ADHD ile yaşayan yetişkin için işyeri, yalnızca görevlerin yerine getirildiği bir alan değildir. Aynı zamanda kişinin yıllardır kendisi hakkında biriktirdiği anlatıların yeniden sınandığı bir ilişki alanıdır.
Bir işi unutmak, toplantıya geç kalmak, aynı anda çok fazla işe başlayıp bazılarını tamamlayamamak, uzun ve monoton bir göreve odaklanmakta zorlanmak ya da önceliklendirme yapmakta güçlük çekmek, iş yaşamında doğrudan performans sorunu olarak görünür.
Fakat çalışanın yaşadığı deneyim bununla sınırlı değildir.
Çünkü yöneticinin:
“Bu işi neden yine zamanında tamamlamadın?”
demesi, çalışan tarafından yalnızca mevcut göreve ilişkin bir geri bildirim olarak algılanmayabilir.
Geçmişte duyduğu:
“Sen zaten sorumsuzsun.”
mesajı da aynı anda aktive olabilir.
Böylece işyerindeki basit bir performans geri bildirimi, kişinin zihninde çok daha büyük bir soruya dönüşebilir:
“Ben gerçekten yetersiz miyim?”
Aynı çalışan, iki farklı benlik
ADHD'li çalışan bazen son derece yaratıcı olabilir. Hızlı düşünebilir, kriz anlarında pratik çözümler üretebilir, yoğun ilgi duyduğu bir konuya saatlerce odaklanabilir ve ekibin diğer üyelerinin göremediği bağlantıları fark edebilir.
Aynı çalışan başka bir gün, son derece basit görünen bir e-postayı göndermeyi unutabilir.
Bir projeyi mükemmel şekilde tamamlayabilirken başka bir görevi başlatmak için saatlerce mücadele edebilir.
İşte burada benlik algısında bir bölünme meydana gelebilir:
“Ben aslında çok başarılıyım.”
ve
“Ben aslında hiçbir şeyi düzgün yapamıyorum.”
Çalışanın bu iki deneyimi aynı benlik içerisinde bir arada tutabilmesi, psikolojik açıdan önemlidir.
Çünkü kişi bunları bütünleştiremediğinde, performansındaki dalgalanmaları kendi kimliğinin kanıtları olarak yorumlamaya başlayabilir.
İyi performans gösterdiğinde:
“Gördünüz mü, aslında çok iyiyim.”
Kötü performans gösterdiğinde:
“Demek ki herkesin düşündüğü gibi yetersizim.”
Bu durumda iş yaşamı yalnızca iş üretme alanı olmaktan çıkar ve benlik değerinin sürekli test edildiği bir sahneye dönüşebilir.
“Potansiyelin çok yüksek ama…”
ADHD'li yetişkinlerin iş yaşamında karşılaşabileceği en ikircikli mesajlardan biri şudur:
“Potansiyelin çok yüksek ama…”
Bu cümlenin ilk kısmı kişiye kendisi hakkında olumlu bir anlatı sunarken, ikinci kısmı sürekli bir eksiklik duygusu yaratabilir.
“Çok zekisin ama…”
“Çok yeteneklisin ama…”
“Çok yaratıcı olabilirsin ama…”
“Biraz daha disiplinli olsan…”
Zaman içerisinde kişi kendisini mevcut performansıyla değil, gerçekleştiremediği potansiyeliyle değerlendirmeye başlayabilir.
Bu da narsisistik incinmenin ortaya çıkabileceği bir alan yaratır.
Çünkü kişinin zihninde bir ideal çalışan benliği oluşur:
“Düzenli, üretken, hızlı, başarılı, kontrollü ve her şeyi yetiştiren biri.”
Gerçek çalışma deneyimi bu ideal benlikle örtüşmediğinde ise kişi yalnızca görevini tamamlayamamış olmaz. Kendisinin olması gerektiğini düşündüğü kişi olamamış hisseder.
Sonuç?
Daha fazla çalışma.
Daha fazla kontrol.
Daha fazla telafi.
Ve bazen daha fazla tükenme.
ADHD'ye rağmen çalışan kişi
Burada ilginç bir paradoks ortaya çıkar.
Kişi ADHD ile yaşamayı öğrenmek yerine, ADHD'ye rağmen başarılı olmayı bir kimlik haline getirebilir.
Toplantıdan önce her şeyi defalarca kontrol eder.
Unutmamak için onlarca alarm kurar.
Her görevi fazladan takip eder.
Bir işi yetiştiremediğinde saatlerce kendisini suçlar.
Mesaiye kalır.
Ertesi gün daha erken gelir.
Ve bütün bunların sonunda kendisine:
“Ben disiplinliyim. Ben başarısız değilim.”
diyebilmek için çalışıyor olabilir.
Bu noktada performans artık yalnızca performans değildir.
Kendilik değerinin düzenleyicisi haline gelmiştir.
Dolayısıyla kişi işyerinde başarılı olduğunda rahatlar; başarısız olduğunda yalnızca üzülmez, benlik değeri de sarsılır.
İlişki döngüsü işyerinde de devam eder
Bu durum yönetici-çalışan ilişkisinde de görülebilir.
ADHD belirtisi ↓ Yöneticinin olumsuz geri bildirimi ↓ Geçmişteki eleştirilerin aktive olması ↓ Utanç ve yetersizlik ↓ Aşırı telafi veya kaçınma ↓ Stres ve performans dalgalanması ↓ Yeni eleştiri ↓ “Ben zaten böyleyim.”
Böylece başlangıçta yalnızca bir yürütücü işlev güçlüğü olan durum, zaman içerisinde ilişkisel bir döngüye ve benlik anlatısına dönüşebilir.
Üstelik çalışan bazen yöneticisinin nötr bir geri bildirimini bile geçmiş deneyimleri üzerinden daha tehdit edici algılayabilir.
Yönetici:
“Bu raporu yeniden düzenleyebilir misin?”
der.
Çalışanın iç dünyasında ise:
“Yine beceremedim.”
“Benden memnun değiller.”
“Birazdan beni yetersiz bulacaklar.”
gibi çok daha geniş bir anlatı oluşabilir.
Dolayısıyla işyerindeki ilişki yalnızca bugünün ilişkisi değildir. Geçmişte kişinin kendisi hakkında öğrendiği şeyler, bugünkü ilişkilerin nasıl yorumlandığını etkileyebilir.
Ego bütünleşmesi burada ne sağlar?
Ego bütünleşmesi açısından daha sağlıklı pozisyon şudur:
“Ben işimde bazı konularda gerçekten iyiyim. Bazı alanlarda ise ADHD nedeniyle zorlanıyorum. Bu güçlükler üzerinde çalışabilirim ama bunlar benim bütün kimliğim değil.”
Bu pozisyonda kişi geri bildirimi kişisel bir saldırı olarak yaşamak zorunda kalmaz.
“Bu görevde zorlandım” diyebilir ama:
“Ben yetersizim” sonucuna gitmez.
Bir yöneticinin eleştirisini:
“Beni değersiz buluyor”
şeklinde yorumlamak yerine:
“Bu davranışımla ilgili bir geri bildirim aldım”
olarak değerlendirebilir.
Aradaki fark küçük görünür ama psikolojik olarak oldukça büyüktür.
Çünkü burada davranış ile benlik yeniden birbirinden ayrılır.
Yaptığım şey, kim olduğum değildir.
Ve belki işyerinde ADHD ile çalışmanın en önemli psikolojik kazanımlarından biri de budur:
Kendini sürekli kanıtlamak zorunda kalmadan çalışabilmek.
Çünkü bir çalışanın değerini yalnızca ne kadar hızlı, ne kadar düzenli veya ne kadar hatasız çalıştığı belirlemez.
Bazen ihtiyaç duyduğu şey daha fazla disiplin değil, kendisini performansından ayırabileceği kadar bütünlüklü bir benlik algısıdır.


