Algoritmalar Zevklerimizi mi Keşfediyor, Yoksa Zevklerimizi mi Oluşturuyor?
Algoritmalar Bizi Nasıl Tanıyor?
Dijital dünyada kullanıcı sayısının artmasıyla üretilen veri miktarı da giderek büyümektedir. İnternette yaptığımız aramalar, izlediğimiz videolar, beğendiğimiz içerikler ve platformlarda geçirdiğimiz süre, geride bir “dijital ayak izi” bırakmaktadır. Bu izler algoritmalar tarafından analiz edilerek kullanıcı davranışlarını tahmin etmek amacıyla kullanılabilmektedir (Blazquez & Domenech, 2018, s. 111). Algoritmalar yalnızca verileri toplamakla kalmamakta; çevrimiçi deneyimleri sınıflandırmak, önceliklendirmek, ilişkilendirmek ve filtrelemek için de kullanılmaktadır (Diakopoulos, 2016).
Özellikle kişiselleştirme algoritmaları ve öneri sistemleri, hangi içeriklerin karşımıza çıkacağını belirlemede önemli bir rol oynamaktadır. Facebook, Instagram, Twitter, Youtube, Tiktok ve Netflix gibi platformlar, kullanıcı verilerini toplayıp analiz ederek kişiselleştirilmiş öneriler sunan algoritmik sistemler üzerine kuruludur (Koenig, 2020). Bu sistemler yalnızca ne göreceğimizi değil, dijital ortamda neye maruz kalacağımızı da belirleyebilmektedir (Beer, 2009; Bucher, 2018; Chandler & Fuchs, 2019).
Ancak burada önemli bir soru ortaya çıkmaktadır: Algoritmalar bizi tanırken biz algoritmaları ne kadar tanıyoruz?
Kullanıcılar çoğu zaman algoritmaların varlığının ve dijital deneyimleri üzerindeki etkisinin farkında olmayabilir (Bucher, 2018; Eslami vd., 2015; Proferes, 2017). Oysa algoritmalar, kullanıcı davranışlarını merkeze alarak dijital deneyimin nasıl şekilleneceğinde yönlendirici bir güç hâline gelebilmektedir. Bu nedenle algoritmaların nasıl çalıştığını, hangi verilerden yararlandığını ve davranışlarımızı nasıl etkilediğini anlamak giderek önem kazanmaktadır.
Bu noktada algoritma farkındalığı, bireylerin görünmez teknolojik süreçlerin varlığını ve bu süreçlerin içerikleri tüketme ve deneyimleme biçimleri üzerindeki etkisini fark edebilmesi olarak tanımlanmaktadır (Ptaszek, 2020, s. 68). Araştırmalar, kullanıcıların algoritmaların verilerini hangi amaçlarla kullandığı ve dijital deneyimlerini nasıl şekillendirdiği konusunda farkındalıklarının sınırlı olabildiğini göstermektedir (Dogruel vd., 2022; Espinoza-Rojas vd., 2023; Gran vd., 2021; Koenig, 2020; Shin vd., 2022).
Kişiselleştirme ve öneri sistemleri, kullanıcıların karar süreçleri ve rıza konusundaki endişeleri de beraberinde getirmektedir (Bernstein vd., 2023; Breidbach, 2024; Løkke, 2020; Orth, 2019; Milano vd., 2020; Treré, 2016). Ayrıca algoritmalar; istenmeyen seçimlerin oluşması, ayrımcı içeriklerin yeniden üretilmesi, manipülasyon, eşitsizliklerin güçlenmesi ve mahremiyetin aşınması gibi riskler oluşturabilmektedir (Saurwein ve Spencer-Smith, 2021, s. 226).
Bu nedenle asıl soru şudur: Bir platform neyi göstereceğine karar verirken, bizim neyi görmek istediğimize ne ölçüde biz karar veriyoruz? Algoritmaların kullanıcı davranışlarını anlaması kadar, kullanıcıların da bu sistemlerin kendi deneyimleri üzerindeki etkisini anlaması önemlidir (Cotter, 2020; Head vd., 2020). Türkiye’de sosyal medya kullanımının yaygınlığı (Datareportal, 2024a) ve en fazla kullanılan platformların Instagram ve Youtube olması (TÜİK, 2024), konunun önemini daha da artırmaktadır.
Tercihlerimiz Gerçekten Bize mi Ait?
McLuhan’ın (McLuhan vd., 2001) 61 yıl önce ortaya koyduğu “araç mesajın kendisidir” düşüncesi, dijitalleşmeyle birlikte güncelliğini korumaktadır. Dijital araçlar artık yalnızca iletişim veya eğlence araçları değil; neyi gördüğümüzü, neyi öğrendiğimizi ve hangi seçeneklerle karşılaştığımızı etkileyen sistemlerdir.
Bu dönüşüm özellikle çocuklar açısından dikkat çekicidir. Dijital araçlar boş zaman, sosyal ilişkiler ve öğrenme süreçlerinin önemli bir parçasına dönüşürken çocukların dünyayı deneyimleme biçimlerini de değiştirmektedir. Çocukların ekranlarla küçük yaşlarda tanışması ve ekran karşısında geçirilen sürenin yaş ilerledikçe artması, dijital dünyanın çocukluk deneyiminin ayrılmaz bir parçası hâline geldiğini göstermektedir (OECD, 2025).
Dijital platformlar çok sayıda seçenek sunuyor gibi görünse de bu seçeneklerin hangilerinin önümüze çıkacağını büyük ölçüde algoritmalar belirlemektedir. Çocuklar çevrimiçi ortamların sonuçlarını veya içeriklerin ardındaki gerçek niyeti yetişkinler kadar kolay öngöremeyebilir ve yaşlarına uygun olmayan içeriklerle karşılaşabilirler (Perez Vallejos vd., 2021).
Bu nedenle şu soru önem kazanmaktadır: Bir çocuk bir içeriği gerçekten kendi istediği için mi seçiyor, yoksa karşısına daha sık çıkarıldığı için mi tercih ediyor?
Algoritmik öneri sistemleri çocukların içerik tercihlerini ve karar alma mekanizmalarını etkileyebilmektedir. Ancak çocukların bu sistemlerin ne ölçüde farkında olduğu ve seçimlerini ne kadar bilinçli gerçekleştirdiği hâlâ yeterince anlaşılmış değildir. Ebeveynlerin yalnızca yasaklama veya kısıtlama yoluna gitmesi de dijital güvenliği tek başına garanti etmemektedir. Çocukların bilinçli seçimler yapabilmeleri için ebeveynlerinden ve güvendikleri yetişkinlerden rehberlik almaları önemlidir (Phippen, 2024).
Dolayısıyla dijital çağda “tercih” kavramını yeniden düşünmek gerekmektedir. Belki de “Ne istiyorum?” sorusundan önce “İstediğim şeyi neden istiyorum?” sorusunu sormalıyız.
Maruz Kalmanın Psikolojisi
Bazen daha önce ilgimizi çekmeyen bir şarkı, video veya konu, tekrar tekrar karşımıza çıktığında daha tanıdık ve çekici hâle gelebilir. Bunun nedenlerinden biri aşinalığın algımız üzerindeki etkisi olabilir.
Zaman, bireyin psikolojik ve çevresel özelliklerine göre farklı algılanabilen öznel bir deneyimdir (Russell, 1925). Araştırmalar, bireylerin tanıdıkları uyaranlara daha hızlı tepki verdiklerini göstermektedir (Avant vd., 1975). Tekrarlı görevlerde geliştirilen aşinalığın da algılanan zamansal süre üzerinde etkili olabileceği belirtilmektedir (Roeckelein, 2004). Tanıdık örüntülerin daha hızlı ve kolay tanınması da aşinalık etkisini desteklemektedir (Appelman & Mayzner, 1981).
Bu durum dijital dünyaya uyarlandığında önemli bir soru ortaya çıkmaktadır. Algoritmalar bize sürekli olarak benzer müzikleri, videoları, estetik anlayışları veya düşünceleri sunduğunda, doğrudan “algoritma bize bunu sevdirdi” demek doğru olmayacaktır. Ancak sürekli karşılaştığımız içerikler zamanla daha tanıdık hâle geldiğinde, bu aşinalık tercihlerimizi etkileyebilir mi?
Yeni bir ortamda birey zamanla ilgili sinyallere daha fazla odaklanırken, ortama alıştıkça bu dikkat azalmakta ve zaman daha hızlı akıyormuş gibi hissedilebilmektedir (Draaisma, 2008). Benzer biçimde, yeni uyaranlar daha fazla dikkat çekerken aşina olunan uyaranların işlenmesi kolaylaşabilmektedir.
Dolayısıyla algoritmaların sürekli benzer içerikleri önümüze çıkarması, yalnızca ne gördüğümüzü değil, zaman içinde neyi tanıdık bulduğumuzu da etkileyebilir. Kritik nokta, algoritmaların tercihleri doğrudan yaratıp yaratmadığından çok, tercihlerimizin oluştuğu çevreyi ne ölçüde şekillendirdiğidir.
Algoritmalar Dikkatimizi Nasıl Yönlendiriyor?
Sosyal medya yalnızca iletişim kurduğumuz bir alan değil, aynı zamanda dikkatimizi sürekli yeni içeriklere yönelten bir dijital ortamdır. Pettman’a göre kullanıcılar algoritmaların gözetimi altında bulunmakta; algoritmalar dijital izlerden hareketle kişisel yönlendirmeler yapmaktadır (Pettman, 2018: 16).
Sosyal medyanın dikkat üzerindeki önemli etkilerinden biri içeriklerin sürekli değişmesidir. Kullanıcı bir duygu veya düşünceyi tam olarak deneyimleyemeden başka bir içeriğe geçebilmektedir. Pettman bu durumu “hipermodülasyon” kavramıyla açıklamakta ve farklı içeriklerle kısa aralıklarla karşılaşmanın hızlı duygusal geçişlere yol açabileceğini belirtmektedir (Pettman, 2018: 39).
Algoritmalar, kullanıcının önceki hareketlerinden elde edilen veriler doğrultusunda ilgisini çekmesi beklenen içerikleri yeniden karşısına çıkarmaktadır (Pettman, 2018: 43). Böylece kullanıcı içerikle etkileşime girer, bu etkileşim veri hâline gelir, veri yeni içerikleri belirler ve yeni içerikler yeniden kullanıcının dikkatini çeker (Pettman, 2018: 92-94).
Bu nedenle sosyal medyadaki dikkat dağınıklığını yalnızca bireysel bir sorun olarak görmek yeterli değildir. Pettman, uygulamaların kullanıcıların ihtiyaçlarına ve duygusal tatminlerine cevap verecek biçimde tasarlandığını belirtmektedir (Pettman, 2018: 31).
Sonuçta şu soru ortaya çıkmaktadır: Dikkatimizi biz mi istediğimiz yere yönlendiriyoruz, yoksa algoritmalar bunu çoktan belirlemiş olabilir mi?
Algoritmalar Zevklerimizi Nasıl Tüketime Dönüştürüyor?
Sosyal medya platformları artık yalnızca içerik tüketilen alanlar değil, aynı zamanda tercihlerin ölçüldüğü ve yeniden şekillendirildiği pazarlama ortamlarıdır. Eğlence, etkileşim ve özelleştirme, kullanıcıların platformlara yönelik tutumlarını şekillendiren temel unsurlar arasındadır (Kim ve Ko, 2012).
Algoritmalar, kullanıcıların önceki davranışlarından öğrenerek ilgimizi çekebilecek ürünleri, videoları veya markaları yeniden karşımıza çıkarabilmektedir. Böylece tercih ile algoritmik öneri arasındaki sınır giderek belirsizleşmektedir. Sosyal medya pazarlamasının başarısının tıklama, tekrar ziyaret, takipçi sayısı ve kullanıcılar arası öneriler gibi dijital davranışlar üzerinden değerlendirilebilmesi de bu sürecin temelini oluşturmaktadır (Jaakonmäki vd., 2017, s. 1153).
Kullanıcının yaptığı her seçim gelecekte karşısına çıkacak seçenekleri etkileyen bir veriye dönüşmektedir. Bu durum şu paradoksu ortaya çıkarır: Bir ürünü gerçekten sevdiğimiz için mi tekrar tekrar görüyoruz, yoksa tekrar tekrar gördüğümüz için mi onu sevmeye başlıyoruz?
Bu nedenle dijital dünyada “zevk”, yalnızca bireyin kendi seçimi olarak değil, birey ile algoritma arasındaki sürekli etkileşimin sonucu olarak da düşünülebilir.
Seçim mi Yapıyoruz, Seçtiriliyor muyuz?
Akıllı telefonların günlük yaşamın ayrılmaz bir parçası hâline gelmesiyle internete erişim ve bilgiye ulaşma biçimlerimiz değişmiştir. Arama motorları; arama alışkanlıkları, tıklama düzeni, sorgunun ifade biçimi, bekleme süresi ve konum gibi verileri kullanabilmektedir (Zuboff, 2019: 92). Bu nedenle aynı şeyi arayan iki kişinin karşısına aynı sonuçların çıkması her zaman mümkün olmayabilmektedir.
Kişiselleştirme, içeriklerin kullanıcıların açıkça paylaştığı veya dolaylı olarak elde edilen verilerine göre düzenlenmesini ve dağıtılmasını sağlayan bir sistemdir (Thurman ve Schifferes, 2012: 2-18). Bunun önemli sonuçlarından biri “filtre balonu”dur. Eli Pariser tarafından 2011 yılında ortaya atılan kavram, kullanıcıların çevrimiçi davranış ve tutumlarından hareketle kişiselleştirilmiş içerik akışlarının oluşturulmasını ifade etmektedir (Nguyen vd. 2014: 667). Pariser’e (2011) göre filtre balonları, kullanıcıların çevrimiçi ortamda giderek daha izole bir deneyim yaşamasına neden olabilmektedir.
Algoritmalar doğrudan “bunu seç” demeyebilir. Ancak hangi haberleri, videoları, ürünleri veya fikirleri göreceğimizi belirleyerek seçim ortamımızı şekillendirebilir. Zuboff’un yaklaşımında kişiselleştirme, insan davranışının davranışsal veriye dönüştürülmesi ve bu veriler aracılığıyla insan davranışının bilinmesi ve şekillendirilmesiyle ilişkilendirilmektedir (Zuboff, 2019: 20-21).
Dolayısıyla mesele yalnızca algoritmaların neyi sevdiğimizi öğrenmesi değildir. Asıl soru, öğrendikleri tercihlerimizi kullanarak bir sonraki tercihimizin oluşacağı ortamı da düzenleyip düzenlemedikleridir.
Sonuç olarak “Algoritmalar zevklerimizi mi keşfediyor, yoksa zevklerimizi mi oluşturuyor?” sorusunun kesin cevabı belki de ikisinin arasında yer almaktadır. Algoritma bizim yerimize zevk seçmez; ancak bize neyi tekrar tekrar göstereceğini seçerek zevklerimizin oluştuğu çevreyi şekillendirebilir.
Kaynakça
Coşkun, O. (2022). Arama Motorlarında Öneri Algoritması ve Filtre Balonu Etkisi: ‘Google Haberler’ Sekmesi Örneği. Etkileşim, 10, 208-234. https://doi.org/10.32739/etkilesim.2022.5.10.176
Karakoç Keskin, E., & Demirel, E. S. (2025). Algoritmik Medya İçeriği Farkındalık Ölçeğinin (AMCA-scale) Türkçe Uyarlaması ve Ölçek Faktörleri Arasındaki İlişkilerin Analizi. Akdeniz Üniversitesi İletişim Fakültesi Dergisi, 48, 236-256. https://doi.org/10.31123/akil.1628894
Dudu Karaman, E. (2026). ALGORİTMALAR, ÇOCUKLUK VE DİJİTAL KÜLTÜR: SEÇİMLERİN YENİ EKONOMİSİNE DOĞRU. Gümüşhane Üniversitesi İletişim Fakültesi Elektronik Dergisi, 14(1), 335-363. https://doi.org/10.19145/e-gifder.1807407
Şahin, F. A., & Aslan, A. (2022). GENÇ YETİŞKİNLERDE BAĞLAM ÖZELLİKLERİ VE AŞİNALIK ETKİSİNİN ZAMAN ALGISI İLE İLİŞKİSİ. Uludağ Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Sosyal Bilimler Dergisi, 23(43), 905-934. https://doi.org/10.21550/sosbilder.1059586
Akar, D. (2022). Sonsuz Dikkat Dağınıklığı: Gündelik Yaşamda Sosyal Medyaya Odaklanmak. Kültür ve İletişim, 25 (2)(50), 545-553. https://izlik.org/JA86WP37UU
Türker, O. (2026). Sosyal Medya İçerik Özellikleri Algısının Kullanıcı Tutumu Üzerindeki Etkisi: Eğlence, Etkileşim ve Özelleştirme Üzerinden Ampirik Bir Araştırma. Güncel Pazarlama Yaklaşımları ve Araştırmaları Dergisi, 7(1), 37-53. https://doi.org/10.54439/gupayad.1910793


