Hayat bazen önümüze öyle yollar çıkarır ya da bizi öyle kavşaklara getirir ki, ne yapacağımızı şaşırırız. "Hangi tarafa gitsem?", "Acaba doğru kararı mı veriyorum?", "Hangisi daha verimli olur?" gibi sorular zihnimizi sürekli sıkıştırır. Bu durum, insan olmanın getirdiği en eski ve en tanıdık çıkmazlardan biridir. Sürekli en iyi seçeneği ararız, en verimli olanı bulmaya çalışırız. Ancak burada gözden kaçırdığımız çok önemli, hatta bizi felç eden bir tuzak vardır. Bu da verimlilik arayışının arkasında ki gizli korku olan acıdan kaçma arzusudur.
Verimlilik Arayışının Arkasındaki Gizli Korku
Dışarıdan bakıldığında, en verimli yolu bulmaya çalışan rasyonel bir birey gibi görünürüz. Her şeyi hesaplarız, artıları ve eksileri tartıya koyarız. Fakat işin gerçeği çoğu zaman çok daha başkadır. Biz aslında hangisinin daha verimli olduğunu bulmaya değil, hangisinin bize daha az acı vereceğini, hangisinin daha az zorluk çıkaracağını bulmaya çalışıyoruzdur. Kendimizi konfor alanımızın dışına çıkarmadan, en az "zarar" alacağımız yolu kolluyoruz. Oysa gelişimin olduğu yerde mutlaka bir zorluk, bir acı payı vardır. Acıdan kaçınma arzumuz, bizi seçim yapma konusunda öylesine kör eder ki, önümüzdeki seçenekleri göremez hale geliriz. Önünüzde iki ya da üç seçenek olduğunu varsayalım. Bunların arasında seçim yapmakta zorlanıyorsunuz çünkü bir gün, bir yerde, o seçtiğiniz yolun yanlış çıkmasından korkuyorsunuz. "Ya emeklerim boşa giderse?", "Ya vaktim ziyan olursa?" gibi düşünceler zihninizi doldurur. Sonuç ne mi olur? Durup beklersiniz. Bir başlangıç yapamazsınız, olduğunuz yerde sayarsınız. Bu oyalanma süreci, aslında seçim yapamamanın getirdiği huzursuzluğu yönetme biçiminizdir.
Gidilecek Yolun Olmadığı Durumlar
İşin belki de en karmaşık kısmı, çoğu zaman bir "seçim" yapmaya çalışıyor gibi görünsek de, aslında ortada seçilecek somut bir yolun bile olmamasıdır. Seçeneklerin yokluğu, insanı çok daha derin bir belirsizliğe sürükler. Çünkü bir yol olsa, hata yapma riskini kabul edebilirsiniz. Ancak yol yoksa, hata yapma korkusu yerini "yokluk" duygusuna bırakır. İşte tam bu noktada, o meşhur, bizi boş yere dara sokan varsayımlar ve beklentiler devreye girer. Ortada olmayan bir şey için koca bir dram inşa ederiz. Ne yapabileceğinizi, nerede durabileceğinizi dahi kestiremez hale gelirsiniz.
Peki, ne yapmalı? İşte size kullanabileceğiniz pratik bir yönerge: Seçeneklerinizi Tanımlayın: Zihninizdeki o bulanık düşünceleri somutlaştırın. Her bir yolu bir madde olarak kağıda dökün. Onları isimlendirin.
Bir Seçim Yapın: Liste elinizde, artık önünüzde net bir harita var; birini seçme zamanı.
Esneklik Payı Bırakın: Seçmediğiniz diğer seçeneklerin hala orada durduğunu hatırlayın.Ancak burada kritik bir nokta var: Bu seçenekler arasında kararsız kalmak değil, karar verdikten sonra yedekte başka yolların da olduğunu hatırlamaktır. Bu, kararsızlık yaratmak için değil, zihninize bir çıkış kapısı, bir esneklik alanı tanımak içindir.
Net bir karar verdiniz, yola çıktınız ve de ileride başvuracağınız başka seçenekler de var. Bu bakış açısı, önceden sizi sıkıp zora sokan bu durum, artık yönetilebilir bir sürece ve bir esneklik getiren bir hale dönüşebilir.
Beklentileri ve Zorlukları Yeniden Tanımlamak
Başlangıç yaparken bizi durduran en büyük engel, sürece dair devasa zorluk varsayımıdır. Bir işin çok zor olacağını düşünmek, beraberinde "Eğer başarır tamamlarsam, ödülü de devasa olmalı" beklentisini getirir. Bu, iki ucu keskin bir bıçaktır. Hem işin zorluğunu gözünüzde devleştirir hem de alacağınız sonucu idealize ederek kendinize baskı yaparsınız. Kendinize şunu hatırlatın: Bu süreç, çok acı verici, çok zorlayıcı bir süreç değil. Sadece belli bir miktarda zorluk içeren, sıradan bir süreç. Ödül konusunda ise sürecin sonunda basit ve tatmin edici bir sonuç alacağınızı kendinize hatırlatın ve bunu bekleyerek sürece girin. Süreç bittikten sonra bu söylenen varsayımları kontrol edin. Tahmin ettiğiniz zorluk ile yaşadığınız gerçek zorluğu karşılaştırın. Muhtemelen, kafanızda felaketleştirdiğiniz o sürecin, gerçekte o kadar da zorlayıcı ve acı verici olmadığını, hatta içinde bazı keyifli yanlar olduğunu göreceksiniz. Bu kontrol, kaçındığınız o "büyütülen acı"nın aslında ne kadar gerçek dışı olduğunu size gösterecektir. Benzer şekilde tahmini tatmin ile gerçekleşen tatmin arasında ki karşılaştırmayı yapın. Özetle; yapmanız gereken şey çok basittir: Tahmin ettiğiniz zorluk ile yaşadığınız zorluk arasındaki farkı görün. Tahmini zorluk ile gerçekleşen zorluk arasındaki o boşluğu kapatın. Bununla beraber, tahmin ettiğiniz tatmin ile yaşadığınız tatmin arasındaki farkı ortaya çıkarın. Bu farkı gördükçe ve daha gerçekçi yaklaştıkça, yol bulamama korkusunun yerini, yolda yürümenin getirdiği o doğal ve huzurlu akış alacaktır. Unutmayın, en mükemmel yol, en az acı veren değil, içinde farklılıklar olabilen yürüyebildiğiniz yoldur.


