Bir çocuk; yerinde durma, sırasını bekleme, başladığı işi sürdürme ya da dikkatini toplama konusunda zorluk yaşadığında bu durum çoğu zaman yalnızca yaramazlık veya söz dinlememe olarak değerlendirilebilir. Ancak bu davranışların ardında çocuğun kendi davranışlarını düzenlemekte yaşadığı güçlükler bulunabilmektedir. Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB), çocukluk çağında başlayıp erişkin dönemde de devam edebilen, dikkati sürdürmede güçlük, dürtüsellik ve hiperaktivite belirtileri ile karakterize olan nörogelişimsel bir psikiyatrik bozukluktur.
Bozukluğun nörobiyolojik zemininde ise prefrontal korteks, bazal ganglionlar, serebellum ve striatal devrelerdeki yapısal işlevsel farklılıklar ile dopamin ve noradrenalin düzeylerindeki düzensizlikler yer almaktadır. Bu düzensizlikler de temel patofizyolojik mekanizma olan dikkat kontrolü ile davranış inhibisyonunun bozulmasına yol açmaktadır (Tuğlu ve Öztürk Şahin, 2010). Kişide dürtü kontrolü, çalışma belleği, zaman yönetimi, planlama, organizasyon becerileri ve sürdürülebilir dikkat alanlarında bozulmalara yol açan bu durum; akademik başarıdan sosyal ilişkilere, mesleki performanstan genel yaşam kalitesine kadar geniş bir yelpazeyi olumsuz etkileyebilmektedir.
Bu nedenle DEHB'nin getirdiği güçlükler yalnızca çocuğun bireysel yaşamını değil, okul hayatını, sosyal ilişkilerini ve aile içindeki etkileşimlerini de değiştirebilmektedir. Dürtüsellik, hiperaktivite, kurallara uymakta zorlanma ve dikkatini sürdürmedeki güçlükler, çocuğun akranlarıyla kurduğu ilişkileri ve grup içindeki katılımını zorlaştırmaktadır (Özyurt ve ark., 2016). Özellikle okul öncesi dönem gibi erken gelişim evrelerinde ortaya çıkan bu tür belirtiler, çocukların yalnızca akademik alanda değil, sosyal ve duygusal yaşamlarında da ciddi düzensizliklere yol açabilmektedir. Bu dönemdeki çocuklar; yoğun akran sorunları, kaygı, kurallara uymakta zorlanma ve ani duygusal iniş çıkışlar yaşayabilmektedir.
Sınıf içi aktivitelerde dikkati sürdürememe ve dürtüsel eğilimler, çocukların akran ilişkilerinde uyum problemleri yaşamasına neden olabilmektedir. Bu durum, akranları tarafından reddedilme ve sosyal yalnızlık gibi çocuğun sosyal gelişimini engelleyen riskleri de beraberinde getirmektedir (Börekçi Erler, 2024). Ancak ekolojik perspektif, bu risklerin çocuk için kaçınılmaz bir başarısızlık kaynağı olmadığını; çocuğun ev ve okul gibi birincil çevrelerindeki destekleyici mekanizmalar sayesinde sosyal dayanıklılık kazanabileceğini savunmaktadır.
Evdeki Mikro Sistem
Çocuğun gelişim gösterdiği ilk ekolojik halka olan aile sistemi, bu dayanıklılığın inşa edildiği temel yerdir. Ebeveynlerin kendi aralarındaki ilişkisinin kalitesi ve uyumu, doğrudan çocukların psikososyal gelişimini ve davranışsal özelliklerini şekillendirme etkisine sahiptir (Aydın ve Şahin, 2022). Ebeveynlerin ilişki uyumu yükseldikçe, ailenin problem çözme, sağlıklı iletişim kurma ve duygusal paylaşım sağlama gibi genel işlevlerini yerine getirme becerisi de anlamlı düzeyde güçlenmektedir.
DEHB’li bir çocuğun bakım süreci ebeveynler üzerinde ciddi bir yorgunluk, stres ve kaygı kaynağı haline gelebilmektedir. Bu kronik stres altında kendilerine ve birbirlerine yeterli alan açamayan ebeveynlerin ilişkileri zarar görebilmekte ve buna bağlı olarak aile içi iletişim kalitesi düşebilmektedir. Nitekim DEHB belirtileri gösteren çocukların ailelerinde; karşılıklı duyguları açıkça paylaşamama, sinirlenildiğinde içe kapanma ve kuralları sağlıklı bir şekilde koyamama gibi iletişim ve davranış kontrolü zayıflıkları baş gösterebilmektedir.
Aile içi iletişimin zayıflaması, ebeveynlerin çocuklarına karşı uyguladıkları disiplin yöntemlerine de yansımaktadır. DEHB belirtileriyle baş etmekte zorlanan anne ve babalar, çocuklarını kontrol etme amacıyla aşırı sert ve otoriter bir tutum sergileyebilecekleri gibi, çaresizlik hissiyle tamamen boş vermiş ve disiplinsiz bir tutuma da kayabilirler (Selçuk, 2023). Oysa sert, tutarsız ve cezalandırıcı ebeveynlik tutumları, çocuğun sosyal ortamlarda saldırgan davranışlar sergilemesine ve bununla beraber akranları tarafından daha fazla dışlanmasına zemin hazırlayabilir. Sosyal öğrenme teorisine göre çocuk, evde gördüğü sert veya kuralsız ilişki modellerini akran dünyasına entegre etmektedir.
Öğretmen Çocuk İlişkisi
Evdeki bu karmaşık ilişki ağının ötesinde çocuğun koruyucu bir yer olarak adım attığı bir diğer önemli konum ise okul ortamıdır. Sınıf ortamında öğretmen ile çocuk arasında kurulan sıcak, güvenli ve destekleyici bağ; evdeki stres faktörlerinin çocuk üzerindeki olumsuz etkilerini hafifletme görevi üstlenir. Öğretmen, çocuk için sadece bir eğitici değil, aynı zamanda duygusal düzenleme ve çatışma çözme becerilerini gösteren bir sosyal modeldir.
En önemlisi, akran grubunun öğretmenin DEHB belirtileri gösteren çocuğa karşı sevgi dolu ve kabul edici yaklaşımını gözlemlemesi, çocukların o akrana yönelik olumsuz yargılarını kırar ve çocuğun sınıf içi sosyal kabulünü doğrudan artırabilmektedir (Kaymak Özmen, 2010). Bu sayede, evdeki olumsuz disiplin modellerine veya iletişim çatışmalarına maruz kalan bir çocuk, okuldaki sağlıklı öğretmen-çocuk ilişkisi sayesinde dış dünyayla daha barışık, sosyal açıdan dayanıklı bir bireye dönüşebilme şansına sahip olabilmektedir.
DEHB belirtisi gösteren çocukların sosyal dayanıklılığını artırmaya yönelik destek ve müdahale süreçleri, okul öncesi dönemdeki erken risk değerlendirmeleriyle başlanmalı ve aile ile okul mekanizmalarını beraber hedeflemelidir. Bu süreçte ailelere yönelik uzun vadeli psiko-eğitim programları, ebeveynlerin sert veya aşırı gevşek disiplin tutumlarını azaltırken, çocukların akran ilişkilerini destekleyecek arkadaşlık kolaylaştırma stratejilerini güçlendirir. Aynı zamanda, ebeveynlerin kendi aralarındaki ilişki uyumunu ve aile içi iletişimi destekleyen aile danışmanlığı çalışmaları, evdeki sabır ve tahammül sınırlarını genişleterek aile işlevselliğini onarır. Evdeki bu iyileşmenin yanı sıra okul ortamında öğretmen-çocuk arasında kurulan güvenli ve destekleyici bağ, çocuğun duygusal düzenlemesini kolaylaştırarak sınıf içindeki akran kabulünü doğrudan artırır; böylece ev ve okulun koruyucu güçlerini birleştiren ortak müdahale modelleri çocuğun sosyal dayanıklılığını inşa etmede en etkili çözümü sunar.
Kaynakça
- Aydın, H., Şahin, M. (2022). Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olan çocukların ebeveynlerinin aile işlevselliği ve evlilik uyumları. Mediterranean Journal of Sport Science, 5(2), 918-934.
- Börekçi Erler, B. (2024). Okul Öncesi Çocuklarda Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu Belirtilerinin, Davranişsal, Sosyal Problemler, Aile Işlevselliği ve Ebeveyn Tutumlari ile Ilişkilerinin Değerlendirilmesi. The Journal of Academic Social Science, 156(156), 403-417.
- Özmen, S. K., & Özmen, S. K. (2010). Okulda dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEHB). Mersin Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi, 6(2), 1-10.
- Özyurt, G., Pekcanlar Akay, A., Öztürk, Y., Baykara, B., & İnal Emiroğlu, N. (2016). DEHB'li çocuklarda ve annelerinde duygu düzenlemenin araştırılması. Anatolian Journal of Psychiatry/Anadolu Psikiyatri Dergisi, 17(5), 393.
- Selçuk, M. (2023). DİKKAT eksikliği ve hiperakivite olan çocuklarda sosyal dayanıklılık: Ebeveyn ve öğretmen faktörleri. International Journal of SU-AY Development Association, 2(1), 17-24. https://izlik.org/JA84SX73PN
- Tuğlu, C., & Şahin, Ö. Ö. (2010). Erişkin Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu: Nörobiyoloji, Tanı Sorunları ve Klinik Özellikler. Psikiyatride Güncel Yaklaşımlar, 2(1), 75-116. https://izlik.org/JA38JT95YB


