Salı, Eylül 1, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Görünmeyen Dağınıklık: DEHB’nin Günlük Hayattaki İzleri

Psychology Tımes

Görünmeyen Dağınıklık: DEHB’nin Günlük Hayattaki İzleri

Klinik Psikolog Gamze Kesgin “Dikkatini versen yaparsın, biraz daha düzenli ol, her şeyi son dakikaya bırakıyorsun, beni dinlemiyor musun?” Bu cümleler, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEHB) yaşayan bireylerin hayatında tahmin ettiğimizden çok daha fazla yer kaplayabiliyor. Çünkü DEHB çoğu zaman yalnızca “dikkatin çabuk dağılması” olarak düşünülüyor. Oysa konu bundan çok daha geniş. DEHB; bireyin dikkatini sürdürmesinden görevleri başlatmasına, planlama yapmasından zamanı yönetmesine, başladığı işi tamamlamasından günlük sorumluluklarını düzenlemesine kadar pek çok alanı etkileyebilen nörogelişimsel bir durumdur. Örneğin bir kişi yapılacaklar listesini hazırlayabilir ama listedeki ilk işi başlatmakta zorlanabilir. Bir öğrenci sınavına çalışmak isteyebilir ancak uzun süre zihinsel çaba gerektiren bir görevin başına oturmak onun için oldukça güç olabilir. Bir yetişkin toplantının saatini gerçekten önemseyebilir fakat zamanı doğru planlayamadığı için sürekli geç kalabilir. Yapması gereken işi unutabilir, başka bir işle ilgilenirken ilk görevini yarım bırakabilir veya son teslim tarihini bildiği hâlde çalışmaya ancak son anda başlayabilir. Dışarıdan bakıldığında bütün bunlar “sorumsuzluk”, “tembellik” ya da “isteksizlik” gibi yorumlanabilir. Oysa DEHB’de sorun her zaman kişinin ne yapması gerektiğini bilmemesi değildir. Bazen kişi ne yapması gerektiğini çok iyi bilir; asıl güçlük, bunu zamanında başlatmak, sürdürmek ve tamamlamaktır. Bu nedenle DEHB’yi yalnızca “dikkatini veremiyor” cümlesiyle açıklamak oldukça yetersiz kalır. Dikkatin yanı sıra planlama, organizasyon, zaman yönetimi ve görevlerin sürdürülebilmesi gibi beceriler de değerlendirilmelidir (Turgay, 2009). DEHB belirtileri yaşamın her döneminde aynı şekilde görünmeyebilir. Çocukluk döneminde daha kolay fark edilen hareketlilik, yerinde duramama veya derse odaklanamama gibi davranışlar yaş ilerledikçe dışarıdan daha az görünür hâle gelebilir. Ancak bu, güçlüklerin tamamen ortadan kalktığı anlamına gelmez. Çocuklukta “ödevini yapmıyor” olarak görülen bir davranış, yetişkinlikte “işlerini sürekli son güne bırakıyor” şeklinde karşımıza çıkabilir. “Ders sırasında yerinde duramıyor” zamanla “toplantılarda sabırsız davranıyor”a dönüşebilir. “Eşyalarını sürekli unutuyor” ise yetişkinlikte “randevularını, faturalarını veya önemli tarihleri takip etmekte zorlanıyor” şeklinde devam edebilir. Yani belirti aynı kalmayabilir; fakat altında yatan güçlük farklı bir biçimde kendini gösterebilir. Nitekim araştırmalar, çocukluk dönemindeki hiperaktivite belirtilerinin yaşla birlikte azalabileceğini; buna karşılık dikkat ve dürtü kontrolüyle ilgili güçlüklerin yetişkinlik döneminde de devam edebildiğini göstermektedir (Simon vd., 2009). Özellikle ergenlik dönemi bu açıdan önemli bir geçiş dönemidir. Çocuğun hayatındaki akademik, sosyal ve ailevi beklentiler arttıkça daha önce tolere edilebilen güçlükler daha görünür hâle gelebilir. Artan sorumluluklar, daha fazla planlama gerektiren bir yaşam ve sosyal ilişkilerin karmaşıklaşması, DEHB belirtilerinin bireyin işlevselliği üzerindeki etkisini artırabilir. Bu noktada yalnızca belirtilerin kaç tane olduğuna bakmak yeterli değildir. Bireyin hangi gelişim döneminde olduğu, çevresinin ondan ne beklediği ve bu beklentileri karşılamakta ne kadar zorlandığı da önem taşır. Çocukluk dönemindeki belirtilerin niteliği ve yoğunluğu, ilerleyen yıllarda yaşanabilecek bazı psikososyal güçlükler hakkında fikir verebilir. Özellikle dürtüsellik ve hiperaktivitenin, ilerleyen dönemlerdeki bazı işlevsel sorunları öngörmede önemli olabileceği çeşitli araştırmalarda ortaya konmuştur (Fergusson vd., 1997; Klein & Manuzza, 1991; Barkley vd., 1990; Foley vd., 1996; Babinski, 1999; Thapar vd., 2006). Yetişkinlik döneminde hayatın sorumlulukları arttıkça DEHB’nin günlük yaşamdaki etkileri daha belirgin hâle gelebilir. Artık yalnızca bir ödevi tamamlamak değil; iş hayatını sürdürmek, toplantılara yetişmek, faturaları takip etmek, ev düzenini sağlamak, sosyal ilişkileri yürütmek ve aynı anda pek çok sorumluluğu organize etmek gerekir. Tam da bu noktada dikkat güçlükleri kişinin hayatının birçok alanına yayılabilir. Bir işi sürekli ertelemek, son teslim tarihlerini kaçırmak, önemli ayrıntıları gözden kaçırmak, eşyaları kaybetmek, verilen görevleri unutmak, zamanın nasıl geçtiğini fark edememek veya aynı anda çok fazla işe başlayıp hiçbirini tamamlayamamak… Bunların her biri kişinin yalnızca iş hayatını değil, kendisiyle ilgili algısını da etkileyebilir. Çünkü sürekli ertelenen işler zamanla yalnızca bir “iş problemi” olmaktan çıkar ve kişinin kendisine yönelik düşüncelerine dönüşebilir: “Ben neden böyleyim?” “Bende bir problem var.” “İstesem yapardım ama yapamıyorum.” “Diğer insanlar bunu kolayca yaparken ben neden zorlanıyorum?” İşte DEHB’nin görünmeyen tarafı biraz da burada ortaya çıkar. Birey yalnızca dikkatini veya zamanını yönetmekte zorlanmaz; zaman içerisinde başarısızlık deneyimleri ve çevresinden aldığı eleştiriler, benlik algısını da etkileyebilir. Özellikle iş ve eğitim yaşamında planlama ve organizasyon becerilerinin daha fazla önem kazanması, yetişkinlik döneminde yaşanan güçlükleri artırabilir. Yetişkin DEHB’sinin iş değişiklikleri, düşük iş doyumu ve işten ayrılma gibi sonuçlarla ilişkili olduğu da bildirilmektedir (Wilens & Spencer, 2006; Biederman & Faraone, 2005). Burada önemli bir ayrımı da yapmak gerekir: Her dalgınlık, unutkanlık veya erteleme davranışı DEHB anlamına gelmez. Yoğun stres, uyku problemleri, kaygı, depresif belirtiler, yaşam koşulları veya başka pek çok faktör dikkat ve odaklanma üzerinde geçici ya da kalıcı güçlükler oluşturabilir. Bu nedenle kişinin kendisinde veya çocuğunda birkaç belirti fark etmesi, doğrudan DEHB tanısı koymak için yeterli değildir. DEHB değerlendirmesi; belirtilerin ne zamandır var olduğu, farklı yaşam alanlarında görülüp görülmediği, kişinin işlevselliğini ne ölçüde etkilediği ve gelişimsel öyküsü dikkate alınarak uzmanlar tarafından yapılmalıdır. Belki de DEHB konusunda değiştirmemiz gereken en önemli şey, davranışın kendisine bakmadan önce davranışın arkasındaki güçlüğü anlamaya çalışmaktır. Çünkü bazen “yapmıyor” dediğimiz kişinin aslında yapamamanın nasıl bir şey olduğunu anlatacak kelimeleri yoktur. Bazen mesele isteksizlik değil, başlayamamaktır. Bazen umursamazlık değil, zamanı yönetememektir. Bazen dinlememek değil, dikkati sürdürememektir. Ve bazen bir çocuğun ya da yetişkinin ihtiyacı, biraz daha fazla eleştirilmek değil; yaşadığı güçlüğün doğru anlaşılmasıdır. DEHB’yi anlamak, davranışları mazur görmek anlamına gelmez. Aksine, davranışın arkasındaki mekanizmayı anlayarak bireyin ihtiyaç duyduğu desteği doğru şekilde belirleyebilmek anlamına gelir. Çünkü doğru anlaşılmak, bazen değişimin ilk adımıdır.

Gamze Kesgin
Gamze Kesgin
Gamze Kesgin, lisans ve yüksek lisans eğitimini psikoloji alanında tamamlayarak Klinik Psikolog olarak çalışmaya başlamıştır. Travma, panik atak terapisi gibi alanlarda kabul ve kararlılık terapisi ile ilerlemektedir. Çeşitli dergilerde akademik yayınlar yaparak literatüre de katkıda bulunmuştur. Yazar, psikolojik konuları günlük hayatta herkesin anlayabileceği hale getirmeyi, bireylerin hayatlarına dokunarak psikolojik esnekliklerine katkıda bulunmayı hedeflemektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar