Çarşamba, Ekim 7, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Asılı Yaşamak

Uzaktan bakan biri yüksek standartlarla yaşayan insanı iplere bağlı bir kukla sanır, oysa ipler o kişinin bileklerine değil ellerine bağlıdır: kukla o değildir, kuklayı tutan odur. Yıllardır hırslı, titiz, kendinden emin diye izlenen şey aslında bir insanın kendi elleriyle oynattığı bir figürdür ve o insan figürün her hareketini kendi bedeninde hisseder.

Kukla önce bir voodoo bebeği gibi çalışır, çünkü onu tutan kişi kendini onunla bir sanır: kuklanın kolu büküldüğünde kendi kolu ağrır, kukla tökezlediğinde kendisi yere düşmüş gibi utanır ve aradaki mesafe görünmediği sürece kuklaya olan her şey ona olmuş sayılır.

Bu bebeğin tuhaf bir asimetrisi vardır: övgü kuklaya değer, eleştiri ise doğrudan ele. Biri yapılan işi beğendiğinde o beğeni figürün üstünde kalır ve onu tutan kişiye pek ulaşmaz, çünkü o, alkışlanan şeyin kendisi değil gösteri olduğunu bilir; ama en küçük bir eleştiri ipten aşağı inmeden tahtadan geçip parmaklara kadar gelir ve orada günlerce kalır. Öz değer bu yüzden sabit bir zemin değil, her gösteriyle yeniden verilen bir nottur ve o kişi kendini ancak son gösterisi kadar iyi hisseder.

Elindeki tahtadan sarkan iplerden biri daha eskidir ve daha derine bağlıdır: yaşıtlarından geride olduğuna, onlar kadar yetenekli olmadığına, er ya da geç mutlaka yetmeyeceğine dair taşıdığı sessiz bir kanaat. Bu kanaat bir koşula bağlı değildir ve ne yapılırsa yapılsın yerinde durur, çünkü bir davranıştan değil, çok erken yaşta kendisi hakkında öğrenilmiş bir şeyden gelir.

Öteki ip sonradan takılmıştır ve aslında birinciye verilmiş bir cevaptır: yetersizliği görünmez kılmanın tek yolu her şeyi kusursuz yapmaksa, ölçü hep en yukarıda tutulmalıdır. Birinci ipin taşıdığı cümle “yetmiyorum”dur, ikincininki “o hâlde eksiksiz olmalıyım”, ve dışarıdan hırs gibi görünen o titizlik, alttaki kanaatin üstüne çekilmiş bir örtüdür.

İki ip birbirini tam da bu yüzden tamamlar, çünkü yüksek ölçü yetersizlik duygusunu çözmek için kurulmuştur ama onu yalnızca besler: ulaşılamayacak yüksekliğe asılan her hedef sonunda “yetmedi” sonucunu verir, o sonuç alttaki kanaati bir kez daha doğrular ve doğrulanan kanaat bir sonraki hedefi biraz daha yukarı asmayı ister. Kusursuzluk çabası kanaati beslerken kanaat de kusursuzluk ihtiyacını büyütür ve döngünün iki ucu birbirinden güç alarak yıllarca ayakta kalır.

Aynı el her zaman aynı biçimde çekmez. Bazı günler ipleri sonuna kadar gerer ve bir işi her yönüyle kavramadan, her ayrıntısını denetlemeden elinden bırakamaz; bazı günler tahtayı hiç kaldırmaz ve değerlendirilebileceği her durumdan uzak durur; bazı günlerse tam tersine savrulur ve ölçüyü hiç umursamıyormuş gibi davranır, çünkü hiç denemeyen biri yetmediğini öğrenmek zorunda kalmaz. Dışarıdan birbirine zıt üç insan gibi görünen bu hâller aynı tahtayı tutmanın üç ayrı yoludur ve üçü de aynı kanaate dokunmamak için vardır.

Buna bir ad vereyim: asılı yaşamak. Asılı yaşamak, bir insanın elinde tuttuğu figürle kendisi arasındaki mesafeyi kaybettiği için kuklanın havada kalışını kendi hayatı sandığı duruştur; ipler bir yandan yukarı, öbür yandan aşağı çektikçe kukla zemine hiç değmez ve onu tutan kişi de yere bastığını bir türlü hissedemez.

İpleri bağlayan o değildi. Kabulün başarıya bağlandığı, iyi bir notun övgüden çok bir sonraki beklentiyi getirdiği, eksiğin tamamdan daha çok görüldüğü ve sıradan bir hatanın küçük bir felaket gibi karşılandığı bir evde, tahta çocuğun eline o kadar erken verilir ki çocuk onu tuttuğunu bile fark etmez, ve kuklayı kusursuz oynatmak o evde gerçekten sevgi getirdiği için bu öğrenme o gün için yanlış değildir. O evdeki yetişkinler de çoğu zaman aynı tahtayı kendi çocukluklarından devralmışlardır ve verdikleri şeyi sevgi sandıkları için verirler.

Bu iplerin en sinsi yanı, her zaman sert bir sesle bağlanmamalarıdır. Yalnızca başarıldığında gelen bir sarılma, karne iyi olduğunda yumuşayan bir bakış, ödül olarak verilen bir “aferin” de bir iptir, hem de en sağlam olanlardan biri, çünkü çocuk onu ceza olarak değil sevgi olarak tanır ve sevgiye bağlı bir ipi kesmeyi kimse kolay kolay düşünmez. Böyle büyüyen bir çocuk beklenen davranışı gerçekten sergiler, ama bunu bir seçimle değil içeriden gelen bir zorunluluk duygusuyla yapar, ve dışarıdan istekli bir çalışkanlık gibi görünen o hâlin içinde hep bir borç ödenmektedir.

Bu tahta tek bir evin icadı da değildir. Rekabetin, karşılaştırmanın ve başarı baskısının giderek arttığı bir dünyada son kuşakların ebeveynlerinden algıladığı beklenti ve eleştiri de yıllar içinde artmıştır, ve bir aile çocuğuna bu ipleri bağlarken çoğu zaman kendi korkusunu, çocuğunun bu dünyada geride kalacağı korkusunu bağlar.

Yetişkinlikte ise aynı ipler başka bir iş görmeye başlar. Her işi eksiksiz kavramak ve her ayrıntıyı denetlemek gerektiğinde zaman hiç yetmez, zamanın yetmediği yerde yılgınlık gelir ve yılgınlığın ardından o tuhaf donma başlar: işe başlayamamak, sonraya bırakmak, başlanmış bir şeyi yarıda bırakmak. Dışarıdan tembellik sanılan bu donma aslında tersidir, çünkü başlanmamış bir iş henüz başarısız olamaz ve o kişi ertelediği sürece alttaki kanaatle yüz yüze gelmekten korunur.

Donmayı yaratan çoğu zaman yukarıdaki ip değil, aşağıdakidir: yüksek hedefler kendi başına insanı genellikle harekete geçirir, işi durduran şey o hedeflerin altında bekleyen eksiklik korkusu ve olduğu kişiyle olması gereken kişi arasındaki o hiç kapanmayan mesafedir. Tahtayı tutan el iki ipi aynı anda sonuna kadar çektiğinde kukla kıpırdamaz, olduğu yerde titrer, ve günde on sekiz saat çalışmakla hiç başlayamamak arasında gidip gelen bir hayat o titremenin ta kendisidir.

Çocuklukta bu iplerin bir karşılığı vardı, bugün yoktur. Eksiği soran ses çoktan susmuştur ama el hâlâ aynı eski tahtayı sıkar ve ipler artık kabul satın almaz, yalnızca bedel keser: kendine yapılan baskı arttıkça verim düşer, bir saatlik iş dört saate yayılır, dinlenmek ancak hastalanınca suçluluk duymadan mümkün olur ve yorgunluk yavaş yavaş tükenmişliğe döner. Bir zamanlar çocuğu koruyan savunma bugün yetişkini korumaz, onu tam da kaçtığı şeyin, yetişememenin ve geride kalmanın içine iter.

Bedel yalnızca işte kesilmez. Yakınlık kusurların görünmesini gerektirir ve kusurunu saklamak üzerine kurulmuş bir hayat yakınlığa ancak belli bir mesafeden izin verebilir; o kişi sevilmeyi de bir gösteri gibi yaşar, bir ilişkide bile ne kadar iyi bir partner, ne kadar iyi bir arkadaş olduğunun notunu tutar ve en yakınının yanında bile tahtayı elinden bırakamaz. Kendisi için yardım aradığı odada bile aynı şey olur: iyileşmeyi de bir ödev gibi yapmaya çalışır, iyi bir danışan olup olmadığını merak eder ve ipleri gevşetmeye geldiği yerde bile ipleri sıkı tutar.

Bunların hiçbiri kibir ya da zayıflık değildir ve ipleri bağlayanın o olmadığı gerçeği değişmez. Ama tahta artık onun elindedir, ve yıllarca kendini kukla sanmış biri için bu hem en ağır hem en özgürleştirici bilgidir: ipleri bağlamak onun seçimi değildi, kesmek ise onun elindedir.

Kesmenin bir yası vardır, çünkü kesilen ipler yıllarca alkış toplamış bir gösteriyi taşıyordu; o kişi yalnızca bir yükü değil, kim olduğunu bugüne kadar tanımlamış bir duruşu da bırakır ve bu bırakışın acısı kaybedilmiş bir şeyin değil, çok pahalıya ödenmiş bir şeyin yasıdır.

Kesmek kuklayı atmak değildir. O kişinin yıllar içinde kazandığı ustalık, dikkat ve emeğe duyduğu saygı yerinde kalır, giden yalnızca zorunluluktur; yüksek hedefler kendi başına bir yük değildir, çoğu zaman insanı ileri bile taşır, insanı yoran ve donduran şey o hedeflerin altında bekleyen eksiklik korkusudur. İplerin en çok gevşeyeni de çoğu zaman tam olarak o korkudur, ve bu, yıllarca kendini yüksek standartlarının esiri sanmış biri için şaşırtıcı bir haberdir: ölçü yerinde kalabilir, korku gidebilir.

İpler çoğu zaman tek seferde değil, birer birer kesilir: dördüncü kez okunmadan gönderilen bir e-posta, “yeterince iyi” diye teslim edilen bir iş, hastalanmadan verilen bir mola. Her kesilen iple kukla biraz daha aşağı iner ve onu tutan kişi bir gün, kuklanın ayakları zemine değdiğinde, kendi ayaklarının da yıllardır orada durduğunu fark eder.

Kaynakça

  • Assor, A., Kanat-Maymon, Y. ve Roth, G. (2013). Parental conditional regard: Psychological costs and antecedents. Human Motivation and Interpersonal Relationships içinde (s. 215–237). Springer. https://doi.org/10.1007/978-94-017-8542-6_10
  • Assor, A., Roth, G. ve Deci, E. L. (2004). The emotional costs of parents' conditional regard: A self-determination theory analysis. Journal of Personality, 72(1), 47–88. https://doi.org/10.1111/j.0022-3506.2004.00256.x
  • Curran, T. ve Hill, A. P. (2022). Young people's perceptions of their parents' expectations and criticism are increasing over time: Implications for perfectionism. Psychological Bulletin, 148(1-2), 107–128. https://doi.org/10.1037/bul0000347
  • Galloway, R., Watson, H., Greene, D., Shafran, R. ve Egan, S. J. (2022). The efficacy of randomised controlled trials of cognitive behaviour therapy for perfectionism: A systematic review and meta-analysis. Cognitive Behaviour Therapy, 51(2), 170–184. https://doi.org/10.1080/16506073.2021.1952302
  • Hill, A. P. ve Curran, T. (2016). Multidimensional perfectionism and burnout: A meta-analysis. Personality and Social Psychology Review, 20(3), 269–288. https://doi.org/10.1177/1088868315596286
  • Köse-Karaca, B. ve Gürsoy, M. (2019). Mükemmeliyetçiliği şema terapiyle ele almak: Bir vaka üzerinden anlatım. AYNA Klinik Psikoloji Dergisi, 6(3), 312–333. https://doi.org/10.31682/ayna.558846
  • Sirois, F. M., Molnar, D. S. ve Hirsch, J. K. (2017). A meta-analytic and conceptual update on the associations between procrastination and multidimensional perfectionism. European Journal of Personality, 31(2), 137–159. https://doi.org/10.1002/per.2098
  • Young, J. E., Klosko, J. S. ve Weishaar, M. E. (2003). Schema therapy: A practitioner's guide. Guilford Press.
Sarp Yağız Çelikel
Sarp Yağız Çelikel
Varşova Üniversitesi PACLab’da araştırmacı ve klinisyen. Şema Terapi ve ACT modalitelerinde bireysel psikoterapi pratiğini sürdürmektedir. Self in Context podcast sunucusu; sosyal medyada Türkçe/İngilizce psikoloji içerikleri üretmektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar