Kuşlar uçar, balıklar yüzer ve çocuklar oyun oynar. Landreth (2002)’in dediği gibi çocukların dili oyundur. Oyuncaklar ise kelimeleridir.
Çocuklar için oyun, kendilerini ifade etmenin yollarından biridir. Oyunlar ile kendilerine bir dünya kurar aynı zamanda dünyayı da oyunla keşfeder. Oyun; çocuğun fiziksel, duygusal, bilişsel gelişimine katkı sağlamaktadır (Teber,2015).
Çocuklar oyun oynayarak iletişim kurar, sosyalleşir hatta kendisini iyileştirir. Yaralarını kurduğu oyunlarla sarar. Oyun Terapisi Nedir?
Oyun terapisinin temelleri Carl Rogers’ın danışan merkezli yaklaşımına dayanmaktadır. Virgi nia Axline ise bu yaklaşımı çocuklara uyarlayan oyun terapisi ekollerinin kurucularındandır. Oyun terapisi 2-10 yaş grubu arasında yer alan ve ihtiyaç görülen çocuklara terapi ortamına uygun hazırlanmış özel oyun odasında uygulanmaktadır.
Seanslar haftada bir gün 45 dakika şeklinde planlanmaktadır. Seans sayısı ise her çocuğun ihtiyacına göre değişmektedir. Kaygı problemleri, sınır problemleri, uyum ve davranış problemleri, öfke sorunu, bağlanma problemleri, uyku, yeme ve tuvalet sorunları, tırnak yeme, tikler, takıntılar, boşanma, yas, aile içi problemler, şiddet, ihmal, istismar gibi duygusal ve davranışsal güçlüklerde kullanılmaktadır.
Çocuk merkezli oyun terapisi yönlendirmesiz bir terapi ekolüdür. Çocuk merkezli oyun terapisinde çocuk, terapi için hazırlanmış özel oyun odasında çeşitli oyuncaklar ve materyaller aracılığı ile oyun oynar. Oyun terapisti çocuğa ne oynayacağını nasıl oynayacağını söylemez.
Çocuğun oyununu takip eder, duygularını fark eder ve dikkatle gözlemler. Koşulsuz kabulün olduğu bu ortamda çocuk, yargılanmadan ve yönlendirilmeden kendini ifade edebilecek bir ortam bulur. Terapist, çocuğun oyunlarını yansıtarak güvenli bir ilişki ortamına katkı sağlar.
Ancak oyun terapisini sadece “çocuğun oyuncaklarla oynadığı bir oda” olarak düşünmemek gerekir. Terapi odasında gerçekleşen oyun terapötik ilişkinin parçasıdır. Terapist ile çocuk arasında özel bir bağ kurulmaktadır.
Terapist, çocuğun iletişim biçimine, duygusal ifadelerine ve terapötik ilişki içerisindeki değişimlerine özenle yaklaşır. Çocuğun kendisini ifade edebilmesi için uygun ortamı oluşturmak, güvenliği sağlamak, gerekli sınırları koymak ve terapi sürecini etik ilkeler doğrultusunda yürütmek terapistin sorumlulukları arasındadır. Ebeveynler terapi süreci hakkında bazı detayları merak etmektedir.
Örneğin kaç seans sürecek? Ne kadar daha geleceğiz? Nasıl bu durum değişecek?
Oyun oynayarak nasıl anlayacaksınız? Vb. oyun terapisi hakkında ebeveynlerin merak ettiği konulardan biri de terapistin çocuk ile neden doğrudan konuşmadığı ya da ona neden sorular sormadığıdır.
Yetişkin dünyasında bir sorun yaşandığında “Ne oldu?”, “Neden böyle yaptın?” diye sorulur. Ancak küçük bir çocuktan yaşadığı deneyimleri yetişkinler gibi açıklamasını beklemek pek mümkün değildir. Çocukların duygusal ve bilişsel gelişimleri, yaşadıklarını ifade etme becerilerinin gelişim halinde olması ve bazı deneyimlerin onlar için karmaşık ve işlemlenmesi zor olması sebebi ile oyun önemli bir iletişim kanalı haline gelir.
Bu nedenle oyun terapisti, çocuğun oyununu sorularla bölmek yerine onun anlatım şekline yansıtma ile eşlik eder. Çocuğun oyunlarında ortaya çıkan tek bir davranış ile kesin yargıya varmak mümkün değildir. Çocuğun oyununu adlandırabilmek için gelişimsel özellikleri, mizacı, yaşam koşulları ve terapi sürecindeki örüntüler gibi birçok detay birlikte değerlendirilmelidir.
Ebeveynlerin rolü de en az terapi odasındaki süreç kadar değerlidir. Çocuğun yaşamındaki en önemli ilişkilerden biri ebeveynleriyle kurduğu ilişkidir. Bu nedenle terapi yalnızca terapi odasında olup biten bir süreç olarak düşünülmemelidir.
Ebeveynin çocuğun duygularına yaklaşımı, koyduğu sınırların tutarlılığı, çocuğu dinleme biçimi ve onunla kurduğu ilişki, çocuğun duygusal gelişimi açısından önemli bir yere sahiptir. Oyun terapisti ile ebeveyn arasındaki iş birliği ve ebeveynin çocuğun terapiye düzenli devamlılığını sağlaması da sürecin tamamlanması açısından kritik öneme sahiptir. Çocuklar her zaman yaşadıklarını kelimelerle anlatamayabilir.
Bazen bir oyuncak bebek, bir kukla, bir resim ya da tekrar tekrar kurulan aynı oyun onların anlatım biçimi olabilir. Çocuğun oyununa yalnızca “oyun” olarak değil, onun dünyasına açılan bir iletişim alanı olarak bakabilmek; yetişkinlere çocuğun davranışlarının arkasındaki duyguları fark etme fırsatı sunar. Bir çocuğun oyununu hemen yorumlamak, ona anlam yüklemek veya değiştirmeye çalışmak yerine bazen yalnızca dikkatle bakmak gerekir.
Kaynakça
- Teber, M. (2015). Gençlik, oyun ve oyun terapisi. Gençlik Araştırmaları Dergisi, 3(3), 1-22.


