Çarşamba, Ağustos 19, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Sosyal Medyada Seçimlerimizi Biz mi Yapıyoruz, Yoksa Bize Çizilen Sınırların İçinde mi Yönlendiriliyoruz?

Bugün parmağınızı kaydırdığınızda sosyal medyada izlediğiniz o son video, gerçekten izlemek istediğiniz şey miydi yoksa sadece parmağınızı kaydırdığınız için mi oradaydı? Bizler teknolojiyi dünyayı keşfetmek, olan bitenden haberdar olmak için bir pencere olarak görüyoruz. Halbuki elimizdeki teknolojik cihazlar, pencere yerine sadece kendi yansımamızı gördüğümüz bir ayna olmuş durumda. Her telefona veya tablete baktığımızda, dünyaya bir pencereden bakmıyoruz. Dünyanın bizim için önceden filtrelenmiş ve bize göre şekillendirilmiş mini bir kopyasıyla karşı karşıya kalıyoruz.

“Onaylama yanlılığı” (confirmation bias), insanın kendi inandığı ve doğru bulduğu şeyleri seçme eğilimidir. Aslında bu durum, insan zihninin kendini güvende hissetmesi için geliştirdiği eski bir savunma mekanizmasıdır. Fakat bugün geldiğimiz noktada, bu tarz savunma mekanizmaları, büyük ölçekli veri merkezleri tarafından stratejik bir kontrol etme silahına çevrilmiştir. Önceden “onaylama yanlılığı” bireysel olarak kişilerin ortadan kaldırmaya çalıştığı bir engeldi; günümüzde ise algoritmalar bu engeli bizler için hayat tarzı haline getirdi. Yani bu engeli ortadan kaldırmak etrafımızdaki dijital ekosistemden dolayı pek de kolay gözükmemektedir. Bu algoritmalar bize görmek istediğimiz manzaraları gösteriyor, dinlemek istediğimiz müzikleri sunuyor. En önemlisi, düşünce tarzı bizimle aynı olan, bizim güldüğümüz şeylere gülen veya üzülen insanları önümüze sunuyor.

Konforlu Bir Hapishane

Kendinizi daima sizi onaylayan, devamlı sizin haklı olduğunuzu belirten aynalarla çevrili bir odada olduğunuzu varsayın. Hiç kimse size karşı çıkmıyor, size farklı bir bakış açısı sunmuyor. Hiç kimse alışılmış düşünce zincirlerinizi kırmıyor. Dışarıdan bakıldığında, bu durum egoya kusursuz bir rahatlık alanı sunuyormuş gibi görünebilir. Fakat böyle bir ortamda insanın zihni nasıl gelişebilir? Sürekli olarak aynı perspektiften beslenen zihin, giderek yeni fikirlere karşı daha kapalı hale gelebilir. Bu durumda bizde günümüz modern dünyasında sıkça karşılaştığımız “tahammülsüzlüğe” neden olur. Sürekli sizin düşüncelerinize benzer olan fikirlerle karşılaşırsanız, gün sonunda farklı bir düşünce ile karşı karşıya kaldığınızda durum sizler için pek iç açıcı olmayabilir. Karşıt fikirler artık sizin için tahammül edilemez bir “aptallık” gibi görünebilir. Özellikle sosyal medyada hızlı yargılama eğilimlerini çok sık görebiliriz. Sanal ortamlar bu şekilde bizi, empatiden uzak sadece kendi fikir ve düşüncelerini önemseyen bireylere evrimleştirmektedir.

İrade mi, Yoksa Bir İllüzyon mu?

Sizce bir cilt bakım ürünü almaya, bir fotoğrafa bakmaya veya bir düşünceyi kabul edip benimsememize gerçekten kendi özgür irademizle mi karar veriyoruz? “Senin için önerilenler” kısmı, zihninizin kontrolünü sandığınızdan daha çok ele almış durumda. Algoritmalar (özellikle Instagram ve TikTok platformları) sadece nelerden hoşlandığımızı değil, nelerin bizi kızdırdığını, hangi tür videoları izlediğinizde ekrana daha çok baktığınızı veya sabah kahvaltı yaparken neleri izlemeyi daha çok sevdiğimizi bizden daha iyi ve çok daha hızlı analiz edebilmektedir. Bizler bir şeyleri seçtiğimizi sanıyoruz ancak önceden belirlenen bir çerçevenin içindeyiz. “Keşfet” sekmesinde bile biz kendi kararlarımızı verdiğimizi düşünsek de, aslında o sekme bize çizilen bir sınır çizgisidir.

Duyguların Hızlı Tüketimi

Kesintisiz şekilde ilerleyen içerik akışı, duygusal olarak bizi sandığımızdan daha fazla etkilemektedir. Bu içerikler bir zaman sonra duygusal uyuşmaya neden olmaktadır. 10 saniye önce çok üzücü bir haber görüp, ardından komik bir videoya gülebiliyoruz. Yaşadığımız duygu geçişleri çok ani ve hızlı oluyor. Bu yüzden hiçbir şeye tam anlamıyla ne üzülebiliyoruz ne de sevinebiliyoruz. Bunun sonucunda duygularımızı eskiden olduğu gibi derin yaşayamıyoruz. Algoritmalar duygularımızı çok hızlı tüketmemize sebep oluyor, anlık duygu boşluklarımızı saniyelik videolarla dolduruyor.

Bu Labirentten Çıkış Var Mı?

Acaba bu algoritmalardan yani bu büyük labirentten bir çıkış var mı? Evet, fakat bu telefonumuzdaki gibi kapatma sekmesine basıp kurtulabileceğimiz bir durum değil. Bu labirentten çıkmak için zihinsel olarak bir değişim yapmak gerekiyor. Bazı şeyleri daha önceden fark edebilmek gerekiyor. Sonra da küçük adımlar atmak. Bu zihinsel değişimi algoritmaya sunmanız gerekiyor. Algoritmayı şaşırtın. Örneğin; hayatınızda hiç merak duymadığınız bir konuyu araştırabilirsiniz. Hiç öğrenemeyeceğinizi düşündüğünüz bir müzik aletinin nasıl çalındığının videosunu izleyebilirsiniz. Farklı görüşlere sahip bir insanın yazılarını okuyabilirsiniz. Devamlı olarak benzer içerikleri tüketmek yerine, kendinizi biraz zorlayabilirsiniz. Alışılmadık konulara yönelmek ve dijital tüketiminizi bilinçli bir şekilde sınırlandırmak oldukça faydalı olacaktır. Yapmaktan hoşlanacağınız hobiler edinmeye çalışabilirsiniz. Her sıkıldığınız anda telefona bakıp sosyal medyada zaman geçirmek yerine, birileriyle göz teması kurabileceğiniz gerçek bir sohbet ortamına kendinizi dahil edebilirsiniz. Beyninizin her gün içinde bulunduğu o konforlu ve her şeyin onaylandığı labirentten uzaklaşması gerekmektedir. Zihninizin dışardaki gerçek, kompleks ve zaman zaman rahatsız edici olan oksijene sandığınızdan daha çok ihtiyacı var. Zihin konfor alanlarında değil, zorlandığı yerde gelişir.

Zihninizin kontrolünü siz sağlamalısınız. Çünkü insanlar sadece kendi fikirlerinin onaylanmasıyla, kendi sesinin ve düşüncelerinin yankısıyla hiçbir şey öğrenemez ve gelişemez. Gerçek gelişim, farklı olanla karşılaşınca başlar. Gerçek özgürlük ise, sunulan sınırların ötesine geçmeyi göze aldığınızda ve alışılmışın dışına çıkmayı seçtiğiniz anda doğar.

Ece Pelin Güler
Ece Pelin Güler
Ece Pelin Güler, Başkent Üniversitesi Psikoloji bölümünden onur belgesiyle mezun olmuştur. Ruh sağlığı hakkında bilgi edinmek amacıyla yaptığı stajların ardından klinik psikoloji alanına yönelmiştir. Bu doğrultuda Nöropsikolojik Testler (NPT) eğitimimi tamamlamış ve güncel olarak Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) eğitimi almaktadır. Psikoloji alanını mesleki sınırların ötesinde psikolojik okuryazarlığı artırma aracı olarak gören Ece Pelin; sade, anlaşılır ve farkındalık yaratan bir dil kullanmayı hedefler. Klinik psikoloji birikimini herkesin anlayabileceği bir dille sunmayı amaçlayan Ece Pelin; bilimsel bilgiyi gündelik yaşama rehberlik edecek şekilde aktarmaya odaklanır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar