Cumartesi, Ağustos 15, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Güç mü, Güçsüzlük mü? Zorbalığın Psikolojisi

Bir insan neden başka bir insanı küçültme, dışlama, korkutma ya da incitme ihtiyacı duyar? Zorbalık denildiğinde çoğu zaman aklımıza güçlü olanın güçsüz olan üzerinde kurduğu hâkimiyet gelir. Fakat psikolojik açıdan baktığımızda karşımıza çok daha karmaşık bir tablo çıkar. Zorbalık gerçekten bir güç göstergesi midir, yoksa kişinin kendi iç dünyasında baş edemediği bazı duyguların dışarıya yansıması mıdır?

Öncelikle önemli bir ayrım yapmak gerekir: Zorbalık tek başına psikolojik bir bozukluk değildir. Bir kişinin zorbalık davranışları göstermesi, onun mutlaka psikiyatrik bir tanıya sahip olduğu anlamına gelmez. Zorbalığı yalnızca “psikolojik problemi olan insanların yaptığı bir davranış” şeklinde açıklamak da bu nedenle doğru değildir. Araştırmalar zorbalığın bireysel özelliklerden aile ortamına, akran ilişkilerinden okul ve sosyal çevreye kadar pek çok faktörle ilişkili olabileceğini gösteriyor. Ergenlik dönemindeki zorbalığı inceleyen çalışmalar da davranış problemleri, sosyal problemler ve okul ile ilişkili sorunlar gibi farklı değişkenlerin zorbalık açısından risk oluşturabileceğini ortaya koyuyor.

Peki zorbalık neden bize bir “güç” davranışı gibi görünür?

Çünkü zorbalığın temel özelliklerinden biri güç dengesizliğidir. Zorbalık yapan kişi fiziksel güç, sosyal statü, popülerlik, grup desteği ya da günümüzde sosyal medyanın sağladığı görünürlük gibi farklı güç kaynaklarını kullanabilir. Buradaki amaç her zaman yalnızca karşısındakini incitmek olmayabilir. Bazen grup içerisindeki konumunu güçlendirmek, üstünlük kurmak veya sosyal hâkimiyet elde etmek de davranışın bir parçasıdır. Nitekim zorbalık üzerine yapılan araştırmalar, zorbalığın sosyal baskınlık ve statü elde etme işlevinin de dikkate alınması gerektiğini gösteriyor.

Bu noktada toplumda sık kullandığımız bir cümleyi sorgulamak gerekiyor: “Zorbalık yapan kişi aslında özgüvensizdir.”

Bu ifade bazı insanlar için doğru olabilir; ancak her zorbalık davranışını özgüvensizlikle açıklamak bilimsel açıdan fazla basitleştirici olur. Her zorbanın geçmişinde travma olduğunu, kendisini değersiz hissettiğini ya da aslında güçsüz olduğunu söyleyemeyiz. Bazı kişiler öğrendikleri saldırgan davranışları tekrar ederken bazıları içinde bulundukları grubun onayını kazanmak, statü elde etmek veya karşısındaki üzerinde kontrol kurmak amacıyla zorbalığa başvurabilir. Dolayısıyla zorbalığın ardında tek bir kişilik yapısı ya da tek bir psikolojik neden aramak yerine davranışın hangi koşullarda ortaya çıktığını anlamaya çalışmak daha sağlıklı olacaktır.

Empati de burada önemli bir yere sahip. 53 araştırmayı kapsayan bir sistematik derleme ve meta-analiz, zorbalık davranışı ile hem bilişsel hem de duygusal empatinin daha düşük olması arasında ilişki bulunduğunu; zorbalığın aynı zamanda duyarsız-duygusuz özelliklerle pozitif ilişkili olduğunu ortaya koymuştur. Ancak burada da dikkatli olmak gerekir: Bir özellik ile zorbalık arasında ilişki bulunması, o özelliğe sahip herkesin zorbalık yapacağı anlamına gelmez.

Zorbalığı anlamaya çalışırken çocukluk ve aile ortamını da göz ardı edemeyiz. Çocuk, ilişkilerin nasıl yürütüldüğünü yalnızca kendisine söylenenlerden değil, çevresinde gördüklerinden de öğrenir. Gücün bağırmakla, korkutmakla, aşağılamakla veya karşı tarafı susturmakla elde edildiği bir ortamda büyüyen çocuk için bu davranışlar zamanla bir ilişki kurma biçimine dönüşebilir. Benzer şekilde sınırların olmadığı, saldırgan davranışların sonuçsuz kaldığı veya akran grubu tarafından ödüllendirildiği ortamlarda zorbalık davranışı pekişebilir. Bu nedenle mesele yalnızca “Bu çocuk neden böyle?” sorusu değildir. Bazen soruyu genişletmek gerekir: Bu davranış nerede öğrenildi, nerede işe yaradı ve kimler tarafından güçlendirildi?

Üstelik zorbalık yalnızca çocukluk ve okul yıllarına ait değildir. Yetişkinlikte biçim değiştirerek karşımıza çıkabilir. İş yerinde sistematik olarak küçümsemek, bir kişiyi grubun dışında bırakmak, sosyal çevrede sürekli aşağılamak veya dijital ortamda hedef göstermek de güç ve kontrolün zarar verici kullanım biçimlerine dönüşebilir. Sosyal medya ise zorbalığın sınırlarını daha da genişletmiştir. Türkiye’deki çocuk ve gençlere ilişkin 59 çalışmayı inceleyen bir meta-analiz de geleneksel zorbalık ile siber zorbalığın birbiriyle yakından ilişkili olduğunu göstermektedir.

Zorbalığın psikolojisini anlamaya çalışmak, zorbalık yapan kişiyi haklı çıkarmak anlamına gelmez. Bir davranışın nedenlerini anlamak ile o davranışı mazur görmek birbirinden farklıdır. Bir insan geçmişinde ihmal edilmiş, şiddet görmüş, dışlanmış ya da sağlıksız ilişki modelleri öğrenmiş olabilir. Bunlar davranışın nasıl geliştiğini anlamamıza yardımcı olabilir; ancak başka bir insanı sistematik olarak incitmenin sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.

Belki de bu yüzden zorbalık karşısında yalnızca mağdura “güçlü olmayı” öğretmek yeterli değildir. Sürekli mağdurun nasıl davranması gerektiğini konuştuğumuzda farkında olmadan sorumluluğun bir kısmını da onun üzerine bırakabiliriz. Oysa zorbalığı önlemek; zorbalık davranışını, bu davranışı besleyen çevreyi ve bazen sessiz kalarak davranışın sürmesine katkıda bulunan grubu birlikte ele almayı gerektirir.

Sonuç olarak zorbalığı yalnızca “güçlü insanın güçsüz insana yaptığı şey” olarak tanımlamak eksik kalır. Aynı şekilde her zorbanın aslında kırılgan, travmalı veya özgüvensiz olduğunu düşünmek de gerçeği basitleştirir. Zorbalık; bireyin özellikleriyle, öğrendikleriyle, bulunduğu sosyal ortamla ve güç ilişkileriyle birlikte değerlendirilmesi gereken çok boyutlu bir davranış biçimidir.

Belki de asıl soru “Zorba güçlü müdür, güçsüz müdür?” değildir.

Asıl soru şudur:

Bir insan, kendisini güçlü hissetmek için neden başka bir insanın kendisini güçsüz hissetmesine ihtiyaç duyar?

Çünkü sağlıklı güç, bir başkasının değerini azaltarak büyümez.

Esra Nur Yurtkuran
Esra Nur Yurtkuran
İstanbul Rumeli Üniversitesi Psikoloji (İngilizce) bölümünde 4. sınıf öğrencisiyim. 2024 yılından bu yana Adel Danışmanlık Merkezi’nde stajyer psikolog olarak çalışıyorum. Bu staj sürecinde yalnızca gözlem yapmakla kalmayıp; vaka tartışmaları, süpervizyon süreçleri ve farklı eğitimlerle mesleki bakış açımı derinleştirme fırsatı buldum. İki yıldır üniversitemde Psikoloji Kulübü’nün yönetim ekibinde aktif olarak yer alıyorum ve bu süreçte akademik etkinliklerin ve psikoloji temelli projelerin içinde bulunuyorum. Ayrıca klinik staj programlarına katılarak spor psikolojisi ve bilişsel davranışçı terapi (BDT) üzerine eğitimler aldım. Bunun yanında çeşitli sertifika programlarıyla kendimi geliştirmeye ve yeni bakış açıları kazanmaya devam ediyorum. Kendimi keşfetmeye ve öğrenmeye açık bir psikoloji öğrencisi olarak, ilerleyen süreçte klinik psikoloji alanında uzmanlaşmayı; farklı ekoller ve uygulamalara dair eğitimlerle mesleki yolculuğumu sürekli geliştirmeyi hedefliyorum. Psychology Times’ta yer alacak yazılarımda ise farklı psikolojik konuları ele alarak, okurken hem öğrenebileceğiniz hem de ilginizi canlı tutacak içerikler üretmeyi amaçlıyorum.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar