Seanlarda danışanlarımdan en sık duyduğum o cümle genellikle şudur "Hocam, hayatıma giren herkes mi aynı olur? İsimler, yüzler, şehirler değişiyor ama günün sonunda yaşadığım o derin düş kırıklığı, o yalnızlık ve haksızlığa uğramışlık hissi hiç değişmiyor."
İnsan zihni garip, bir o kadar da büyüleyici bir mekanizmayla çalışır. Tanıdık olanın peşinden gider. İster bir dergi köşesinde ister bir terapi odasının mahremiyetinde konuşalım, ilişkiler üzerine düşünürken kaçıramayacağımız en büyük hakikat, kalbimizin kapısını çalan kişilerin rastlantısal birer tesadüf olmadığıdır. Bizler farkında olmadan iç dünyamızın yarım kalmış hikayelerine, eksik cümlelerine ve geçmişte açılmış yaralarına en uygun aktörleri hayatımıza seçeriz. Üstelik bu durum sadece çocukluğumuzla sınırlı değil. Bir önceki sarsıcı ilişkinin bıraktığı izler de yeni seçimlerimizin gizli mimarı haline gelir. Peki, canımızı yakacağını içten içe bile bile neden hep benzer karakterlerin peşinden koşarız? Kendimizi aynı senaryonun içinde figüran gibi hissederken, o oyunun yazarı ve yönetmeni olduğumuzu nasıl fark ederiz? Daha da önemlisi bu kırıcı döngüyü sadece anlamakla kalmayıp, kendi içimizde nasıl iyileştirir ve gerçekten doyurucu bir aşka adım atarız?
Tanıdık Cehennem, Yabancı Cennetten İyidir; Bilinçdışının Güvenlik Yanılsaması..
Çocukluğumuzda sevgiyi nasıl tecrübe ettiysek ya da ilk gençlik yıllarımızda aşka dair nasıl izler biriktirdiysek, zihnimizde "sevgi" denince canlanan harita da o duygusal iklimden beslenir. İnsan beyni için "güvenli" olan şey, mutlu eden değil, "bilinen" olandır. Eğer geçmişinizde sevgiyi kazanmak için sürekli çabalamanız, kendi ihtiyaçlarınızdan vazgeçmeniz ya da duygusal olarak mesafeli, değişken birinin peşinden koşmanız gerektiyse zihniniz çok tehlikeli bir eşleşme yapar. Çaba ve kaygı eşittir sevgidir der. Bu zihinsel haritaya sahip birine son derece açık, tutarlı, net ve şefkatli biri yaklaştığında, ne yazık ki sistem alarmlar vermeye başlar. O sakinliği, güveni "sıkıcı" veya "kimyasız" olarak etiketlersiniz çünkü o dilde yüksek voltajlı duygusal dalgalanmalar, terk edilme korkusu veya tutku sanılan o yoğun kaygı yoktur. Buna karşın size biraz uzak duran, ilgisini bir verip bir esirgeyen, sizi sürekli bir belirsizliğin içinde tutan birini gördüğünüzde içinizde bir şeyler tutuşur. "İşte aradığım o büyük aşk" dersiniz. Oysa hissettiğiniz şey aşk değil, geçmişinizin tanıdık sızısıdır. Bilinçdışınız size fısıldar "Ben bu sahneyi biliyorum. Geçmişte bu duyguyu çözememiştim, ama şimdi bu yeni insanla o yarım kalan hesabı kapatabilirim." der. Ne var ki, aynı yöntemi ve aynı karakter tipini uygulayarak farklı bir sonuç elde edemeyiz. Zihin, tanıdık bir cehennemi, henüz hiç bilmediği yabancı bir cennete tercih eder. Döngü tam olarak bu güvenlik yanılsamasıyla başlar.
Eski İlişkilerin Hayaleti: Neden Hep "Eski Sevgilimizin Kopyalarına" Çekiliriz?
Döngüyü besleyen tek kaynak çocukluk ebeveynlerimiz değildir. Yaşadığımız eski romantik ilişkiler de zihnimizde son derece güçlü nörolojik yollar ve duygusal kalıplar açar. Çoğu zaman fark etmeyiz ama bir sonraki partnerimizi seçerken bir öncekinde bitiremediğimiz hesabın peşine düşeriz. Bu durumun arkasında psikolojide "Tekrarlama Zorlantısı" (Repetition Compulsion) adı verilen derin bir mekanizma yatar. Bir önceki ilişkiniz bittiğinde orada cevapsız kalmış sorular, haksızlığa uğramışlık hissi veya yarım kalmış duygular kaldıysa, zihin bu dosyayı açık tutar. Eski partnerinize benzeyen birini hayatınıza alırsınız çünkü bu yeni insanda o eski partneri simüle edip bu kez "mutlu sona" ulaşmak veya o bitmemiş hesabı kapatmak istersiniz. Ayrıca fırtınalı ve toksik bir eski ilişki yaşadıysanız sinir sisteminiz yüksek düzeyde strese ve ardından gelen barışma anlarındaki yoğun dopamin patlamalarına alışır. Bu bir tür duygusal bağımlılık yaratır. Eski partnerinize benzeyen, size yine aynı inişli çıkışlı duygusal fırtınaları yaşatacak kişileri gördüğünüzde bunu "aşırı tutku" sanırsınız. En büyük tuzak ise "kendi haklılığını ispatlama" çabasıdır. Eski ilişkinizde aldatıldıysanız veya değersiz hissettirildiyseniz, zihninizde "İnsanlar güvenilmezdir" gibi kök bir inanç oluşma ihtimali çok yüksektir. Bilinçdışınız sırf kendi inancını doğrulamak için size yine benzer değersizliği yaşatacak kişileri bulur ki günün sonunda "Bak haklıymışım, yine aynısı oldu" diyebilsin. Yarayı açan eski ilişkinin hayaleti, yeni ilişkinin merkezine oturur.
Yarayı Veren Kişiden Şifa Beklemek; İyileşme Yanılsamasından Uyanmak
İlişkilerimizde tekrarladığımız en derin ve sancılı tuzak, "şifayı yarayı açan veya yarayı açan kişiyle aynı yapıda olan birinden beklemek"tir. Gerek ebeveynlerinizin gerekse eski partnerlerinizin bir kopyasını yetişkinlikte bulur ve büyük bir inatla o yeni kişiyi değiştirmeye, ona kendinizi kabul ettirmeye çalışırsınız. Bilinçdışımız geçmişten kalan o hesabı kapatmak ister. O zamanlar görülmemiştim. Şimdi tıpkı onun gibi mesafeli, ilgisiz veya tutarsız olan bu partnerime kendimi kabul ettirebilirsem, içimdeki o yara da sonsuza dek kapanacak ve ben nihayet 'sevilmeye değer' olduğumu tescilleyeceğim der. Bu farkında olmadan içine düştüğümüz trajik bir hayaldir çünkü duygusal olarak kapasitesi sınırlı, kendisiyle bile temas kuramayan bir insandan size derin bir temas vermesini beklemek, çölün ortasında vaha aramaya benzer. Buradaki en büyük hakikat şudur. Yarayı açan kişinin bıçağıyla yara sarılmaz. Şifa, o partnerin bir gün aniden değişip sizi en sonunda anlamasında veya sevmesinde değildir. Şifa, o insanın sizi sarmasını beklemekten vazgeçtiğinizde o yarayı ilk kimin açtığını fark edip kendi kendinizin şefkatli rehberi olabilmenizdedir. Gerçek özgürlük, size zarar veren veya ihtiyaçlarınızı karşılamayan o masadan kalkabilme cesaretini gösterebilmektir.
Kısır Döngüyü Kırmak: Yaradan Şifaya Giden Adımla
Peki, bu kadar derinlere kazınmış bir kalıptan sıyrılmak ve sağlıklı, derin bir bağı hayatımıza çekmek gerçekten mümkün mü? Evet, kesinlikle mümkün. Ancak bu, romantik bir mucizeyle değil, bilinçli bir farkındalık ve eylem süreciyle gerçekleşir.
1) Çekim Hissini Analiz Edin (Yıldırım Aşkı Tuzağı): Birinden ilk anda yoğun, sarsıcı, başınızı döndüren bir çekim hissettiğinizde durun ve nefes alın. Kendinize şu soruyu sorun "Bu insan bana gerçekten güven ve huzur mu vaat ediyor, yoksa içimdeki eski bir yaranın alarm zillerini mi çalıyor?" İlk andaki o yakıcı çekim, çoğu zaman ruhumuzun değil, bitmemiş hesaplarımızın sesidir.
2) Huzuru ve Netliği "Sıkıcı" Bulma Eğiliminizi Düzenleyin: Size açık davranan, duygularını gizlemeyen, oyun oynamayan ve tutarlı olan insanlara şans verin. Bu kişilerin yanında hissettiğiniz o ilk "düzlük" hissi heyecansızlık değil sinir sisteminizin güvende olma halidir. O sakinliğin arkasındaki derinliği keşfetmek için kendinize zaman tanıyın.
3) Eski İlişkilerinizin Yasını Gerçekten Bitirin: Bir ilişki bittiğinde sadece karşı tarafı suçlayıp geçmek döngüyü besler. "O ilişkide ben hangi sınırımı ihlal ettirdim?", "Hangi kırmızı bayrakları (red flags) gördüm ama görmezden geldim?"sorularının cevabını netleştirin ve kendinizle yüzleşin.
4) Kendi "Duygusal İhtiyaç Haritanızı" Çıkarın: Bir ilişkide partnerinizden sürekli talep ettiğiniz, eksikliğinde kriz yaşadığınız şey nedir? Onaylanmak mı, görülmek mi, güvende hissetmek mi, yoksa değerli olmak mı? Bu ihtiyacı bir başkasının lütfuna bırakmayı bıraktığınızda ve kendi kendinize bu değeri vermeyi öğrendiğinizde, ilişkiler bir "hayatta kalma ihtiyacı" olmaktan çıkar, iki tam insanın birbirine eşlik ettiği bir "seçim" haline gelir.
5) "Kurtarıcı" ve "Kurban" Rollerini Terk Edin: Kimsenin terapisti, anne, babası veya kurtarıcısı değilsiniz. Bir insana potansiyeli için değil, şu anki mevcut gerçekliği için aşık olun. Birini değiştireceğiniz umuduyla ilişkiye başlamak, kendi hayatınızdan çalmaktır.
Kendi İçindeki Çocuğun Elini Tutmak
Bir ilişkide karşı tarafı değiştirmek neredeyse imkansızdır ama kendi seçimlerimizin arkasındaki gizli motivasyonları anlamak tamamen bizim elimizdedir. Hayatınıza giren her insan, aslında içinizde henüz şifalanmamış, görülmeyi bekleyen bir parçanızın aynasıdır. Aynada gördüğümüz görüntüden rahatsız olduğumuzda aynayı kırmaya çalışmak ne kadar anlamsızsa, partnerlerimizi suçlayıp bir sonrakine geçmek de o kadar faydasızdır. Aynaya bakıp yansımayı anladığımızda yani kendi değerimizi bir başkasının gözündeki ışıltıya bağlamayı bıraktığımızda, ilişkilerimiz de kabuk değiştirir. Kendi içsel alanınızı şefkatle imar ettiğinizde, artık yaralarınızı eşleştireceğiniz insanları değil; neşenizi, huzurunuzu ve tamlığınızı paylaşabileceğiniz insanları hayatınıza davet edersiniz. Aşka giden en gerçek yol, insanın önce kendi içindeki o kırgın çocukla el ele tutuşmasından geçer.
Kaynakça
- Hayatı Yeniden Keşfedin – Jeffrey E. Young & Janet S. Klosko (Psikonet Yayınları) İlişkilerde İlişkisel Kalıplar ve Şemalar – Alp Karaosmanoğlu (Psikonet Yayınları) Sevme Sanatı – Erich Fromm (Say Yayınları) İçimizdeki Çocuk – Doğan Cüceloğlu (Remzi Kitabevi)

