Birini sevdiğimizde onu gerçekten olduğu haliyle mi görürüz, yoksa zihnimiz onu farkında olmadan biraz daha farklı mı şekillendirir? Bir ilişkinin ilk dönemlerinde karşımızdaki kişinin bazı özelliklerini olduğundan daha olumlu değerlendirebilir, kusurlarını daha kolay göz ardı edebilir ve onu diğer insanlardan daha özel görebiliriz. Hatta zaman içinde “Ben onu böyle biri sanmıyordum” dediğimiz anlarla karşılaşabiliriz. Bu değişimin yalnızca karşımızdaki kişinin davranışlarıyla değil, onu nasıl algıladığımızla da ilişkili olması mümkündür. Psikolojide romantik ilişkilerdeki bu algısal süreçleri anlamaya yönelik çalışmalar, sevginin yalnızca duygularımızı değil, partnerimizi değerlendirme biçimimizi de etkileyebildiğini göstermektedir. Peki sevdiğimiz kişiyi gerçekten olduğu gibi mi görüyoruz, yoksa zihnimizde onun daha ideal bir versiyonunu mu oluşturuyoruz?
Aşk Algımızı Nasıl Değiştirir?
Romantik bir ilişki başladığında, karşımızdaki kişiye yönelik dikkatimizin ve değerlendirmelerimizin değişmesi oldukça doğaldır. Sevdiğimiz kişinin olumlu özellikleri daha fazla öne çıkarken, olumsuz özellikleri daha az önemli görünebilir. Araştırmalar, insanların romantik partnerlerini zaman zaman olduklarından daha olumlu algılayabildiğini ve bu idealize edilmiş algının ilişki doyumuyla bağlantılı olabileceğini göstermektedir (Murray, Holmes & Griffin, 1996). Başka bir deyişle, partnerimizi yalnızca sahip olduğu özellikler üzerinden değil, ona dair zihnimizde oluşturduğumuz olumlu beklentiler ve idealler üzerinden de değerlendirebiliriz. Bu nedenle aynı davranış, ilişki içinde olduğumuz kişiden geldiğinde bize farklı görünebilir. Örneğin normalde dikkatsizlik olarak yorumlayabileceğimiz bir davranışı, sevdiğimiz kişiden geldiğinde “kafası dolu” şeklinde açıklayabiliriz. Burada değişen yalnızca davranışın kendisi değil, davranışa yüklediğimiz anlamdır.
İdealizasyon: Zihnimizdeki Partner
Bir ilişkide karşımızdaki kişiyi değerlendirirken yalnızca onun gerçekte nasıl biri olduğuna değil, zihnimizde oluşturduğumuz partner imgesine de başvurabiliriz. İdealizasyon olarak adlandırılan bu süreçte kişi, partnerinin bazı özelliklerini olduğundan daha olumlu algılayabilir ve onu kendi ilişki beklentileriyle birlikte değerlendirebilir. Bu durum, partnerimizi tamamen gerçek dışı bir biçimde gördüğümüz anlamına gelmez. Daha çok, sahip olduğu özelliklerin zihnimizde belirli bir anlam kazanmasıyla ilgilidir. Örneğin sakin birini “olgun”, ilgili birini “güvenilir” ya da kararlı birini “güçlü” olarak değerlendirebiliriz. Böylece partnerimizin tek tek davranışlarından daha geniş bir kişilik algısı oluştururuz. Araştırmalar, romantik ilişkilerde insanların partnerlerini zaman zaman kendi ideal beklentilerine yakın şekilde algılayabildiğini göstermektedir. Hatta partnerine yönelik bu olumlu idealizasyonun ilişki doyumuyla bağlantılı olabileceği bulunmuştur (Murray, Holmes & Griffin, 1996). Bu açıdan idealizasyon yalnızca gerçeği çarpıtan bir süreç olarak görülmemelidir. Bazen kişinin partnerindeki olumlu yönlere odaklanmasını ve ilişkinin güçlü taraflarını daha belirgin biçimde görmesini sağlayabilir. Ancak zihnimizdeki partner ile gerçek kişi arasındaki fark büyüdüğünde, zaman içinde hayal kırıklığı yaşama ihtimali de ortaya çıkabilir.
Hale Etkisi: Bir Özellik Diğerlerini Nasıl Etkiler?
Bazen bir kişide beğendiğimiz tek bir özellik, onun diğer özelliklerini değerlendirme biçimimizi de etkileyebilir. Psikolojide hale etkisi olarak adlandırılan bu durumda, bir kişiye ilişkin olumlu bir izlenim diğer özelliklere de yansıyabilir. Örneğin partnerimizi çok düşünceli biri olarak gördüğümüzde, onun aynı zamanda daha anlayışlı, güvenilir veya olgun biri olduğunu düşünmeye de daha yatkın olabiliriz. Burada zihnimiz her özelliği birbirinden bağımsız değerlendirmek yerine, sahip olduğumuz genel izlenimi diğer değerlendirmelere de taşıyabilir. Araştırmalar, özellikle fiziksel çekiciliğin kişilik özelliklerine ilişkin değerlendirmeleri etkileyebildiğini ve insanların çekici buldukları kişilere başka olumlu özellikler de atfetmeye eğilim gösterebildiğini ortaya koymaktadır (Dion, Berscheid & Walster, 1972).
Romantik ilişkilerde bu etki daha da dikkat çekici hale gelebilir. Sevdiğimiz kişinin bir özelliğine yönelik olumlu değerlendirmemiz, onunla ilgili diğer düşüncelerimizi de şekillendirebilir. Örneğin espri anlayışını çok beğendiğimiz bir partnerimizi aynı zamanda daha sosyal, zeki veya özgüvenli biri olarak değerlendirebiliriz. Böylece aslında birbirinden bağımsız olması gereken özellikler zihnimizde tek bir olumlu izlenimin etrafında birleşebilir. Bu durum, partnerimizi değerlendirirken her özelliğini ayrı ayrı ele almak yerine, onun hakkında oluşturduğumuz genel izlenimin etkisi altında kalabileceğimizi gösterebilir.
Sevdiğimiz Kişinin Kusurlarını Neden Farklı Yorumlarız?
Bir ilişkide karşımızdaki kişinin davranışlarını değerlendirirken yalnızca davranışın kendisi değil, o kişiye dair sahip olduğumuz genel düşünceler de devreye girebilir. Sevdiğimiz birinin yaptığı olumsuz bir davranışla karşılaştığımızda, bunu onun kişiliğinin değişmez bir özelliği olarak görmek yerine içinde bulunduğu koşullarla açıklamaya daha yatkın olabiliriz. Örneğin partnerimiz bir tartışma sırasında kırıcı konuştuğunda, “Bana değer vermiyor” demek yerine “Bugün çok stresliydi” şeklinde düşünebiliriz. Böyle bir yorum, yaşanan davranışı görmezden gelmekten çok, ona farklı bir neden atfetmemiz anlamına gelir. Yakın ilişkilerde bu tür açıklamaların, partnerlerin birbirlerinin davranışlarını nasıl değerlendirdiği ve ilişkinin nasıl algılandığı üzerinde önemli bir rol oynadığı düşünülmektedir (Bradbury & Fincham, 1990). Ancak bu durum her olumsuz davranışın göz ardı edildiği anlamına gelmez. İlişkinin başlarında yaptığımız açıklamalar ile zaman içinde oluşan deneyimler birbirinden farklı olabilir. Tek seferlik bir davranışı geçici bir duruma bağlamak mümkünken, benzer davranışların sürekli tekrarlanması değerlendirmemizi değiştirebilir. Bu noktada zihnimizdeki olumlu partner imgesi ile gerçek deneyimler arasındaki uyum önem kazanmaya başlar. Çünkü bir kişiyi seviyor olmak, onun her davranışını aynı şekilde olumlu değerlendireceğimiz anlamına gelmez.
İdealizasyon Ne Zaman Gerçeklikten Uzaklaştırır?
Birini sevmenin, onu yalnızca olumlu yönleriyle görmeye başlamamız üzerindeki etkisi her zaman sorunlu değildir. Ancak zihnimizde oluşturduğumuz partner imgesi ile karşımızdaki kişinin gerçek özellikleri arasındaki fark büyüdüğünde, ilişkiyi değerlendirme biçimimiz de değişebilir. Özellikle kişinin partnerinin davranışlarını sürekli olarak kendi beklentilerine uygun olarak açıklaması, ilişkide yaşanan sorunların fark edilmesini zorlaştırabilir. Örneğin sürekli verilen sözlerin tutulmamasını “aslında niyeti kötü değil” diyerek açıklamak, tek başına önemli görünmeyebilir. Fakat bu durum tekrarlandığında, davranışın kendisinden çok onu açıklamak için kullandığımız düşünceye odaklanmak, ilişkinin gerçek durumunu değerlendirmemizi güçleştirebilir.
İdealizasyonun gerçeklikten uzaklaştırdığı nokta da tam olarak burada ortaya çıkar. Partnerimizin olumlu özelliklerini görmek ile olumsuz davranışlarını sürekli olarak görmezden gelmek aynı şey değildir. Sağlıklı bir ilişki içinde kişi, sevdiği kişinin güçlü yönlerini takdir ederken onun eksiklerini ve hatalarını da kabul edebilir. Nitekim araştırmalar, partneri idealize etmenin bazı durumlarda ilişki doyumuyla bağlantılı olabileceğini, ancak idealizasyon ve gerçek partner algısı arasındaki ilişkinin her zaman basit ve tek yönlü olmadığını göstermektedir (Niehuis, 2011). Bu nedenle mesele, sevdiğimiz kişiyi kusursuz görmek değil; olumlu özelliklerini görürken gerçeklikten kopmadan değerlendirebilmektir.
Birini sevdiğimizde onu tamamen olduğu haliyle görmek her zaman mümkün olmayabilir. Duygularımız, beklentilerimiz ve geçmiş deneyimlerimiz karşımızdaki kişiyi değerlendirme biçimimizi etkileyebilir. Bazen bir özelliğini diğer özelliğine de yansıtır, bazen davranışlarına daha anlayışlı açıklamalar getirir, bazen de zihnimizde onun gerçekte olduğundan farklı bir imgesini oluşturabiliriz. Ancak bu, sevginin bizi mutlaka gerçeklikten uzaklaştırdığı anlamına gelmez. Önemli olan, olumlu duygularımızın karşımızdaki kişiyi değerlendirme biçimimizi tamamen belirlemesine izin vermemektir.
Belki de birini sevmenin en gerçekçi hali, onu kusursuz görmek değil; güçlü yönleriyle birlikte eksiklerini de görebilmektir. Çünkü sağlıklı bir ilişki, yalnızca zihnimizde oluşturduğumuz kişiye değil, karşımızdaki gerçek kişiye de yer açmayı gerektirir. Bu nedenle “Birini sevdiğimizde onu olduğundan farklı görür müyüz?” sorusunun cevabı kesin bir evet ya da hayır değildir. Sevgi, bakış açımızı değiştirebilir; fakat gerçekliği görme biçimimizi nasıl etkilediği, bizim bu farklılığı ne ölçüde fark edebildiğimizle de ilgilidir.
Kaynakça
- Bradbury, T. N., & Fincham, F. D. (1990). Attributions in marriage: Review and critique. Psychological Bulletin.
- Dion, K., Berscheid, E., & Walster, E. (1972). What is beautiful is good. Journal of Personality and Social Psychology.
- Murray, S. L., Holmes, J. G., & Griffin, D. W. (1996). The benefits of positive illusions: Idealization and the construction of satisfaction in close relationships. Journal of Personality and Social Psychology.
- Niehuis, S. (2011). Idealization and disillusionment in intimate relationships: A review of theory, method, and research. Journal of Family Theory & Review.
