Pazartesi, Ağustos 31, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Neden Bazı İnsanların Yanında Kendimiz Gibi Hissedemeyiz?

Neden Bazı İnsanların Yanında Kendimiz Gibi Hissedemeyiz?

İlişkilerde değişen benliğimiz, sosyal tehdit ve psikolojik güvenlik

“O kişinin yanında neden böyle biriyim?”

Bazen bir insanla konuşurken cümlelerimizi normalden fazla düşünür, söyleyeceklerimizi birkaç kez zihnimizden geçiririz. Normalde kolayca yaptığımız bir şakayı yapmayız. Bir fikrimizi söylerken karşı tarafın yüz ifadesini kontrol eder, attığımız bir mesajı göndermeden önce defalarca okuruz. Üstelik bütün bunların sonunda kendimize aynı şeyi söyleriz: “Ben normalde böyle değilim.” Peki gerçekten öyle miyiz?

Burada olan şey her zaman bazı insanların yanında “kendimiz olmamamızdan” ibaret değildir; bazen o ilişkinin içinde kendimizin başka bir yönünün daha fazla ortaya çıkmasıdır.

Benliği yalnızca ilişkilerden bağımsız, her durumda aynı şekilde ortaya çıkan sabit bir yapı olarak düşünmek mümkün değildir. Andersen ve Chen’in (2002) ilişkisel benlik yaklaşımı, kişinin kendisini algılama biçiminin içinde bulunduğu ilişkisel bağlama göre değişebileceğini öne sürer. Yani farklı insanlar, benliğimizin farklı yönlerini harekete geçirebilir. Bir arkadaşımızın yanında neşeli ve konuşkan, ailemizin yanında daha temkinli, romantik bir ilişkide ise daha hassas olabiliriz.

Bu tek başına bir problem değildir. Çünkü kendimiz olmak, her ortamda aynı davranmak anlamına gelmez. Asıl önemli olan, davranışımızın değişmesinden çok, kendimizi ilişkide nasıl deneyimlediğimizdir. Birinin yanında sürekli “Nasıl görünüyorum?”, “Bunu söylersem ne düşünür?”, “Fazla mı konuştum?” diye düşünmeye başladığımızda, dikkatimizi ilişkiyi yaşamaktan kendimizi izlemeye kaydırabiliriz. Artık karşımızdaki insanla temas etmekten çok, onun gözündeki halimizi yönetmeye çalışırız. Burada sosyal tehdit devreye girebilir.

Kabul edilmek ve ait hissetmek, insan ilişkilerinde önemli ihtiyaçlardan biridir. Bu nedenle reddedilme ihtimali, bazen açıkça ifade edilmese bile davranışlarımızı etkileyebilir. Reddedilme ihtimaline karşı daha duyarlı olduğumuzda, karşımızdaki insanın bakışını, ses tonunu veya küçük davranışlarını daha fazla anlamlandırabiliriz. “Benden hoşlanmadı mı?” sorusu zihinde büyüdükçe kişi kendisini daha fazla kontrol etmeye başlayabilir. Böylece bir döngü oluşur:

Reddedilme ihtimali → kendini izleme → davranışları kontrol etme → spontanlığın azalması → “Onun yanında kendim gibi değilim” hissi.

Son yıllarda psikolojik içeriklerde yaşadığımız birçok güçlüğü çocukluk deneyimleri, bağlanma stilleri veya “tetiklenmeler” üzerinden açıklamaya eğilimliyiz. Oysa bazen bir insanın yanında kendimizi güvende hissetmememizin nedeni, gerçekten de o kişinin davranışları olabilir. Sürekli küçümseniyorsak, söylediklerimiz sonradan aleyhimize kullanılıyorsa, sınırlarımız görmezden geliniyorsa veya kendimizi ifade ettiğimizde cezalandırılacağımızı hissediyorsak, kendimizi sansürlememiz yalnızca “özgüven problemi” olmayabilir. Bazen psikolojik sistemimiz içinde bulunduğumuz ilişkiyi ve olası sosyal tehdidi değerlendirmeye çalışıyordur. Bu nedenle şu soruyu sormak önemli: “Ben neden böyleyim?” kadar “Ben kimin yanında böyle oluyorum?”

Çünkü kendimizle ilgili algımız, içinde bulunduğumuz ilişkilerden etkilenebilir. Karşımızdaki kişinin bizi anladığını, önemsediğini ve söylediklerimize duyarlı olduğunu hissettiğimiz ilişkilerde kendimizi daha rahat açabiliriz. Buna karşılık sürekli değerlendirilme veya reddedilme beklentisi taşıdığımız ilişkilerde kendimizi korumak için daha kontrollü davranabiliriz.

Burada ilişkide psikolojik olarak güvende hissetmek, karşı tarafın duyarlılığı ve otantik olabilme deneyimi birbirine bağlanır. Kendimiz gibi hissettiğimiz bir ilişkide her zaman konuşkan, neşeli veya kusursuz olmak zorunda değiliz. Sessiz kalabilir, fikrimizi değiştirebilir, yanlış anlaşılabilir, bazen saçmalayabiliriz. Çünkü ilişkiyi sürdürebilmek için sürekli bir performans sergilememiz gerekmediğini hissederiz.

Elbette herkesin yanında tamamen filtresiz olmak mümkün değildir. Sosyal yaşam belli ölçülerde uyum, sınır ve özdenetim gerektirir. Otantiklik, aklımıza gelen her şeyi söylemek ya da her ortamda aynı kişi olmak değildir. Bir ilişkinin içinde zaman zaman davranışlarımızı değiştirebiliriz. Fakat sürekli olarak kendimizi sansürlüyor, söylediklerimizi ve davranışlarımızı yoğun biçimde kontrol ediyor, ilişkide kendimizden uzaklaşıyor gibi hissediyorsak durum yalnızca “kendimiz olamıyoruz”dan ibaret olmayabilir. Belki de bu noktada kendimizi korumaya çalışıyoruzdur.

Bu yüzden bazı ilişkiler bize kendimizi daha çok tanıtırken bazıları kendimizden uzaklaşmış gibi hissettirebilir. Her insanın yanında aynı ölçüde açık, rahat ya da spontan hissetmemiz mümkün değildir. Önemli olan, bu farklılığın bizim için ne anlattığını fark edebilmektir. Bir ilişkinin bize hissettirdiği şey, zaman zaman kendimiz hakkında düşündüklerimizi de etkileyebilir.

Belki de kendimiz gibi hissetmek, her ortamda aynı kişi olmak değil; bulunduğumuz ilişkinin içinde kendimizi kaybetmeden var olabildiğimizi hissedebilmektir.

Kaynakça

  • Andersen, S. M., & Chen, S. (2002). The relational self: An interpersonal social-cognitive theory. Psychological Review, 109(4), 619–645.
Neslihan Bütüner
Neslihan Bütüner
Bireysel psikolojik danışmanlık çalışmaları yürüterek bireylerin gelişimsel, akademik, sosyal ve duygusal alanlarda güçlenmelerine destek sağlamaktadır. Ergen ve genç yetişkinlerle çalışmış; kariyer danışmanlığı ve mesleki rehberlik alanlarında bireylerin ilgi, yetenek ve hedeflerine uygun kariyer planları oluşturmalarına yardımcı olmuştur. Mesleki gelişimini desteklemek amacıyla uluslararası klinik psikoloji staj programlarına katılmış, farklı uygulama ve yaklaşımları gözlemleme fırsatı elde etmiştir. Psikoloji alanındaki bilgi ve deneyimlerini içerik üreticiliği ve yazarlık çalışmaları aracılığıyla daha geniş kitlelere ulaştırmayı amaçlamakta; ruh sağlığı, kişisel gelişim ve psikolojik farkındalık konularında içerikler üretmektedir. Aynı zamanda insan kaynakları ve kurumsal iletişim alanlarında aktif olarak görev almakta; insan odaklı yaklaşımını profesyonel iş yaşamında da sürdürmektedir. Güçlü iletişim becerileri, çözüm odaklı bakış açısı ve etik çalışma anlayışı doğrultusunda bireylerin potansiyellerini keşfetmelerine, güçlü yönlerini geliştirmelerine ve yaşamlarında anlamlı değişimler oluşturmalarına eşlik etmeyi hedeflemektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar