Ânı yaşamak insan için zordur. Özellikle, günümüzdeki sosyal medya çağında. Herkesin bir trene yetişmeye çalıştığı gibi çekmek için çabaladığımız viral videolar çağında. Artık popüler kültür kavramı kendisini her an hatırlatmak ister gibi hep elimizde, taşıdığımız telefonlarda. Sanki sürekli bizim ne kadar yetersiz olduğumuzu hissettirmek ister gibi…
Bunun çözümü var mı peki? Ne yapacağız, sosyal medya kullanmayalım mı ya da her şeyden izole olup Ege’de bir köye mi yerleşsek? Bilmiyorum. İlk defa, herhangi bir kitap veya makale okumadan bir yazı yayınlıyorum sanırım. Sadece düşüncelerimi yazıyorum. Sonuçları kesinleşmiş veriler yok elimde, yalnızca bir süredir kafamı kurcalayan konulardan bahsediyorum. Üniversiteyi yarılamış ve kariyeri için hem tatlı bir heyecan hem de kaygı duyan sıradan bir genç olarak, yaşadığımız çağda “Ânı nasıl yaşayabilirim?” sorusu zaman zaman epey kurcalıyor kafamı. Kafamda yer edinmiş bu soruyu, kendi içimde cevaplandırabilmek için bazı kavramların peşine düştüm tabii.
Bu kavramlardan ilki, huzurdu. “Anı nasıl yaşayabilirim?” sorusuna cevap ararken aklıma gelen belki de ilk kavramdı. Etimolojiye de biraz ilgim olduğundan olsa gerek, eki kökü neymiş baktım hemen. Meğer huzur, hazır olmaktan geliyormuş. Doğrusu hiç de aradığımı bulamadım orada. Huzur; yaz mevsiminde, deniz kenarında tuzlu tuzlu oturup buzlu içecek yudumlamak, üstüne bir de bu anı fotoğraflayıp sosyal medyada paylaşmak değil miydi? Hazır olmak. Yani başarıya, başarısızlığa her an hazır olmak. Bunu öğrenince, ilk başta şaşırsam da sonrasında bu kelime benim için daha büyük bir anlam kazandı. Tüm özel günlerde, sağlıktan sonra paradan önce dilediğimiz huzur, meğer yaşamdaki her şeye hazırlıklı olmak demekmiş.
Geçmiş veya geleceğimiz ne olacak peki? İnsan ânı yaşayayım derken bunları nasıl yok sayabilir ki? Geçmişimiz, bizi bugüne getiren ve olduğumuz kişi olmamızı sağlayan zaman dilimi. Ancak, olduğumuz kişiden sonrası için bir sorumluluğu yok. Geleceğimiz ise hedefler koyup planlar yaptığımız ama çoğunlukla onların gerçekleşmediği bir diğer zaman dilimi. Şu an ise ikisinin arasında resmen sıkışmış, zamanın belki de en kıymetli parçası. Yani bakıldığında, ikisi için de yükümlülüğü yok ve biz hep şu anın içindeyiz. Zaman kavramı hakkında konuşurken her şey baya karışıyor. Ne dese yanlış veya eksik gibi geliyor insana. Bu da normal bence çünkü uğruna ne teoriler düşünülmüş ve bugün adını söylesek oturuşumuzu düzeltmek isteyeceğimiz insanlar çalışmış zaman hakkında. Benimki sadece belki de can sıkıntısından düşündüklerim.
Şimdi tüm bu bilgilerle bakınca, huzur şüphesiz şu anın en kıymetli dileği ve gerçeği. Ancak geçmiş ve gelecek ise insanın çok kafa yorup da şu anını zehir etmemesi gereken zaman dilimleri gibi görünüyor. Yani, geçmişten ders çıkaralım gelecek için de hedef koyalım ama aşırı kasmanın da mânâsı yok galiba. En azından benim şu an için bulduğum çözümler bunlar. Her şey yaşanabiliyor çünkü yaşamda. Çok başarılı olduğumuzu veya olacağımızı düşündüğümüzde her şey tepetaklak gelebiliyor veya kendimizi başarısız görüyoruz ama bir anda iyi bir fırsat çıkıyor karşımıza ve her şey değişiyor. Kendimize, başkalarının gözünden bakmayı öğrenebiliyoruz. Bakınca, her şey birçok paradigmanın aynı anda çalışması sonucunda oluşuyor. Bazen bazı şeyler bizim elimizde olmuyor.
Şimdilik bu soruya kendi içimde bulduğum cevaplar bunlar. Umarım okumanız zihninizde bir kapıyı açmış veya aralamıştır. Belki sizin de başka cevaplarınız vardır. Bu soruya sorulacak başka sorularınız da olabilir. Paylaşırsanız sevinirim, buraya kadar okuduysanız teşekkür ederim.


