Toplumumuzda özellikle sosyal medyada refleks haline gelmiş olan linç, ötekini aşağılama, dışlama ve ötekileştirme biçimlerinin artış göstermesi dikkat çekmektedir. Sosyal medyada düşünmeden ve sorgulamadan diğerlerine karşı yapılan eleştirilere ve ötekileştirmeye “linç kültürü” diyoruz. Linç kültürünün temelde pek çok sosyolojik ve psikolojik boyutu bulunmaktadır. Sosyolojik boyutu; toplumların kültürel biçimleri, aile yapıları ve yetiştirilme tarzlarıyla ilgilidir. Psikolojik boyutu ise bireylerin bilinçdışı süreçleri, bastırılmış arzuları ve biriken öfkeleriyle ilişkilidir. Bireylerin bir araya geldiğinde farklı bir karakter ve psikolojik yapıya dönüşmeleri, düşünce, duygu ve davranışlarında farklılaşmaları ise sosyal psikoloji ve kitle psikolojisi ile bağlantılıdır. Bu makalede kitle psikolojisi temelinde linç kültürünü Freud ve Gustave Le Bon çerçevesinde ele alacağız. Sosyolojik tarafında ise Byung Chul Han perspektifinden inceleyeceğiz.
1. Gustave Le Bon: Kolektif Zihin, Mantıksız İtaat ve Güç İllüzyonu
Kitle psikolojisi üzerine yapılan çalışmaların öncüsü olan Gustave Le Bon, bireyin bir topluluğa dahil olduğunda zihinsel olarak topluluğa uyum sağlama sürecini ele alır.
Kolektif Zihin – Zihinsel Bulaşma: Kitleyi oluşturan bireyler entelektüel olabilir; ancak kimlikleri fark etmeksizin kitle içinde birey, kitleye uyum sağlar. Düşünme kapasitesi kaybolur ve duygu bulaşması yaşanır. Kitle tarafından birey hipnotize edilmiş gibi olur. Sorgulayan kesim ya uzaktan izler ya da kitleye uyum sağlar. Sorgulayan ve rasyonel düşünen bireyler kitleye karşı çıkarsa yeni hedef haline gelir.
Anonimlik ve Sorumsuzluk Duygusu: Kitle içinde birey, diğerlerinden cesaret alarak eleştiri seviyesini artırır. “Herkes yapıyor” düşüncesi, bireyin üzerindeki kişisel sorumluluk duygusunu ortadan kaldırır.
Güç Satın Alma ve Despotik İtaat: Kitle, mantıksız bile olsa güce ve despotizme hayrandır. Kitle içinde birey kendisini güçlü hisseder ve bu his, rasyonel düşünmeyi engeller. Birey, yalnız ve güçsüz kalmaktansa mantıksız bile olsa bir kitleye dahil olarak zayıf, yalnız ve güçsüz olmaktan kurtulur. Güçlü olan tarafa geçerek kendisini güçlü hisseder.
2. Sigmund Freud: Libidal Bağlar, Ortak İdeal ve Süper-Egonun Felci
Freud, Le Bon’un teorisini psikanalitik bir temele oturtarak ele alır. Kitlelerin neden bu kadar yıkıcı ve acımasız olabileceğini bireylerin içsel süreçleri ile açıklar.
Libidal Bağlar ve Özdeşim: Kitleleri bir araya getiren şey, bireylerin birbirlerine ve lidere ya da fikre karşı duydukları bağlar, “libido”dur (yaşam enerjisi-bağlanma arzusu). Bu bağlanma güdüsü kitleleri bir araya getirir.
Ego İdeali ve Kutsal Kılıf: Bireyler, kendi egolarını, ideallerini ve olmak istedikleri benliklerini bir amaca, lidere devrederler. “Ortak idealler” adı altında kitle birleşir. Bu ortak idealler kusursuzdur ve linçlere neden olur.
Süper-Egonun Askıya Alınması: Toplum içinde uyulması gereken bazı kurallar vardır. Süper ego, bu kurallar ve bireysel vicdanı temsil eder. Kitle içinde bu kurallar görünmez hale gelir ve bireysel vicdan ortadan kalkar. Birey, diğer bireyi eleştirirken İd’in yani ilkel, vahşi ve yıkıcı tarafının etkisi altındadır. Kişi, kendi hayatında baskıladığı öfkeyi, kıskançlığı karşı tarafa aktarır. Linç, adeta bir katarsise (arınma) dönüşür.
3. Byung-Chul Han: Dijital Sürü, Şeffaflık Toplumu ve Öfke Dalgaları
Byung-Chul Han, linç kültürünü “dijital sürü” kavramıyla ele alır. Özellikle dijital ortamda linç daha yaygındır. Han, bunun nedenlerini incelemiştir.
Dijital Sürü: Klasik kitleler bir amaç uğruna bir araya gelirken, dijital kitle anlık olarak birleşir ve dağılır. Sosyal medyadaki bu kitleye Chul Han, “sürü” der.
Mesafe Kaybı ve Saygının Yitimi: Sosyal medya, insanlar arasındaki mesafeyi ortadan kaldırmış ve bu da saygının yitimine neden olmuştur. Saygı yok olunca acımasızlık ortaya çıkar. Yüz yüze gelmeyen bireyler, klavye arkasından cesaretle birbirlerini linç ederler.
Şeffaflık Toplumu ve Teşhir: Her şeyin görünür olduğu sosyal medyada en ufak bir paylaşım eleştiri alır. Sosyal medyada sınırlar ortadan kalkmış, her şey teşhir edilir hale gelmiştir. Sosyal medyada paylaşılan mutlu, başarılı ve müthiş hayatlar bireyde öfke duygusuna yol açar. Bastırılan öfke, eleştiri ve linç şeklinde dışavurur. Birey kendisini yetersiz hisseder ve diğer hayatlara karşı oluşan haset, öfke patlaması şeklinde ortaya çıkar.
Enformasyon Toplumu ve Oklokrasi: Sosyal medyada algoritmalar, yüksek duygu durumu yaratan enformasyonları öne çıkarır. En hızlı yayılan duygu öfkedir. Han, bugünün dijital dünyasını “öfke toplumu” olarak tanımlar.
Sonuç: Kendinle Yüzleşmek
Bireyin kendini tanıması ve kendiyle yüzleşmesi, ilk adım olmalıdır. Bunun için en başta değişime açık olmak ve kişinin kendisini sorgulaması gerekir. Duygular ve bilinçdışının bizi kontrol etmesini ancak rasyonel düşünerek engelleyebiliriz. Modern çağın aceleci ve hızlı dünyasında ani duygusal tepkiler vermemiz, maalesef içinde bulunduğumuz dijital çağın bir ürünüdür. O halde yapmamız gereken en temel şey, yavaşlamak, durmak ve düşünmektir. Günümüzde ihtiyacımız olan en temel üç kod bunlardır. Modern-dijital sistem, bizi duygularımızla etkiler ve duygular üzerinden izlenme sağlar. “Öfke”, en çabuk ve en çok harekete geçirilen duygudur; dijital kültür genellikle bizi bu şekilde yönlendirir ve görünürlük sağlar.
İnsanın temel dürtüsü olan “güç”, öfkeyle birlikte linç kültürüne neden olur. Kitle birleşir ve birey güçlenir; bu güç ona tatmin sağlar, mantık kaybolur.
Modern-dijital çağa karşı rasyonel tarafımızı nasıl devreye sokarız?
- Gündelik yaşamımızda değişimlere başlamalıyız. Hayatımızın bir parçası olan hıza karşı yavaşlama alıştırmaları yapmalıyız. Yavaşlamak, mantıklı düşünen beynimizi devreye sokar. Yavaşlamayı alışkanlık haline getirdiğimizde, daha kolay ve hızlı tepkiler vermemeyi öğreniriz.
- “Dur-Bekle-Düşün” bu sistemi hayatımızın merkezine almalıyız. Bol alıştırma yaparak gündelik yaşantımızda her durumda dürtüsel olmamayı, ani davranışlardan kaçınmayı öğrenmeliyiz. Gerekirse bu üçlüyü not alıp yanımızda bulundurmalıyız.
- En büyük farkındalık ise okumakla kazanılır. Okuyan insan bilinçlenir ve görünmeyeni görmeye başlar. Modern-dijital sistemin bizi nasıl yönlendirdiğini ve bilinçdışımızı-dürtülerimizi harekete geçirdiğini, rasyonel düşüncelerimize nasıl ket vurduğunu anlar. Okuyan birey, sistemi tanır ve kendiyle yüzleşir.
- Gün içinde herkes, kendini tanımaya çalışmalıdır. Eline kağıt-kalem alıp günlük düşünce ve davranışlarını analiz etmelidir. Yaptığınız davranışlar mantıklı mı? Size ve diğerlerine katkısı ne? Bekleyip düşünerek mi cevaplar verdiniz yoksa düşünmeden mi harekete geçtiniz?
- Bazı insanlar, kendini tanımak ve analiz etmekte zorlanabilir. Kendisiyle yüzleşmek zor gelebilir. Böyle durumlarda uzman desteği almak önemlidir.
Kaynakça
- Kutlu, M. (2023). Sosyal medyada kitle psikolojisi ve linç kültürü. Kritik İletişim Çalışmaları Dergisi, (Güz – 02), 95-125. https://doi.org/10.53281/kritik.1347651
- Bayındır, O. (2022). Gustave Le Bon ve Kitleler Psikolojisi. Medya ve Kültür, 2(1), 114–118. https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/2487149


