İlişkide Kendin Olmayı Ne Zaman Bıraktın?
Bazen bir ilişkiyi sürdürmek için gösterdiğimiz çaba, fark etmeden kendi benliğimizden uzaklaşmamıza neden olur.
Romantik ilişkiler çoğu zaman iki insanın birbirini tanıma hikâyesi olarak anlatılır. Oysa her ilişkinin sessizce ilerleyen ikinci bir hikâyesi daha vardır: Kişinin kendi benliğiyle kurduğu ilişki. Çünkü yakınlık yalnızca bir başkasına yaklaşmak değildir; aynı zamanda o yakınlığın içinde kendin olarak kalabilmektir. İlişkilerde yaşanan birçok zorluk, büyük çatışmalardan değil, küçük vazgeçişlerin birikmesinden doğar. Kırıldığını söylememek, rahatsız olduğu davranışları önemsememek, yalnız kalma ihtiyacını ertelemek ya da sürekli karşı tarafın beklentilerine göre hareket etmek… Bunların her biri tek başına sıradan görünebilir. Ancak tekrarlandığında kişi, ilişkiyi korurken kendi sesini giderek daha az duyar hâle gelir.
Psikolojide bu durum yalnızca “fazla fedakâr olmak” şeklinde açıklanmaz. Şema Terapi’ye göre erken yaşam deneyimleri sonucunda gelişen bazı temel inançlar, yetişkinlikte kurduğumuz romantik ilişkileri de şekillendirir. Özellikle onay arama, boyun eğicilik ve gelişmemiş benlik şemaları, kişinin kendi ihtiyaçlarını geri planda bırakmasına zemin hazırlayabilir (Young, Klosko, & Weishaar, 2003).
Yakınlık ile kendinden vazgeçmek aynı şey değildir!
Çocuklukta sevginin koşullu hissedildiği aile ortamlarında çocuk, kabul görebilmek için uyum sağlamayı öğrenebilir. Eleştirilmeyen, sorun çıkarmayan ya da beklentileri karşılayan çocuk olmak, güvenli hissetmenin yolu hâline gelir. Bu öğrenme biçimi yetişkinlikte çoğu zaman bilinçli olarak hatırlanmaz; ancak ilişkilerde davranış olarak ortaya çıkar.
Böyle kişiler için partnerin memnuniyeti, kendi ihtiyaçlarının önüne geçebilir. Kararlar ortak alınmaktan çok tek taraflı şekillenmeye başlar. Kişi bunu çoğu zaman sevgi olarak yorumlar; oysa alttaki motivasyon çoğu zaman reddedilme korkusudur. Onay arama şemasında temel ihtiyaç sevilmekten çok kabul edilmektir. Bu nedenle kişi, gerçek benliğini göstermek yerine kabul göreceğini düşündüğü kimliği sürdürmeye çalışır (Young ve ark., 2003). Araştırmalar da erken dönem uyumsuz şemaların romantik ilişkilerde iletişim güçlükleri ve düşük ilişki doyumu ile anlamlı biçimde ilişkili olduğunu göstermektedir. Özellikle diğer odaklı şemaların baskın olduğu bireylerde, kişinin kendi duygularını ifade etme becerisi belirgin şekilde azalabilmektedir.
Benlik sessizce silikleşir!
İlişkide kendini kaybetmek dramatik bir olay değildir. Çoğu zaman oldukça görünmez ilerler. Önce fikirler daha az söylenir, ardından sınırlar belirsizleşir. Kişi neyi sevdiğini, neye ihtiyaç duyduğunu ya da neye kırıldığını ifade etmek yerine uyumu korumaya odaklanır. Şema Terapi’nin tanımladığı gelişmemiş benlik şeması tam da bu noktada dikkat çekicidir. Bu şemada kişi, kimliğini başkalarının kimliğiyle aşırı iç içe yaşama eğilimindedir. Yakınlık arttıkça bireysellik azalır; ayrışmak ise tehdit gibi algılanabilir. Sağlıklı ilişkilerde ise bağ kurmak ile bireyselliği korumak birbirinin alternatifi değildir. Tam tersine, güvenli bağlanma kişinin hem ait hissedebilmesini hem de kendi sınırlarını sürdürebilmesini içerir.
Gerçek yakınlığın temelinde görünür olmak vardır!
Birçok çift, çatışma yaşamamayı ilişkinin sağlıklı olduğunun göstergesi olarak değerlendirebilir. Ancak çatışmanın hiç olmaması değil, duyguların güvenli biçimde ifade edilebilmesi ilişkiyi güçlendirir. Bastırılan her duygu ortadan kaybolmaz; yalnızca ifade biçimini değiştirir. Zamanla uzaklaşma, isteksizlik, kırgınlık ya da duygusal yorgunluk olarak geri dönebilir.
Bilişsel Davranışçı Terapi açısından bakıldığında da duygu düzenlemenin önemli bir parçası, kişinin kendi iç yaşantısını fark edebilmesi ve bunu işlevsel biçimde ifade edebilmesidir. Sürekli bastırılan ihtiyaçlar, kısa vadede huzur sağlıyor gibi görünse de uzun vadede hem özsaygıyı hem de ilişkinin karşılıklılık duygusunu zedeleyebilir.
İlişkilerde sevgi çoğu zaman büyük jestlerle değil, kişinin olduğu hâliyle kabul görebildiği küçük anlarda derinleşir. Rahatsızlığını dile getirebilmek, farklı düşünmeye izin vermek, yalnız kalma ihtiyacını suçluluk hissetmeden ifade edebilmek; bunlar romantik ilişkinin mesafesi değil, psikolojik olgunluğudur. Kendilikten vazgeçerek kurulan uyum, ilk bakışta ilişkiyi koruyor gibi görünür. Oysa uzun vadede korunamayan şey, ilişkinin en önemli bileşeni olan sahiciliktir. Gerçek yakınlık, iki insanın birbirine benzemesinde değil; farklılıklarını kaybetmeden birbirine yaklaşabilmesinde gelişir.
Kaynakça
- Young, J. E., Klosko, J. S., & Weishaar, M. E. (2003). Schema Therapy: A Practitioner's Guide. Guilford Press.
- International Society of Schema Therapy. (2024). Schema Therapy: Central Concepts.
- Pilkington, P. D., et al. (2024). Early maladaptive schemas and relationship satisfaction: A systematic review.


