Cuma gecesi telefonunuza gelen bir mesaj bildirimi düşünün. Oldukça yakın bir arkadaşınız yine yeniden uzun ve karmaşık olan ilişkisi ile ilgili konuşmak ve içini dökmek istiyor. İşte tam da o anda içinizden yükselen yorgunluk hissiyle ekrana baktığınızı düşünün. Birkaç sene öncesine baktığınızda belki hemen arar ve saatlerinizi verip dinlerdiniz. Ancak aynı gün içinde izlediğiniz bir video ya da denk geldiğiniz sosyal medya gönderisi bir anda aklınıza geldi. “Size ve enerjinize iyi gelmeyen insanlara sınır koyun” derin bir nefes alıp telefona bakıyor ve mesaja kısa soğuk bir cevap veriyor ya da görmezden gelip cevap vermiyorsunuz. Kendinize de artık sınırlarımı koruyorum, korumaya devam edeceğim şeklinde telkinlerde bulunuyorsunuz.
Peki gerçekten durum böyle mi? Yoksa anlık olarak verdiğimiz tepki sağlıklı sınır koymak değil de ikili ilişkinin sorumluluğundan ve empatik anlayıştan kaçınmak mı?
Son yıllara baktığımızda hemen her sohbetimizde, sosyal medya paylaşımlarında, kişisel gelişim kitaplarında ve terapi odalarında tek bir kelimenin yankılandığını duyabiliriz. Sınır. İçinde bulunduğumuz yaşam karmaşasını çözmenin, manevi yorgunluklarımızdan kurtulmanın, psikolojik iyi oluşumuzun reçetesi olarak sunulan bu kavram, popüler kültürde adeta dokunulmaz bir zırha dönüşmüş durumda. Sınır kavramının benimsenmesi sevindirici görünmekle birlikte, ciddi bir kitlesel yanılsama ve anlamsal yozlaşmayı da beraberinde getirdiğini belirtmekte fayda var. Ne yazık ki bizler klinik literatürün belirttiği sağlıklı sınırları inşa etmiyor aksine çoğunlukla kendi ördüğümüz duvarların ardına sığınıp, açık ve dürüst iletişimden, çatışmaları yönetmekten ve ikili ilişkilerimizdeki sorumluluklarımızdan kaçınıyoruz.
Günlük hayatımızda en sık düştüğümüz hata, sınır koymayı bir diğerini denetlemek ve/ve ya cezalandırmak ile karıştırmaktır. İkili ilişkilerimizde bir tartışma esnasında partnerinize “bana bağıramazsın, bu benim sınırım” diye sesinizi yükseltmeniz bir sınır değildir. Aynı zamanda bir arkadaşınızın size yönelttiği gelişimsel bir eleştiri ya da giydiğiniz bir kıyafete olumsuz yorumunu sınır ihlali yapıyor olarak nitelendiremezsiniz. Aslına bakarsak bu durum bir sınır koyma eylemi olmamakla birlikte, karşı tarafın davranışlarını kontrol etmenin şekil değiştirmiş halidir. Aile sistemleri teorisinde Murray Bowen’ın vurguladığı benlik ayrışması, bireyin kendine özgü olan değerlerini, duygularını koruması aynı zamanda da bir diğeriyle olan duygusal yakınlığını sürdürebilmesi kapasitesini ifade eder. Bilimsel temellere baktığımızda gerçek bir sınır bir diğerine ne yapacağı ile ilgili diktelerde bulunmak değildir. Sınır; karşımızda bulunan kişinin tutum ve davranışlarına yönelik, kendi psikolojik iyi oluşumuz ve kriz anlarında başa çıkma stratejilerimizi nasıl geliştireceğimiz ve krizi nasıl yöneteceğimizi belirlemektir.
Peki rahatsız olduğumuz her şey bir sınır ihlali midir?
Son zamanlarda karşılaşılan yaygın ilişki hatalarından biri de hissettiğimiz küçük bir huzursuzluğu, küçük bir rahatsızlığı sınır ihlali olarak etiketleme eğilimde olmamız. Ebeveynlerinizin güncel sosyal hayatınızla ya da geleceğinizle ilgili duyduğu gerçekçi bir kaygıyı dile getirmesi bir sınır ihlali değildir. Romantik ilişkinizde partnerinizin, ilişkinin geleceği hakkında netleşmek istemesi bir sınır ihlali değildir. Yakın bir arkadaşınızın size yönelik olan gözlemlerinde farkettiği bir hatanızı açık bir şekilde söylemesi, açık iletişimde olması bir sınır ihlali değildir. Bütün bu bahsi geçen durumlar insan olmanın ve yakın ilişki kurmanın, bağ kurmanın doğal pürüzleridir. Aşırı bireycilik ile şekillenen popüler tutumlar, bireyleri duyusal kaçınmaya, sosyal içe dönmeye, çatışmadan kaçınmaya ve sıradanlığa sürüklüyor. Sağlıklı sınırlar net bir duvar değil, koruyucu ama dışsal besleyici eleştirilere, sevgiye, ilişkilere esnek olan ve izin veren bir dinamiktir. İlişkiler doğası gereği pürüzlü bir yapıya sahiptir. Esneklik, emek ve sürdürülebilirlik olgunluğunu gerektirir. Elbette istismar, ihmal, şiddet ya da zarar verici durumlarda sınır, koruyucu bir faktördür. Sınır kavramın herhangi bir sorunda kaçış yolu olarak kullanmak kısa vadede güvenli ve konforlu hissettirse de uzun vadede doyum sağlayıcı bağlar kurmamaktan mahrum bırakmaktadır.
Özetleyecek olursak her hayır cevabı bizi bir diğerinden otomatik olarak özgürleştirmediği gibi her mesafe koyma eylemi de bizleri psikolojik olarak olgunlaştırmaz. Sağlıklı ve gerçekçi bir psikolojik esneklik, sınır olgunluğu, ikili ilişkilerimizde risksiz, tamamen konforlu bir alana çekilme eylemi değil, kendi potansiyelimizi ve limitlerimizi bilerek karşımızdaki ile şeffaf, cesur bir şekilde temas kurabilmektir. Duvarlar örüp içeri kapanmak oldukça kolay ve konforludur. Zor olan ise kapıyı açık tutarken iyi oluşumuzu, huzur ve benlik bütünlüğümüzü koruyabilmektir.
Kaynakça
- Aron, E. N., & Aron, A. (1986). Love and the Expansion of Self: Understanding Attraction and Satisfaction. Hemisphere Publishing Corp.
- Bowen, M. (1978). Family Therapy in Clinical Practice. Jason Aronson.
- Braiker, H. B. (2001). The Disease to Please: Curing the People-Pleasing Syndrome. McGraw-Hill.
- Cloud, H., & Townsend, J. (1992). Boundaries: When to Say Yes, How to Say No to Take Control of Your Life. Zondervan.
- Deci, E. L., & Ryan, R. M. (2000). The "What" and "Why" of Goal Pursuits: Human Needs and the Self-Determination of Behavior. Psychological Inquiry, 11(4), 227-268.
- Gottman, J. M., & Silver, N. (1999). The Seven Principles for Making Marriage Work. Harmony Books.


