”Tarantula yazdılar diye göğsümdeki yaftaya,
Tarantulaymış benim adım diyecek değilim.”
İsmet Özel, bana göre Türk Şiiri’nin insanın içinde bir şey uyandırmayı en iyi başaran şairidir. Of Not Being A Jew adlı şiirindeki iki satırıyla durup dururken bana birden ilham oluverdi. Benim de göğsümdeki yaftaya tarantula yazsalar ben de tabii ki benim adım tarantulaymış diyemem. Ama o yaftaya tarantula yazdıklarını bilmek ve onlara göre tarantula olduğumun farkında olarak yaşamak epey çetrefilli gözüküyor. Benlik kuramlarına İsmet Özel’in şiirindeki bir göz kırpışından metafor bulmak tabii ki bana yakışırdı. Gelelim benlik kuramlarına…
Benlikle ilgili yapılmış çalışmalar William James’in sınıflandırmalarından bahsetmeden yapılamamakla birlikte benlikle ilgili çalışmaların ilk adımını yapan kişinin de James olduğunu söyleyebiliriz. James’in bilen ve bilinen ben kavramsallaştırmasını açıklayacak olursak, bilen ben eylemi yapan ve özne olan benlik iken, bilinen ben ise eylemin konusu olan nesne benliktir. Başkalarının gözünde nasıl bilindiğimiz hakkında düşüncelerimizin söz konusu olan nesne benlik, bilinen bendir diyebiliriz. Özne benlik ise diğerlerinden farklı bir varoluşta olduğunun farkında olarak eylemi yapan, bilen ben olmamızı sağlayan benliktir. James eserinde ayrıca 4 benlik türü olduğunu; sosyal, ruhsal ve maddesel benliğin bilen benliğe ait olduğunu, saf egonun ise bilinen bene ait olduğunu anlatır. Materyal benlik; bedenimiz ve fiziksel varlığımızı ve devamında bize ait olan eşyalar, unvanlarımız, akrabalarımız ve ailelerimizi tanımlar. Ruhsal benlik; kişisel özelliklerimiz, düşüncelerimiz, tutumlarımız, isteklerimizi, ahlaki hassasiyetimizi temsil eder. Sosyal benlik; başkaları tarafından nasıl algılandığımızdır ve ünlü, onurlu, gururlu olma isteği ve adımıza eklenen bazı sıfatların pek çoğuyla ilgilidir. Saf ego olarak tanımladığı ve bilinen ben’e ait olduğunu söylediği ise kendi kendine düşünen kısmıdır. James gelecekte başarılı bir benlik oluşturmak için gelecekteki olası benliklerdeki bazı başarısızlıkların denemeye devam edilmesi durumunda başarıya ulaşarak gelecekteki bir noktada başarılı benlik kurulumuna ulaştıracağı konusunda anlatımı vardır (James, 1950).
Olası benliklerle ilgili anlatım bizleri Haggins’in (1987) benlik kuramına götürebilir. Ona göre benlik; gerçek, ideal ve olması gereken şekilde 3 boyutludur. Gerçek benlik, kişinin mevcut durumda olduğunu düşündüğü benliğidir. İdeal benlik; olmasını istediği ve kavuşmayı beklediğini kurguladığı benliğidir. Olması gereken benlik ise olması gerektiğine inandığı benliktir. Gerçek benlik ve ideal benlik arasındaki fark uçurum haline geldiğinde ve aynı şekilde kişinin hayatındaki diğer kişilerin kişide olmasını beklediği ideal benlik ile kişinin asıl/mevcut benliği arasındaki fark uçurum haline gelirse korku, huzursuzluk gibi durumlar ortaya çıkabilmektedir.
Kavramsal haritayı yeterince karmaşıklaştırmışken daha da fazla karmaşıklaştırmamak adına kaynakça kısmını kabartmak mümkün olsa da okuyucuda kafa karışıklığı yaşatmak istemediğimden cümlelerime daha fazla kaynak eklemeden devam edeceğim. Literatürde benlik kuramlarıyla ilgili çok çeşitli deneysel araştırma, kitap incelemesi ve makale incelemesi bulunmakta ancak ben İsmet Özel’in şiirinde bana gün aşırı üzerine düşünme yaptıran o iki satırdan devam edeceğim. ‘’Tarantula yazdılar diye göğsümdeki yaftaya, tarantulaymış benim adım diyecek değilim.’’ İsmet Özel, eminim ki psikoloji literatüründen de okumalar yapmıştır ancak benim kafamı karıştıran olağanüstülük de tam bu iddiada başlıyor. Hepimiz zaman zaman diğerlerinin bizim hakkımızda ne düşündüğü ile ilgili, diğerlerinin gözünde nasıl biri olarak var olduğumuzla ilgili düşünerek bir çıkmaza sürükleniyor olabiliriz. Üstelik benim yaşlarımdayken, hele hele yetişkinliğin ergenliği olarak tarif edebileceğimiz bu genç yetişkinlik zamanlarında bir de gerçek benliğimizle ideal benliğimiz arasında mekikler dokuyorken… İsmet Özel bu şiiri kaç yaşında yazdı bilmiyorum, ancak hangi yaşımda benim yaftama tarantula yazdıklarında bunu inkar edebilecek özgüvene ve farkındalığa ulaşacağıma yönelik merakımı dindiremiyorum. Kendi kurduğu benlik kavramına saygısını, herkes onun adına farklı biriymiş gibi düşünse dahi bulanıklaştırmayan birinin dahiyane satırları bunlar çünkü. Kişinin haklı şekilde kendinden eminliği kadar gıpta edilecek bir şey yok gibi gözüküyor, en azından benim için, şimdilik…
Peki düşündüğümüzde gerçek benliğimiz ile ideal benliğimiz arasındaki farkı kapatmak için, en azından o uçurumda sürüklenmeyecek dereceye kendimizi getirmek için yapabileceğimiz şeyler var. Kendimizi geliştireceğimiz yollar edinmek, kendimizin mihenk taşlarını ortaya koymak, neyi yapıp neyi yapamadığımızı bilmek, yapabileceklerimiz hakkındaki olağanüstü iddialarla yapamadıklarımızı fark ettiğimiz andaki bilişsel çelişkinin yarattığı acıyla yüzleşerek sonrasındaki farkındalığın tadını çıkarmak, daima çalışmak, daima bir bitenin üzerine yeni bir hedef koymak ancak ulaştıklarının takdirini kendine borç bilmek…
Fakat bir dakika, diğerlerinin bizde olmasını beklediği ideal benlik ile bizim asıl benliğimiz arasındaki uçurumca farkı kapatmak için yapabileceğimiz bir şey var mı? Gerçekten! Var mı? Bahsettiğim insanların kalbini kırmaktan hayıflanmayan, onları üzdükten sonra pişman olmayan, özür dilemeyen ve kalplerindeki aklığa düşen siyah bir noktayla hiç savaşmayan insanlar olmakla gurur duymanız değil elbette. Bahsettiğim, hürce varoluşunuza takılan çelmelere karşı dik durabilmeniz. Evet, işte bu İsmet Özelce bir dik duruş olurdu. Çünkü kendi halindeyken sevilmenin bir kere tadına varanlar, sırf sevdikleri insanlar diye kendilerinde hak görüp bizlere direttikleri ideal adındaki giysilerin içine kendilerini asla sığdıramazlar. Sizleri bir ideale sığdırmayı aklından geçirmeyen sevdiklerinizle uzun bir ömür geçirmeniz dileğiyle, esenlikler efendim…
Kaynakça
- Higgins, E. T. (1987). Self-discrepancy: A theory relating self and affect. Psychological Review, Vol 94(3), pp. 319-340
- James, W. (1950). The Principles of psychology. Vol 1. Reprint Edition, Dover Publications.

