Cuma, Ekim 2, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Birlikte Yaşamak Yetmez: İlişkilerde Görülmek, Duyulmak ve Anlaşılmak

Çift terapisi görüşmelerinde zaman zaman buna benzer bir cümleyle başlayan hikâyeler dinliyorum. Ardından başka cümleler geliyor:

“Beni anlamıyor.”

“Ne söylesem kavga çıkıyor.”

“Artık aynı evde iki yabancı gibiyiz.”

“Ben konuşmaya çalışıyorum, o susuyor.”

“Onunla konuşmaktan yoruldum.”

“Beni sevdiğini biliyorum ama bunu hissetmiyorum.”

Aslında bu cümlelerin her biri farklı bir ilişkinin hikâyesi gibi görünse de çoğu zaman aynı temel ihtiyaca işaret ediyor: İnsan, yakın olduğu kişi tarafından görülmek, duyulmak ve duygusal olarak anlaşılmak istiyor.

Çift ilişkileri yalnızca aynı evi, aynı bütçeyi, aynı sosyal çevreyi veya aynı yaşam planını paylaşmak değildir. Bir ilişkiyi ilişki yapan şey, iki insanın birbirinin iç dünyasına ne ölçüde ulaşabildiğidir.

Bu nedenle çift terapisine yalnızca “ilişkimiz kötü gidiyor” şeklinde bakmak eksik kalır. Çift terapisi, çoğu zaman ilişkinin görünen probleminin altında bulunan daha derin iletişim ve duygusal bağ örüntülerini anlamaya yönelik bir süreçtir.

Araştırmalar da çift terapisinin ilişki doyumu, iletişim, duygusal yakınlık ve partner davranışları gibi çeşitli alanlarda olumlu sonuçlarla ilişkili olduğunu göstermektedir. 2020 yılında yayımlanan geniş kapsamlı bir meta-analizde, 58 çalışmadan ve 2.092 çiftten elde edilen bulgular çift terapisinin ilişki doyumunda anlamlı ve büyük düzeyde değişim sağlayabildiğini göstermiştir (Roddy et al., 2020).

İlişkiler neden çatışma alanına dönüşüyor?

Bir ilişkinin başlangıcında çoğu insan partnerinin iyi taraflarına daha fazla odaklanır. Birbirimizi tanımaya çalışırken farklılıkları ilginç, hatta zaman zaman çekici bulabiliriz.

Fakat ilişkinin ilerleyen dönemlerinde aynı farklılıklar çatışmanın kaynağı hâline gelebilir.

Bir taraf düzen ister, diğeri daha esnek yaşamak ister.

Biri sorun olduğunda konuşarak çözmek ister, diğeri biraz uzaklaşmaya ihtiyaç duyar.

Biri sevgisini sözcüklerle ifade eder, diğeri davranışlarıyla göstermeyi tercih eder.

Biri birlikte zaman geçirmeyi yakınlığın göstergesi olarak görürken diğeri kişisel alan ihtiyacını korumak isteyebilir.

Burada önemli olan farklılıkların varlığı değildir.

Asıl sorun, farklılıklarla nasıl başa çıkıldığıdır.

Çünkü çiftler çoğu zaman yaşadıkları problemin kendisiyle değil, problem karşısında geliştirdikleri iletişim biçimiyle yıpranırlar.

Örneğin bir eş “Benimle hiç ilgilenmiyorsun.” dediğinde diğer eş bunu bir ihtiyaç ifadesi olarak değil, bir saldırı olarak algılayabilir.

“Sen de sürekli şikâyet ediyorsun.” şeklinde cevap verir.

İlk kişi daha fazla açıklama yapmaya başlar.

Diğeri daha fazla savunmaya geçer.

Bir süre sonra konuşulan konu artık başlangıçtaki problem değildir.

Tartışmanın kendisi ilişkinin temel problemi hâline gelir.

Tartışmanın altında çoğu zaman başka bir hikâye vardır.

Çift terapisinde yalnızca çiftin ne hakkında tartıştığına bakmak yeterli değildir.

Nasıl tartıştıkları ve tartışırken hangi duygusal ihtiyacın harekete geçtiği de önemlidir.

Örneğin:

“Sen hiç benim yanımda değilsin.” cümlesinin altında, “Zorlandığımda bana destek olmanı istiyorum.” ihtiyacı olabilir.

“Sen zaten beni hiç önemsemiyorsun.” cümlesinin altında, “Benim için önemli olduğumu hissetmek istiyorum.” duygusu bulunabilir.

“Ne yaparsam yapayım seni memnun edemiyorum.” ifadesinin altında ise, “Yetersiz olduğumu hissetmekten korkuyorum.” duygusu olabilir.

Bu nedenle çift terapisi yalnızca davranışları değiştirmeye değil, davranışların altında bulunan duygusal süreçleri anlamaya da odaklanabilir.

Özellikle duygusal odaklı yaklaşımlar, çiftlerin birbirleriyle kurdukları bağın niteliğine ve temel duygusal ihtiyaçlarına önem verir. Duygusal Odaklı Çift Terapisi üzerine yapılan araştırmalar, bu yaklaşımın ilişki doyumunu artırmada etkili olabileceğine ilişkin bulgular sunmaktadır (Beasley & Ager, 2019).

“Beni dinlemiyor” mu, yoksa “Beni duymuyor” mu?

Günümüzde çiftlerin en sık yaşadığı sorunlardan biri iletişim eksikliği olarak ifade ediliyor.

Ancak iletişim yalnızca konuşmak değildir.

Bir kişi uzun uzun konuşabilir ve karşısındaki onu hiç duymayabilir.

Çünkü duymak ile dinlemek aynı şey değildir.

Dinlemek; yalnızca partnerin cümlesinin bitmesini beklemek değildir. Onun ne hissettiğini, neye ihtiyaç duyduğunu ve söylediklerinin kendisi açısından ne anlam taşıdığını anlamaya çalışmaktır.

Özellikle çatışma sırasında insanların dinleme kapasitesi azalabilir. Kişi karşı tarafın cümlesini anlamaya çalışmak yerine kendi vereceği cevabı düşünmeye başlayabilir.

“Birazdan ona ne söyleyeceğim?”

“Bunun cevabını vermem lazım.”

“Benim de söyleyeceklerim var.”

Bu noktada iletişim karşılıklı bir paylaşım olmaktan çıkar ve iki kişinin sırayla savunma yaptığı bir mücadeleye dönüşür.

Araştırmalar, ilişki doyumu ile iletişim kalitesi arasında önemli bir ilişki bulunduğunu ortaya koymaktadır. Bununla birlikte iletişimin yalnızca ilişkinin sonucu mu, yoksa aynı zamanda nedeni mi olduğu konusunda ilişkinin karşılıklı ve dinamik yapısını dikkate almak gerekir (Lavner et al., 2016).

İlişkilerin sessiz düşmanı: Eleştiri, küçümseme, savunma ve geri çekilme

Çift ilişkileri üzerine yapılan araştırmalarda bazı iletişim örüntülerinin ilişki açısından özellikle yıpratıcı olduğu görülmektedir.

John Gottman’ın çalışmalarında öne çıkan dört iletişim örüntüsü; eleştiri, küçümseme, savunmacılık ve duvar örme/iletişimden geri çekilme olarak ele alınmaktadır. (The Gottman Institute)

Burada önemli bir ayrım yapmak gerekir.

“Bu davranışı yaptığında kendimi yalnız hissediyorum.” ile “Sen zaten bencilsin.” aynı şey değildir.

İlk cümle yaşanan davranışı ve kişinin kendi duygusunu anlatırken, ikinci cümle doğrudan kişinin karakterine saldırır.

İlişkilerde sorun yaşamak kaçınılmaz olabilir.

Fakat partnerin kişiliğini hedef almak, küçümsemek veya aşağılamak ilişkinin güven duygusunu ciddi biçimde zedeleyebilir.

Benzer biçimde savunmacılık da çatışmayı büyütebilir.

“Ben hiçbir şey yapmadım.”

“Sen de aynısını yapıyorsun.”

“Bütün suç bende mi?”

gibi cevaplar kişinin kendisini koruma çabasının bir sonucu olabilir. Ancak bu tür tepkiler karşı tarafın duyulduğu hissini daha da azaltabilir.

Bir başka örüntü ise tamamen geri çekilmektir.

Partner konuşurken telefonu eline almak, başka bir işle ilgilenmek, konuşmayı kesmek veya fiziksel olarak ortamdan uzaklaşmak kısa vadede tartışmayı durdurabilir.

Ancak sorun çözülmediyse, sessizlik zaman içinde yeni bir çatışma alanına dönüşebilir.

Her tartışma ilişkinin kötü olduğu anlamına gelmez.

Toplumda zaman zaman sağlıklı ilişkinin hiç tartışılmayan ilişki olduğu düşünülür.

Oysa iki farklı insanın aynı evde, aynı hayatın içinde yaşarken hiçbir konuda anlaşmazlık yaşamaması gerçekçi bir beklenti değildir.

İlişkilerde farklılıklar olacaktır.

Önemli olan çatışmanın varlığı değil, çatışmanın ilişkiye nasıl taşındığıdır.

Bazı problemler çözülebilir.

Bazıları ise ilişkinin doğal bir parçası olan farklılıklarla ilgilidir.

Gottman’ın araştırmaları da çiftlerin yaşadığı sorunların önemli bir bölümünün tamamen ortadan kaldırılmasından ziyade yönetilmesi gereken, süreklilik gösteren farklılıklardan oluşabileceğine dikkat çekmektedir. (The Gottman Institute)

Bu nedenle çift terapisinde her zaman “Sorunu tamamen ortadan kaldıralım.” hedefi bulunmayabilir.

Bazen daha gerçekçi hedef şudur:

“Aynı konuda farklı düşünürken birbirimize zarar vermeden nasıl birlikte kalabiliriz?”

Bu, özellikle para kullanımı, ailelerle ilişkiler, çocuk yetiştirme, sosyal yaşam, kişisel alan ve yaşam tarzı gibi konularda önemli bir bakış açısıdır.

Çift terapisi ne zaman düşünülmeli?

Çiftlerin terapiye başvurmak için ilişkinin tamamen kopmasını beklemesi gerekmez.

Aksine, sorunlar kronikleşmeden profesyonel destek almak çoğu zaman daha işlevsel olabilir.

Şu durumlar uzun süredir devam ediyorsa çift terapisi düşünülebilir:

Aynı tartışmaların tekrar tekrar yaşanması,

Konuşmaların kısa sürede kavgaya dönüşmesi,

Birbirini dinleyememe,

Duygusal uzaklaşma,

Güven problemleri,

Aldatma sonrasında ilişkinin yeniden yapılandırılması,

Cinsel yaşamla ilgili sorunlar,

Ebeveynlik konusunda ciddi anlaşmazlıklar,

Para ve ekonomik sorumluluklarla ilgili çatışmalar,

Ailelerin ilişkiye yoğun biçimde müdahil olması,

Sürekli eleştirme veya küçümseme,

Bir tarafın sürekli konuşup diğer tarafın sürekli geri çekilmesi,

“Artık hiçbir şey değişmez.” düşüncesinin yerleşmesi.

Ancak burada önemli bir noktanın altını çizmek gerekir:

Her ilişki problemi çift terapisiyle çözülebilecek bir iletişim problemi değildir.

Özellikle şiddet, tehdit, zorlayıcı kontrol veya ciddi güvenlik riski bulunan ilişkilerde standart çift terapisi yaklaşımının uygun olup olmadığı ayrıca değerlendirilmelidir.

Çünkü terapi odasında yalnızca “iletişimimizi nasıl düzeltiriz?” sorusunu sormadan önce, ilişkinin her iki kişi açısından da güvenli olup olmadığını değerlendirmek gerekir.

Çift terapisinde tek bir doğru yöntem yoktur.

Çift terapisi tek bir kurama veya tek bir tekniğe indirgenemez.

Klinik uygulamada farklı kuramsal yaklaşımlar kullanılmaktadır.

Duygusal Odaklı Çift Terapisi, bağlanma ihtiyaçları, duygular ve ilişkisel bağ üzerinden çalışır.

Bilişsel-Davranışçı Çift Terapisi, ilişki içindeki düşünce, duygu ve davranış örüntülerine; iletişim ve problem çözme becerilerine odaklanabilir.

Bütünleştirici Davranışçı Çift Terapisi, çiftlerin değiştirmekte zorlandıkları özellikleri kabul etmelerini ve daha işlevsel davranış örüntüleri geliştirmelerini hedefler.

Gottman yaklaşımı ise arkadaşlık, çatışma yönetimi, duygusal bağ ve ilişki içinde olumlu etkileşimlerin güçlendirilmesi gibi alanlara önem verir.

Araştırmalar farklı çift terapisi modellerinin ilişki sıkıntısını azaltmada etkili olabildiğini göstermektedir. 2019 yılında yayımlanan bir meta-analiz, davranışçı çift terapisi ve duygusal odaklı çift terapisi çalışmalarında tedavi sonrasında orta düzeyde olumlu etkiler bildirmiştir (Rathgeber et al., 2019).

Dolayısıyla terapi sürecinde önemli olan yalnızca “hangi yöntem?” sorusu değildir.

Hangi çift için, hangi sorun karşısında, hangi terapötik yaklaşımın ve hangi müdahalelerin uygun olduğu değerlendirilmelidir.

İlişkilerde yalnızca sorunlara değil, iyi olana da bakmak.

Çift terapilerinde bazen önemli bir yanılgıyla karşılaşırız.

Çiftler ilişkiye dair yalnızca yanlış giden şeyleri konuşmaya başlar.

“Beni dinlemiyor.”

“Bana zaman ayırmıyor.”

“Beni anlamıyor.”

“Beni desteklemiyor.”

Bunların hepsi önemlidir.

Ancak ilişkinin yalnızca problemlerden oluşmadığını da hatırlamak gerekir.

Çiftin birbirine hâlâ gösterdiği küçük yakınlık davranışları nelerdir?

Birbirlerinin hangi özelliklerini takdir ediyorlar?

Birlikte ne yapmaktan hoşlanıyorlar?

Zor zamanlarda birbirlerine nasıl destek oluyorlar?

Birbirlerinde hâlâ neyi değerli buluyorlar?

İlişkinin güçlü taraflarını yeniden görünür hâle getirmek, yalnızca sorunları konuşmaktan daha dengeli bir yaklaşım sağlayabilir.

Çünkü ilişki yalnızca çatışmaların toplamı değildir.

İlişki, aynı zamanda iki insanın birbirine verdiği küçük ama sürekli mesajların toplamıdır.

Sevgi her zaman kendiliğinden yetmez.

Birbirini sevmek ilişkinin önemli bir parçasıdır.

Ama tek başına yeterli olmayabilir.

İnsanlar birbirlerini çok sevdikleri hâlde iletişim kurmakta zorlanabilir.

Birbirlerini önemsedikleri hâlde birbirlerini incitebilir.

Hatta bazen ilişkiyi kaybetmekten korktukları için daha fazla kontrol etmeye çalışabilirler.

Bu nedenle sağlıklı ilişki yalnızca “Seni seviyorum.” diyebilmek değil, aynı zamanda:

“Senin duygunu merak ediyorum.”

“Seni dinlemeye hazırım.”

“Burada benim de payım var.”

“Bu konuda senden farklı düşünüyorum ama seni küçümsemiyorum.”

“Şu anda çok öfkeliyim, biraz sakinleşip tekrar konuşalım.”

diyebilmektir.

Bunlar romantik ilişkinin gündelik hayat içerisindeki psikolojik yapı taşlarıdır.

Cinsellik de ilişkinin dışında değildir.

Çift terapisi konuşulurken cinselliğin ayrı bir konu olduğu düşünülebiliyor.

Oysa cinsel yakınlık, birçok çift için ilişkinin duygusal bağ, güven, iletişim ve beden algısıyla kesişen önemli alanlarından biridir.

Cinsel konuların konuşulamaması, ihtiyaçların ifade edilmemesi veya reddedilme korkusu çiftler arasında zaman içinde mesafe yaratabilir.

93 çalışmayı ve yaklaşık 38.500 kişiyi kapsayan bir meta-analiz, cinsel iletişimin hem ilişki doyumu hem de cinsel doyumla pozitif ilişkili olduğunu göstermiştir. Özellikle iletişimin kalitesinin, yalnızca ne sıklıkta konuşulduğundan daha güçlü bir ilişki gösterdiği bulunmuştur (Mallory, 2022).

Dolayısıyla çift terapisinde cinsel yaşam hakkında konuşmak, ilişkinin “özel alanına müdahale” etmek değil; gerekli olduğunda ilişkinin önemli bir boyutunu değerlendirmektir.

Çift terapisine gelmek başarısızlık değildir.

Belki de değiştirmemiz gereken en önemli düşüncelerden biri budur.

Çift terapisine gitmek: “İlişkimiz başarısız.” demek değildir.

Bazen tam tersine, “Bu ilişki benim için önemli ve onu daha sağlıklı hâle getirmek için yardım almaya hazırım.” demektir.

Araştırmalar çift terapilerinin ilişki doyumu ve ilişkisel işlevsellik üzerinde anlamlı yararlar sağlayabildiğini göstermektedir; ancak hiçbir terapi yönteminin her çift için aynı sonucu garanti etmediğini de unutmamak gerekir (Bradbury & Bodenmann, 2020; Roddy et al., 2020).

Terapi bir sihirli değnek değildir.

Terapist ilişkiyi çiftin yerine düzeltemez.

Değişim, çoğu zaman çiftin seans dışında da yeni iletişim biçimlerini deneyebilmesine bağlıdır.

Belki de asıl soru şu:

Bir ilişkide zaman zaman hepimiz haklı olabiliriz.

Ama haklı olmak ile ilişkiyi korumak aynı şey değildir.

Bazen haklı olduğumuzu kanıtlamaya çalışırken karşımızdaki insanın duygusunu kaçırabiliriz.

Bazen “Ben ne yaptım?” diye kendimizi savunurken partnerimizin “Ben yalnız kaldım.” mesajını duymayabiliriz.

Bazen de “O beni anlamıyor.” derken aslında onun da bizi anlamakta zorlandığını fark etmeyebiliriz.

Çift terapisi tam da bu noktada ilişkinin görünmeyen döngülerini görünür hâle getirmeyi amaçlar.

Çünkü çoğu zaman karşımızdaki insanla değil, aramızda oluşan döngüyle mücadele ederiz.

Ve belki de ilişkinin yeniden iyileşmeye başladığı an, iki kişinin birbirine şu soruyu sormaya başladığı andır:

“Sen haklı mısın, ben mi haklıyım?” yerine…

“Biz birbirimizi bu kadar incitmeden nasıl konuşabiliriz?”

İlişkiler kusursuz olmak zorunda değildir.

Fakat kırıldıktan sonra onarabilmek, uzaklaştıktan sonra yeniden yaklaşabilmek, konuşamadıktan sonra tekrar konuşabilmek ve bütün farklılıklara rağmen birbirinin dünyasına merakla bakabilmek mümkündür.

Çünkü sağlıklı ilişki, hiç çatışmanın olmadığı ilişki değildir.

Sağlıklı ilişki; çatışmanın içinde bile birbirinin insanlığını kaybetmemeyi başarabilen ilişkidir.

Ve bazen bir ilişkinin ihtiyacı olan şey daha fazla sevgi değil, sevgiyi karşı tarafa hissettirebilecek daha sağlıklı bir iletişim biçimidir.

Kaynakça

  • Beasley, C. C., & Ager, R. (2019). Emotionally focused couples therapy: A systematic review of its effectiveness over the past 19 years. Journal of Evidence-Based Social Work, 16(2), 144–159. https://doi.org/10.1080/23761407.2018.1563013 (PubMed)
  • Bradbury, T. N., & Bodenmann, G. (2020). Interventions for couples. Annual Review of Clinical Psychology, 16, 99–123. https://doi.org/10.1146/annurev-clinpsy-071519-020546 (PubMed)
  • Fischer, M. S., Baucom, D. H., & Cohen, M. J. (2016). Cognitive-behavioral couple therapies: Review of the evidence for the treatment of relationship distress, psychopathology, and chronic health conditions. Family Process, 55(3), 423–442. https://doi.org/10.1111/famp.12227 (PubMed)
  • Gottman Institute. (2026). The Four Horsemen: Criticism, contempt, defensiveness, and stonewalling. (The Gottman Institute)
  • Lavner, J. A., Karney, B. R., & Bradbury, T. N. (2016). Does couples’ communication predict marital satisfaction, or does marital satisfaction predict communication? Journal of Family Psychology, 30(3), 320–331. (PubMed Central (PMC))
  • Mallory, A. B. (2022). Dimensions of couples’ sexual communication, relationship satisfaction, and sexual satisfaction: A meta-analysis. Journal of Family Psychology. (PubMed Central (PMC))
  • Rathgeber, M., Bürkner, P.-C., Schiller, E.-M., & Holling, H. (2019). The efficacy of emotionally focused couples therapy and behavioral couples therapy: A meta-analysis. Journal of Marital and Family Therapy, 45(3), 447–463. https://doi.org/10.1111/jmft.12336 (PubMed)
  • Roddy, M. K., Walsh, L. M., Rothman, K., Hatch, S. G., & Doss, B. D. (2020). Meta-analysis of couple therapy: Effects across outcomes, designs, timeframes, and other moderators. Journal of Consulting and Clinical Psychology, 88(7), 583–596. https://doi.org/10.1037/ccp0000514 (PubMed)
  • Doss, B. D., Roddy, M. K., Wiebe, S. A., & Johnson, S. A. (2022). A review of the research during 2010–2019 on evidence-based treatments for couple relationship distress. Journal of Marital and Family Therapy. https://doi.org/10.1111/jmft.12552 (PubMed)
Baht Berrak İNALBARS
Baht Berrak İNALBARS
Uzm. Klinik Psikolog Baht Berrak İnalbars, lisans eğitimini Girne Amerikan Üniversitesi İngilizce Psikoloji Bölümü’nde, yüksek lisansını İstanbul Gelişim Üniversitesi Klinik Psikoloji Bölümü’nde tamamlamış; doktora eğitimine Kıbrıs İlim Üniversitesi’nde devam etmektedir. 2013 yılından bu yana bireylerin güçlü yönlerini ortaya çıkararak sorunlarla baş etme becerilerini geliştirmeyi ve daha mutlu, özgüvenli bir yaşam sürmelerine katkı sağlamayı amaçlamaktadır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar