Wellness kültürü, kendimizi iyileştirmekten çok, kendimizi düzeltmek zorunda hissetmemize neden oluyor olabilir mi?
Bugünlerde sosyal medyanın da etkisiyle giderek yaygınlaşan “iyi olma hâli”, insan ruhuna iyi gelmekten çok, zamanla her şeye rağmen iyi olmak zorunda hissetmenin baskısını yaratıyor.
Ne yaşarsak yaşayalım, kendimizi iyi olmak zorunda hissediyor; dışarıya karşı yaşadığımız olumsuz deneyimleri sürekli maskelemeye çalışıyoruz. Sosyal medyada bir gönderi paylaşırken ya da biriyle konuşurken acılarımızı göstermenin bizi başkalarının gözünde zayıf bir konuma düşüreceğini düşünüyoruz. Bu nedenle kendi duygularımızı bastırıyor, hatta bazen onları kendimiz bile kabul etmek yerine iyiymiş gibi davranmayı seçiyoruz. Çünkü üzgün, kırgın, öfkeli ya da tükenmiş olduğumuzu göstermek yerine, her şeye rağmen güçlü ve iyi görünmenin daha kabul edilebilir olduğuna inanıyoruz.
Peki, sizce de her şeye rağmen iyi olmak zorunda hissettiğimiz bu toksik pozitiflik hâli, aslında iyileşmemizin önündeki en büyük engellerden biri olabilir mi? Çünkü iyileşmek, her zaman iyi olmak demek değildir.
Bazen hiçbir şey yapmak istemeyip saatlerce evde duvarı izleyebiliriz. Bazen eski sevgilimizi özleyip saatlerce ağlayabiliriz. Bazen çocukluğumuzda yaşadığımız problemlerin acısını yeniden hissedebilir, bazen de iş yerinde yaşadığımız sorunların stresini eve taşıyabiliriz. Bazen yalnızca kötü bir gün geçirebilir ve o günü düzeltmeye çalışmadan, olduğu gibi yaşayabiliriz.
Ve bütün bunlar, insan olmanın bir parçasıdır.
Her duygunun hemen çözülmesi, her acının hızla anlamlandırılması ya da her kötü deneyimin içinden bir “olumlu ders” çıkarılması gerekmez. Bazı duyguların yaşanmasına izin vermemiz gerekir.
Tam da bu noktada, günümüzde giderek hayatımızın bir parçası hâline gelen wellness kültürüne bakmak gerekiyor. Wellness, fiziksel ve psikolojik zindeliği, yaşam kalitesini ve genel iyi oluşu desteklemeye yönelik bir yaşam tarzını ifade ediyor. Ancak sosyal medyanın etkisiyle bu kavram, yalnızca iyi oluşu destekleyen bir yaklaşım olmaktan çıkarak, hayatımızdaki her sorunu fark etmemiz, her krizimize bir çözüm bulmamız ve kendimizi sürekli daha iyi bir hâle getirmemiz gerektiği düşüncesine dönüşebiliyor.
Böylece wellness, kendimize iyi bakmanın bir yolu olmaktan çıkıp, kendimizi sürekli düzeltmemiz gereken bir zorunluluğa dönüşebiliyor. Üstelik bu anlayış, yalnızca iyi hissetmediğimiz anlarda bile kendimizi eksik, yetersiz ya da yanlış bir şey yapıyormuşuz gibi hissetmemize neden olabiliyor.
Bu doğrultuda oluşturduğumuz yaşam tarzı ve geliştirdiğimiz iyi olma algısı, kısa vadede kendimizi daha iyi hissettirse de zamanla bizi kendi duygularımızdan ve gerçek ihtiyaçlarımızdan uzaklaştırabilir. Sürekli iyi olmaya, daha iyi hissetmeye ve kendimizin daha iyi bir versiyonunu yaratmaya çalışırken, farkında olmadan kendi hayatımızın içinde bile kendimize yabancılaşabiliriz. Ve bir süre sonra, iyi olma çabasının kendisi üzerimizde görünmez bir baskıya dönüşerek, içten içe taşıdığımız bir yorgunluk yaratabilir.
Asıl mesele de burada ortaya çıkıyor: Nasıl oluyor da iyi olmak için oluşturduğumuz bir yaşam tarzı, zamanla uyum sağlamakta zorlandığımız, kendimizi sürekli yetersiz bulduğumuz ve baskılanmış hissettiğimiz bir döngüye dönüşebiliyor? Asıl sorgulamamız gereken ise belki de şu: Kendimizi iyiymiş gibi göstermek ve toplumun bize sunduğu “iyi oluş” hâline ayak uydurmak mı istiyoruz, yoksa gerçekten iyi olmak mı?
Bunu sorgulamamız önemli. Çünkü ancak o zaman bize gerçekten neyin iyi gelip gelmediğini fark edebilir, başkalarının iyi yaşam tanımlarından bağımsız olarak kendi ihtiyaçlarımıza uygun bir yol çizebiliriz.
İyi olmak, herkes için aynı yollardan geçmiyor. Başkalarının deneyimleri ve toplumun belirlediği “ideal” yaşam tarzı, bizim için de doğru olmak zorunda değil. Önemli olan, kendi iyi oluşumuzu başkalarının ölçütleri üzerinden değerlendirmek yerine, bize neyin gerçekten iyi geldiğini keşfedebilmek.
Kendimizi belirli bir yaşam biçimine uydurmaya çalışmak yerine, kendi duygularımıza ve ihtiyaçlarımıza dürüstçe kulak verebilmeliyiz. Çünkü iyileşmek; kendimizi sürekli değiştirmek, düzeltmek ya da başkalarının doğrularına göre şekillendirmek değil, kendimizi tanımaktan ve kendi gerçekliğimizle uyumlu bir yaşam kurabilmekten geçiyor.
Kaynakça
- Kuru, H. (2024). Sağlık zindelik ve iyi oluş kavramlarının incelenmesi. The Journal of Istanbul Rumeli University Health Sciences,
