“Güven duymak için, güvenilir bir insanla güven duyabilen bir insanın karşılaşması gerekiyor. Birisinin güvenilir olması yetmiyor. Güven duyan bir insanın da olması yetmiyor. Böyle bir karşılaşmanın olması gerekiyor ve bu karşılaşmayı kaçırmamak gerekiyor. Çünkü bazen yanından geçebiliyoruz.”
İoanna Kuçuradi’nin bu sözü, güvenin aslında tek taraflı bir mesele olmadığını düşündürüyor. Bir ilişkide karşımızdaki kişinin güvenilir olması kadar, bizim de güven kurabilme kapasitemiz önemli. Çünkü bazen karşımızdaki kişi güven vermediği için değil, geçmiş deneyimlerimiz nedeniyle güvenmekte zorlanabiliyoruz. Bazen de tam tersi; güvenmeye hazır olsak bile karşımızdaki kişinin tutarsız davranışları bizi sürekli tetikte tutabiliyor.
Güvenmek ve güvenmeye hazır olmak, romantik ilişkilerde belki de ilk adımdır. Ama güven yalnızca bununla kurulmaz. Şöyle düşünün: Çok güvenilir biri olabilirsiniz, fakat karşınızdaki kişi bunu henüz bilmiyordur. Sizi zamanla, yaşadığınız deneyimlerin içinde tanır. Bu yüzden güven, bir anda sunulan değil, zamanla kazanılan bir şeydir. Birlikte geçirilen zaman, karşılaşılan sorunlar ve özellikle zor anlarda verilen tepkiler, karşımızdaki kişiye kim olduğumuzu gösterir. Güven de tam olarak bu gözlemler üzerinden yavaş yavaş oluşur. Bu nedenle özellikle ilişkinin ilk dönemlerinde verilen büyük sözlerden çok, o sözlerle tutarlı davranışlar önemlidir. Çünkü güven, iki kişinin sabırla ve tekrar eden deneyimlerle birlikte inşa ettiği bir yapıdır.
İlişkilerde en çok karıştırılan kavramlardan ikisi güven ve kontroldür. Oysa güvenmek; partner üzerinde kontrol kurmak, onu kısıtlamak, yasaklar koymak ya da özel alanını ihlal etmek değildir. Telefonunu karıştırmak, nerede olduğunu sürekli takip etmek ya da ortaya çıkabilecek bütün ihtimalleri önceden kontrol altına almaya çalışmak güvenin değil, aksine güvensizliğin bir göstergesi olabilir. Çünkü burada kişi, olası bir durumu engelleyen temel etkenin kendisi olması gerektiğine inanır.
Gerçek güven ise daha farklı bir yerde durur. Partnerinizin, siz yanında değilken de sanki oradaymışsınız gibi size ve ilişkinize saygı göstereceğini bilmekle ilgilidir. Sizin varlığınızı hayatının farklı alanlarında hesaba katarak hareket edebilmesi, bunu bir baskı ya da denetim nedeniyle değil, kendi değerleri ve karakteri doğrultusunda yapmasıdır. Zaten güveni değerli kılan da budur. Çünkü bir insanı sürekli kontrol ederek sadık, dürüst ya da saygılı hale getiremezsiniz. Bunlar kişinin kendi etik anlayışıyla ve karakteriyle iç içe olan özelliklerdir.
Bazen yanlış kişiye de güvenebiliriz. Ama bu, güvenebiliyor olduğumuz ya da sağlıklı bir ilişki kurmaya açık olduğumuz için hatalı olduğumuz anlamına gelmez. Birine güvenmek, aslında belli bir ölçüde yanılma ihtimalini de kabul etmektir. Çünkü karşımızdaki insanı ne kadar tanırsak tanıyalım, hiçbir ilişki bize incinmeyeceğimizin garantisini vermez. Güvendiğimizde kırılmayı, üzülmeyi ve hayal kırıklığına uğramayı da göze almış oluruz. Belki de bu yüzden birini sevmek ve bir ilişki kurmak, yalnızca yakınlık değil aynı zamanda cesaret gerektirir.
Peki, kırılan güven geri kazanılabilir mi? Bunun tek bir cevabı yoktur. Bu; yaşanan olayın niteliğine, kişinin sorumluluk alıp almamasına ve güveni yeniden kurmak için gösterdiği çabaya göre değişir. Bazı durumlarda zaman, tutarlı davranışlar ve gösterilen çaba sayesinde güven bağı yeniden kurulabilir. Bazense yıkılan bir güvenin geri dönüşü olmaz. Bertolt Brecht’in de söylediği gibi, “Kopan ip bağlanabilir yeniden. Tutar tutmasına ama kopmuştur işte bir kere.”
Belki de bu nedenle güven, yalnızca birine inanabilmek değil, aynı zamanda cesaret edebilmektir. Bu cesaret; incinme ihtimaline rağmen güvenebilmeyi, yakınlık kurabilmeyi ve bir ilişkiye kendini açabilmeyi kapsadığı kadar, güven kırıldığında ve artık onarılamadığında gidebilmeyi de kapsar. Çünkü sağlıklı bir ilişki kurabilmek kadar, artık bize iyi gelmeyen bir ilişkiden ayrılabilmek de kendimize duyduğumuz güvenin bir parçasıdır. Belki de Kuçuradi’nin sözündeki “karşılaşmayı kaçırmamak” tam olarak burada anlam kazanır: Güvenilir bir insanla güvenebilen bir insanın karşılaştığı o ilişkide, asıl mesele bu karşılaşmanın kıymetini bilmek ve kurulan güveni iki tarafın da davranışlarıyla koruyabilmesidir.


