Pazartesi, Ağustos 31, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Değişimi Kucaklamak Neden Zor?Belirsizlik,Kayıp ve Değişimin Psikolojisi

Değişimi Kucaklamak Neden Zor?Belirsizlik,Kayıp ve Değişimin Psikolojisi Değişim,en genel tanımıyla bir durumun, kişinin ,ilişkinin,düşüncenin veya yaşam şartlarının zaman içerisinde farklı bir hale gelmesidir.Değişim tek bir kavramla sınırlı değildir.Psikolojik olarak değişim sadece dış koşulların değişmesinden ibaret değildir.İnsan değişirken çoğu zaman çevresiyle,kendi kimliğiyle,hayatıyla kurduğu ilişkiyi de yeniden düzenlemek zorunda kalır.Değişim hem kendi isteğimiz doğrultusunda hem de kontrolümüz dışında meydana gelebilir.Kendi isteğimiz doğrultusunda meydana gelen değişimler yeni bir şehire taşınmak,eğitime başlamak, iş değiştirmek, alışkanlık edinmek yaşam tarzını değiştirmek( kişi kendi istemiş olsa dahi bundan korkabilir,istemek belirsizlikten korkmayı ortadan kaldırmaz). Kontrolümüz dışında olanlar,seçmediğimiz veya değiştirmekte doğrudan söz sahibi olmadıklarımızdır. Beklenmedik taşınma,bir ilişkinin bitimi,yakın çevrenin değişmesi,hayatta ortaya çıkan beklenmedik durumlar vb durumlar örnek verilebilir. Buralarda kontrol kaybı,belirsizlik ve uyum sağlama güçlüğü daha belirgin olabilir.Kendi isteğimiz doğrultusunda meydana gelen değişimler yeni bir başlangıç ve gelişim fırsatı olarak görülebilirken,kontrolümüz dışında olanlara çaresizlik,kayıp ve uyum sağlama güçlüğü eşlik edebilir.Her iki durumda da ortak nokta,bireyin alıştığı düzeninin değişmesi ve yeni koşullara uyum sağlamak zorunda olmasıdır.Bu yazıda değişimin neden zorlayıcı olabildiğini, değişim sürecine eşlik eden belirsizlik,tanıdıklık,kayıp,geçmişe duyulan özlem vb duygularla beraber yetişkinliğe geçiş üzerinden ele almak amaçlanmaktadır. İnsan Neden Değişimden Korkar?Değişim Tek Yönlü müdür? Yeni bir şeyin eşiğinde olduğumuz an,değişimi istememize rağmen neden korkuyoruz?Bazen hem değişmek istiyoruz,hayatımızı,kararlarımızı,kendimizi,hikayemizi değiştirmek istiyoruz ama aynı zamanda bunu isterken de içeride bir yerlerde heyecanla beraber korku ve huzursuzluk da hissedebiliyoruz.Değişim neden bize korkutucu geliyor?Değişmekten mi korkuyoruz yoksa geride bırakacaklarımızdan mı?Bize getireceklerinden mi?Belki de değişimden korkmamızın sebebi yalnızca neyle karşılacağımızı bilmememiz değil,alıştığımız alışkanlıkları,düşünceleri kişileri,çevremizi geride bırakacak olmanın verdiği hüzün de olabilir.Yeni koşullarda nasıl davranacağımızı,kim olacağımızı öğrenmemiz gereklidir.Eski parçamızdan bazı şeylere veda etmek zorunda kaldığımızı fark ettiğimizde aslında eski kimliğimizin yasını da tutmuş oluruz.Değişim yeni bir kimlik oluşturma sürecini de beraberinde getirir.Eskiye veda edip değişen koşullar içinde kendimizi yeniden tanımlamaktır.Değişimin çeşitleri şu şekilde sıralanabilir:Gelişimsel,ilişkisel,içsel,ani ve kademeli değişim. Gelişimsel-Çocukluktan ergenliğe geçiş Ergenlikten yetişkinliğe geçiş Üniversiteye başlama Mezuniyet Çalışma hayatına geçiş İlişkisel-Arkadaşlıkların sona ermesi,yeni arkadaşlıklar,ayrılık,aile içi değişim,yeni bir sosyal çevreye giriş İçsel-Değerlerin değişmesi,düşünce biçiminin değişimi,kendini farklı tanımlamaya başlamak. Ani Değişimler- Kişinin hazırlık yapma fırsatı bulamadığı kısa sürede gerçekleşen değişimlerdir.Uyum sağlamayı daha zorlayıcı hale getirir.Kademeli değişimler ise bir anda gerçekleşmeden yavaş yavaş olan değişimlerdir. Belirsizlik Neden Bizi Korkutur? Değişimin en zor taraflarından biri belirsizliktir.Kişi hangi çeşitte olursa olsun değişmek istediği zaman belirsizlikler ile karşılaşması muhtemeldir.Belirsizlik duygusu bireyi kaygılandırır.İnsan doğası gereği kesinlik ve netliğe ihtiyaç duyan bir canlıdır ve kontrol duygusuna ihtiyaç duyar. Kontrol duygusu bize kendimizi güvende hissettirir.Bildiğimiz bir yerde ve ortamda neyle karşılaşacağımızı az çok bilip tahmin edebiliriz.İnsanları,kuralları,çevreyi,rutinleri ve bunlara nasıl yaklaşacağımızı da biliriz.Yeni bir durum ise bu bilinebilirlikleri azaltır ve bizi belirsizlikle baş başa bırakır.Belirsizlik duygusunda aslında bizi korkutan şey olayın nasıl gelişeceğini,devam edeceğini bilmememizin yanında onunla nasıl baş edemeyeceğimizi de bilmemek bizi korkutur.Korku,alışılmış olanın güvenini kaybetmenin yarattığı doğal bir tepkidir. Tanıdık Olan Neden Bu Kadar Güvenlidir? İnsan bazen hem değişimi isteyebilir hem de aynı anda değişimden korkabilir.Bu aslında normal bir durumdur.Değişimden korkmak değişimin kötü olacağı anlamına gelmez.Değişimden korkmak,değişmek istemek ama aynı zamanda geriye dönüp özlemek de sürecin doğal bir parçasıdır.Değişim tanıdık olanı değil farklı bir versiyonu, fırsatları ve sonuçları getirecektir, bu sebeple beyin bilinmeyen ve tanıdık olmayan her seçenek fırsat ve sonuçtan belki de kendisini korumaya çalışarak eskiye tutunmaya çalışıp direnç gösterebilir.Bir alışkanlığı değiştirmek istediğimizde,bir işe başlamak istediğimizde aslında sürekli erteleme sebeplerimizden biri tembel veya başarısız olmamızdan çok bu durum olabilir. Beynimiz yeni olanın içine girdiğinde karşılacağımız sonuçlarla,yapacağımız hatalarla yüzleşme korkusuyla bir işe başlamaktan çekinerek sürekli erteleme davranışı gösterebilir. Mükemmelliyetçi bireylerde erteleme davranışı sıklıkla görülür çünkü beyin yeni bir bilinmez durumun içine girecektir ve burada hata yapma olasılığı vardır.Mükemmelliyetçi bireyler hata yapmaktan çekinirler ve esnek olmakta zorlanabilirler. Değişimin Görünmeyen Tarafı:Kayıp Değişim derken aklımıza hep hayatın bize getireceği yeni şeyler olarak aklımıza gelebilir.Yeni bir okul yeni bir iş yeni bir şehir veya yeni bir yaşam biçimi bize sunabilir.Ancak her değişimin görünmeyen bir tarafı vardır: Kaybettiklerimiz… Bir şehir değiştirildiğinde,taşınıldığında yalnızca yeni bir yere gidilmez bildiğimiz sokaklar,arkadaşlarımız,belkide güvenli bir alanımız geride bırakılır.Mezuniyet yalnızca yeni bir dönemin başlangıcı değil,eski öğrenci kimliğimize veda etmek ve ben kimim sorusuna tekrar geri dönmektir.Bir iş değişikliği yeni fırsatlar sunarken eski çalışma ortamını,orada kazanılan alışkanlıkları geride bırakmayı gerektirir.Bu nedenle yas duygusunu yalnızca bir insanın kaybıyla ilişkilendirmek eksik kalabilir.İnsanlar bazen eskisi gibi hissedemediği bir neşenin,bitmiş bir dostluğun,biten bir dönemin,yaşam biçiminin, geçmişteki bir benliğin,hala hayatta olan birinin ya da vazgeçilen bir hayalin de yasını tutabilir. Çocukluğumuzu ve Eski Yıllarımızı Neden Özleriz? İnsan zaman zaman kendini geçmişini özlerken bulabilir.Bir anın içinde,bir günün içinde kendini geçmişe özlem duyarak keşke eskiye dönebilsem dediği zamanın içerisinde bulabilir.Geçmişe duyulan özlem degişim deneyiminin en doğal parçasından biridir.İnsan zaman zaman çocukluğunu,okul yıllarını eski arkadaşlarını yaşadığı evi veya hayatının belli bir dönemini özleyebilir.Burada özlenen şey gerçekten geçmiş midir yoksa geçmişin bize hissettirdiği duygular mıdır?Geçmişi özlediğiniz bir anda şunu fark edin,geçmişte hangi duygular vardı? Sizi güvende tutan,sizi mutlu eden belki de kendinizin gerçekten ait olduğunu hissettiği duygular hangi andaydı?Şu an hayatınızda hissetmek istediğiniz hangi duygular veya ihtiyaçlar geçmişteki bir anın içinde barınıyor olabilir?Bazen geçmişin temsil ettiği güven duygusu özlenir.Bazen keşke tekrardan çocuk olabilseydim deriz,veya keşke tekrardan lise yıllarına dönüp o sıralarda oturabilseydim deriz.Çocukluk yıllarımızda sorumluluklarımızın bugüne kadar fazla olmadığı geleceğin henüz bu kadar belirginleşmediği veya hayatımızdaki bazı insanların yanımızda olduğu zamanları hatırlayabiliriz.Lise yıllarımızda ait olduğumuz arkadaş gruplarımız,yaptığımız aktiviteler ve maceralar,eğlenceli anılar,belli bir rutinimizin ve amacımızın olması bize bugün bir aidiyet hissiyatını ve hayat amacını özletebilir.İşte bazen çocukluğumu veya lise yıllarımı özlüyorum cümlesinin altında yatan şey o zamanki hayatın bana hissettirdiği güveni özlüyorum olabilir.Eski günleri özlemek ile geçmişe geri dönmek birbirinden farklıdır.Bazen geçmişe özlem duysakta o döneme gerçekten dönmek istemeyebiliriz. Yetişkin Olmak ve Eski Benliği Geride Bırakmak Büyümek yalnızca yaş almak demek değildir.Büyümek sorumluluklarımızın artması,daha gerçek duygularla tanışmamızı, acımızın içerisindeyken de onları kucaklayıp hayatın içerisine karışmamızı gerektiren süreçlerden biridir.Daha fazla sorumluluk ve daha fazla karar almayı gerektirir.Bu nedenle yetişkinliğe geçiş bazı insanlar için yalnızca özgürlük değil,aynı zamanda bir ağırlık duygusu da yaratabilir.Çocukken oyun odaklı ve daha deneyim odaklı bir hayat sürerken,büyüdükçe daha farkında ve daha planlı hayatlar yaşamak durumunda kalıyoruz.Okul yaşamının bitiminden sonra özellikle bu duygu daha da ağırlaşabilir çünkü birey her bir bitişin ardından bir kimlik kaybı yaşamaktadır.İlişki içerisindeyken o ilişkideki kimliğini,arkadaş çevresindeyken onların arasındaki kişiliğini,öğrenciyken de öğrenci kimliğini kaybetmektedir.Mezun olduktan sonra bireylerin boşluğa,amaçsızlığa düşmesi bu sebeptendir.Kişi bir kimlik kaybından sonra kim olduğunu, neler yapmak istediğini yanlış mı yoksa doğru yerde mi olup olmadığını sorgulamaya başlayabilir. Carl Jung ve Persona Carl Jung’un analitik psikolojisinde persona bir bireyin toplumsal beklentilerine uyum sağlamak ve dış dünyaya kendini kabul ettirmek için takındığı sosyal maske veya kamusal kişilik anlamına gelir.Kelime kökenini Antik Yunan tiyatrolarında aktörlerin canlandırdıkları rollere göre yüzlerine taktıkları maskelerden alır.Junga göre persona egoyu ve bilinci dış dünyadan koruyan,toplumsal ilişkileri kolaylaştıran yapay bir yapıdır.Toplumun bizden beklediği ideal kalıplardan oluşur.Toplumsal uyum sağlar.Toplum içinde belirli rolleri anne, doktor, öğretmen öğrenci vb sorunsuzca oynamamıza ve adapte olmamıza yardımcı olur.Öğrenci kimliğinin,personasının bitmesi modern dünyada bir gencin yaşayabileceği en somut,en sarsıcı persona ölümü ve kimlik krizi örneklerinden biridir.Birey bu süreç bittiğinde yön kaybı,sıfat kaybı,sosyal çevrenin dağılmasıyla yalnızlık yaşayabilir. Değişim Süreciyle Nasıl Daha Sağlıklı Başa Çıkabiliriz? Duygularımızı anlamlandırmak,onları olduğu gibi bastırmadan yaşamaya izin vermek günlük hayatımızda olduğu gibi değişim sürecinde de önemlidir.Zorlandığımız bir durumla başa çıkmanın ilk adımı onların getirdiği duyguları kabul etmek,hayatımızın içerisinde yer açmak ve onları bastırmadan neye ihtiyacımız olduğunu görebilmek önemli bir adımdır.Değişimin bize getirdiği zorlayıcı duygular da buna dahildir.Yeni bir başlangıç yaptığımız için eskiyi özlemememiz gerektiğini düşünmek süreci daha zor hale getirebilir.Özlemek geri dönmek zorunda oluğumuz veya süreçle baş edemeyeceğimiz anlamına gelmez.Hayatın içerisinde yeni başlangıçlar yaparken geçmişe ait parçalarımız her zaman bizimle olacaktır.Biz o parçaların getirdiği tecrübe ile yeni hikayeleri kendimiz adına daha kolay yapabilir yeni başlangıçlarımızı daha çok sevebiliriz.Yaralanan,dağılan parçalarımız bizim nereden güçlenmemiz gerektiğini göstererek yönümüzü daha doğru çizmemize yardımcı olur. Bunun yanında değişimi bir anda kucaklamak yerine küçük adımlarla hayatımıza adapte etmek daha gerçekçi bir beklentidir.Değişim sürecinde en çok ihtiyaç duyacağımız şeylerden biri güvende hissetmek olacağı için rutinler önem taşır.Rutinler bizi güvende hissettirerek sinir sistemimizi regüle edebilir.Yeni bir ortamda eski rutinlerimizi küçük küçük devam ettirebilmek tanıdık olanı yerleştirebilmek ve yeni sürecimizde kontrol edebildiklerimize odaklanmak uyum sürecini kolaylaştırır. Değişim süreçlerinde beklentilerimizin gerçekçiliğini de sorgulamamız gereklidir.Aslında hayatın içerisinde beklentilerimizin ne kadar gerçekçi olup olmadığını sorgulamamız sağlıklı ve dingin bir hayat için önem taşır.Yüksek beklentiler bireyi tüketebilir ve yorabilir.Kendinizden ve hayatınızdan neler bekliyorsunuz?Bunların ne kadarı gerçekçi beklentiler?Hayatınızın içerisinde size fayda sağlayacak olan beklentiler hangileri ve ne kadarı yapılabilir?Değişim sürecinde de beklentilerimizin ne çok mükemmel olması ne de her şeyin çok kötü olması adına beklemek esnek bir biliş yerine bizi daha zorlayıcı bir duruma sokabilir.Değişim sürecinde bilişsel esneklik önem taşır.Bilişsel esneklik zorlayıcı duygu ve durumlarda düşüncelerimizi daha esnek ve gerçekçi tutabilmek,bakış açımızı değiştirebilmek genelleme yapmak yerine fırsatlara bakarak,alternatifler üreterek ilerlemek demektir.Beynimizin değişen durum ve olaylara uyum sağlayabilme kapasitedir ve geliştirilebilir.

Sonuç olarak değişim her zaman kolay bir süreç olmadığı gibi her zaman zorlayıcı bir süreç de olmak zorunda değildir.Belki de sağlıklı bir değişim tamamen geçmişi ve geçmişin duygularını kapatarak ilerlemek yerine geçmişin bizim için taşıdığı anlamı koruyarak yeni alana yer açabilmekle mümkündür.

Kaynakça

  • Bridges, W. (2004). Transitions: Making sense of life’s changes. Da Capo Press.
  • Erikson, E. H. (1968). Identity: Youth and crisis. W. W. Norton & Company.
  • Neimeyer, R. A. (2001). Meaning reconstruction & the experience of loss. American Psychological Association.
  • Parkes, C. M. (1971). Psycho-social transitions: A field for study. Social Science & Medicine, 5(2), 101–115.
Sude Aydemir
Sude Aydemir
Sude Aydemir,Nişantaşı Üniversitesi Psikoloji bölümünden “Yüksek Onur Öğrencisi” olarak mezun olmuştur.Lisans eğitimi boyunca birçok alanda edindiği deneyimler ile kendini geliştirmiş, ve geliştirmeye de devam etmektedir.Eğitim hayatı boyunca staj deneyimleri olmuş, bu süreçte Çözüm Odaklı Terapi, Sanat Terapisi, MMPI(Minnesota çok yönlü kişilik envanteri)adlı eğitimlerini tamamlamıştır.Akademik ilgisi Klinik Psikoloji alanında olup,ergen ve yetişkinler ile çalışmayı hedeflemektedir.Aynı zamanda nöropsikolojiye de merakı olup psikolojik süreçlerin beynimizle bağlantısını araştırarak bunun üzerine de keşfetmeye ve okumaya ilgi duymaktadır.İnsan ruhunu anlamaya, çözümlemeye, geliştirmeye yönelik hedefi doğrultusunda amacı, kişileri bilinçlendirmek hem kendisine hem de okuyuculara katkı sağlamak, hayatlarının belli noktasında bu bilgileri işlevli kılmaktır.Üzerinde durduğu ve araştırdığı konular, yaşantılarımızın bugüne etkisi, çocukluk yaşantılarımız ve ailemiz, ilişki döngüleri, beynimizin işlevi, duygusal zeka ve esneklik, adlı konularda okumalar ve araştırmalar yapmakta olup Şema Terapi,Kabul ve Kararlılık Terapisi ve Bilişsel Davranışçı Terapi Ekolleriyle ilgilenmektedir.İnsanın kendini keşfi yolculuğunda bireylere eşlik etmek ve farkındalık kazandırmak amacıyla yazılarını ele alan Sude Aydemir Prof.Dr.Ebru Şalcıoğlu tarafından verilen Bilişsel Davranışçı Terapi eğitimini,şema ve Act terapisi alanında da eğitimlerini tamamlamış olup,süpervizyon kapsamında danışanlarını aktif şekilde görmektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar