, DEHB’nin neden yalnızca “dikkat eksikliği” etiketiyle açıklanamayacağını anlamamıza yardımcı olabilir.

Peki neden kendimizi internette bu kadar kolay buluyoruz?

Sosyal medya psikolojik kavramlara ulaşmayı hiç olmadığı kadar kolaylaştırdı. Bu önemli bir kazanım. Daha önce adını bile bilmediğimiz deneyimlere artık isim verebiliyoruz. İnsanlar yaşadıkları güçlüklerin yalnızca kendilerine özgü olmadığını fark edebiliyor ve gerektiğinde profesyonel yardım aramaya daha açık hale gelebiliyor. Fakat bunun başka bir tarafı da var. Bir davranış bize tanıdık geldiğinde, onu açıklayan psikolojik etiket de bize tanıdık gelmeye başlayabiliyor.

Örneğin: “İşleri son dakikaya bırakıyorum.” Bu durum DEHB ile ilişkili olabilir. Ama aynı davranış; yoğun stres, kaygı, mükemmeliyetçilik, düşük motivasyon, tükenmişlik, uyku problemleri gibi farklı nedenlerle de ortaya çıkabilir. Dolayısıyla: “Bu belirti bende var.” ile “Bu belirtinin nedeni DEHB.” arasında oldukça büyük bir mesafe vardır. Özellikle sosyal medyada DEHB ile ilgili içeriklerin yaygınlaşması, insanların kendilerindeki bazı deneyimleri bu tanı üzerinden yorumlamasını kolaylaştırabiliyor. Araştırmalar, sosyal medya ve özellikle kısa video içerikleri ile DEHB hakkında öz-tanı eğilimi arasındaki ilişkiye dikkat çekiyor; bununla birlikte bu içeriklerin psikolojik farkındalığı ve yardım arama davranışını artırabilecek olumlu yönleri de bulunuyor. Yani mesele sosyal medyanın “kötü” olması değil.

Mesele, farkındalık ile tanı arasındaki sınırı koruyabilmek. “Çocukken de böyle miydim?” DEHB hakkında düşünürken sorulabilecek en önemli sorulardan biri geçmişe bakmaktır. Çünkü DEHB, yetişkinlikte bir anda ortaya çıkan bir durum olarak değerlendirilmez. Nörogelişimsel bir durum olduğu için belirtilerin gelişimsel öyküsü tanısal değerlendirmede önem taşır. Yetişkinlerdeki dikkat ve dürtüsellik sorunlarının başka bir durumdan kaynaklanıp kaynaklanmadığını anlamak için belirtilerin başlangıç zamanı ve yaşam boyunca izlediği seyir değerlendirilir.

Bu nedenle bazen şu sorular anlamlı olabilir:

  • Çocukken de sık sık eşyalarımı kaybeder miydim?
  • Ödevleri tamamlamakta zorlanır mıydım?
  • Dikkatsizliğim okul hayatımı etkiler miydi?
  • Sık sık hayallere dalar mıydım?
  • Sıramı beklemekte veya dürtülerimi kontrol etmekte zorlanır mıydım?

Ancak burada da dikkatli olmak gerekir. Bugün DEHB hakkında daha fazla şey bildiğimiz için çocukluğumuzu bugünkü bilgilerimizle yeniden yorumlamak kolaydır. Çocukken dağınık olmak, ödev unutmak veya derste sıkılmak tek başına DEHB’nin kanıtı değildir. Geçmişte bir davranışın bulunması kadar, o davranışın sürekliliği ve işlevselliğe etkisi de önemlidir.

“Peki ya kaygı? Ya da uyku?”

DEHB değerlendirmesini zorlaştıran konulardan biri de belirtilerin başka durumlarla örtüşebilmesidir. Örneğin kaygılı bir kişi dikkatini toplamakta zorlanabilir çünkü zihinsel kaynaklarının önemli bir kısmı endişelerle meşguldür. Depresyonda kişi konsantrasyon güçlüğü, enerji kaybı ve motivasyon azalması yaşayabilir. Uyku sorunlarında ise gündüz dikkat ve bilişsel performans etkilenebilir. Bu nedenle yalnızca “dikkatim dağılıyor” demek, sorunun nedenini açıklamaz.

Güncel çalışmalar da yetişkin DEHB’sinde anksiyete ve depresyonun sık eşlik edebildiğini ve belirtilerin birbirleriyle örtüşmesinin tanısal değerlendirmeyi zorlaştırabildiğini gösteriyor. Bu yüzden iyi bir değerlendirme yalnızca: “DEHB belirtilerin var mı?” sorusunu değil, “Bu belirtileri en iyi ne açıklıyor?” sorusunu da ele alır. Belirtilerin varlığı kadar bağlamı da önemli. Belki de kendimize DEHB tanısı koymaya çalışırken unuttuğumuz en önemli şeylerden biri bağlamdır.

Örneğin: Bir öğrenci yalnızca sınav dönemlerinde odaklanamıyorsa, bunu değerlendirmek ile çocukluğundan beri okul, ev ve sosyal ilişkilerinin tamamında dikkat ve organizasyon güçlükleri yaşayan birini değerlendirmek aynı şey değildir. Benzer şekilde, bir kişinin yalnızca son birkaç aydır unutkan olması ile çocukluğundan beri benzer güçlükler yaşaması aynı psikolojik tabloyu düşündürmeyebilir. Bu nedenle bazen kendimize şu soruyu sormak daha faydalıdır: “Ben böyle miyim?” yerine: “Bu durum hayatımın hangi koşullarında ve ne zamandır ortaya çıkıyor?”

Öz-tanı neden bu kadar cazip?

Kendimize bir tanı koymak bazen rahatlatıcı olabilir. Çünkü yaşadığımız güçlüğe bir isim vermek, yıllardır kendimize yönelttiğimiz bazı eleştirileri yeniden değerlendirmemizi sağlayabilir. “Belki de tembel değildim.” “Belki de gerçekten zorlanıyordum.”

“Belki de bunun bir nedeni vardı.”

Bu açıdan bir tanı, kişi için yalnızca klinik bir etiket değil, kişisel geçmişini yeniden anlamlandırmanın bir yolu haline gelebilir. Fakat burada da iki uçtan kaçınmak gerekir.

Bir tarafta: “Herkes bazen böyle davranır, sende hiçbir şey yok.” diye kişinin yaşadığı güçlüğü küçümsemek vardır. Diğer tarafta ise: “Bunların hepsi bende var, kesinlikle DEHB’liyim.” diyerek öz-tanıyı klinik değerlendirme yerine koymak vardır. Daha sağlıklı yaklaşım ikisinin arasında olabilir: Merak etmek ama kesin hükme varmamak.

Peki gerçekten DEHB’den şüpheleniyorsak ne yapabiliriz?

Öncelikle kendimizi gözlemleyebiliriz. Hangi durumlarda zorlandığımızı, bunun ne zamandır devam ettiğini ve günlük hayatımızı nasıl etkilediğini fark etmek faydalı olabilir.

Örneğin şu soruları kendimize sorabiliriz:

  • Bu güçlük çocukluğumdan beri var mı?
  • Sadece belirli durumlarda mı ortaya çıkıyor?
  • Okul/iş, ilişkiler veya günlük sorumluluklarımı etkiliyor mu?
  • Uyku düzenim bozulduğunda belirtiler artıyor mu?
  • Yoğun stres dönemlerinde mi ortaya çıkıyor?
  • Başka psikolojik veya fiziksel belirtiler eşlik ediyor mu?

Bu güçlükleri telafi etmek için hayatımda sürekli ekstra çaba harcıyor muyum?

Bunlar tanı koydurmaz. Ancak kişinin profesyonel değerlendirmeye ihtiyaç duyup duymadığını düşünmesine yardımcı olabilir. Gerçek bir değerlendirme gerektiğinde ise psikiyatrist veya bu alanda eğitimli bir klinik uzman tarafından kişinin gelişimsel öyküsü, mevcut belirtileri ve işlevselliği birlikte ele alınmalıdır.

Belki de asıl soru “DEHB’li miyim?” değil

“Acaba DEHB’li miyim?” sorusu önemli olabilir. Ancak belki de bu sorudan önce gelmesi gereken başka sorular vardır:

  • Neden odaklanmakta zorlanıyorum?
  • Neden bazı görevleri başlatmak benim için bu kadar güç?
  • Neden bazı dönemlerde kendimi çok düzenli hissederken bazı dönemlerde hiçbir şeyi yetiştiremiyorum?
  • Bu güçlükler ne zamandır hayatımda?

Ve bunların yaşamım üzerindeki gerçek etkisi ne?

Çünkü psikolojik belirtileri anlamak, yalnızca bir kontrol listesindeki maddeleri kendimizde bulmak değildir. Bazen kendimizi anlamak, kendimize hızlıca bir etiket koymak yerine yaşadığımız güçlüğün hikâyesini merak etmekle başlar. Belki de “Acaba DEHB’li miyim?” sorusunun en değerli tarafı, bize hemen bir cevap vermesi değil; kendimize daha dikkatli bakmamız için bir kapı açmasıdır.

Ve bazen o kapıdan geçmek için ihtiyacımız olan şey bir internet testi değil, kendimize daha doğru soruları sormaktır.

Sude Şah
Sude Şah
Ben, öğrenmeye ve kendimi geliştirmeye önem veren, hedefleri doğrultusunda çalışkan ve kararlı bir bireyim. Eğitim hayatım boyunca farklı alanlarda bilgi edinmeye özen gösterdim ve kişisel gelişimime katkı sağlayacak faaliyetlerde bulundum.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar