Mühr-ü Süleyman, tarih boyunca pek çok farklı medeniyet tarafından kullanılmış ve genellikle bilgeliğin, adaletin, kudretin ve hükümdarlığın sembolü olmuştur. Örneğin, Hermetik gelenekte makrokozmosu temsil ederken, Hind kültüründe Vişnu üçgeni ile yok edici Şiva üçgeninin iç içe geçmiş haliyle karşımıza çıkmaktadır. Kadim İslam geleneğinde ise, bilgelik temelli adalet anlayışının, saadete giden yolun ve kudret ile hükümdarlığın timsali olmuştur.
21. yüzyılın modernitesinde, tüketim kültürünün yok edici etkisi, doyumsuzluk temelli güven vermeyen insan ilişkileri, bitmeyen gelecek kaygısı, günübirlik gayesiz hayatlar ve değerlerden arınmış bağımlı hayat anlayışı… Tarihin derinliklerinden günümüze ulaşan mühr-ü Süleyman metaforu ile günümüz hayat anlayışının temelden ayrık olduğu şüphe götürmez bir gerçektir. Günümüz kapitalist dünyasında güven, dayanışma ve manevi iyilik halinin eksikliği sonucunda Kötü Dünya Sendromu olarak adlandırılan psikolojik zorlantılar sıklıkla görülmektedir. Bu sendrom sonucunda olumsuz hayat tecrübelerine ve travmalara dair güçlü bir flashback yaşanır. Geçmiş olumsuzlukların net bir şekilde hatırlanması, bugünü ve geleceği etkilediği gibi daha az güvenilirlik ve ben merkezli bir hayat anlayışını zorunlu kılmaktadır. Ancak benzer hayat hikayelerine rağmen bütüncül umutla yaklaşan ve bilgelik temelli adalet anlayışıyla yaşamak mümkündür. Süleyman’ın mührüne istinaden, insanoğlunun “Tarihin akışı içinde bugün bulunduğum yerde bana düşen bir görev var mı?” diye düşünmesi ve kendisine kuş bakışı bakabilmesi geniş bir vizyonu gerektirir. Maalesef, insanların çoğu günümüzde “Nasıl yaparım da elimdeki malımı arttırırım, kendi çıkarımı genişletirim?” şeklinde düşünmektedir. Büyük bir mabedin inşaatında çalışan iki kişiye ne yaptığı sorulduğunda, çalışanlardan biri “Günlük 10 milyon yevmiye ile iş yapıyorum.” derken, diğeri “Dünyanın en büyük ibadethanesinde çalışıyorum.” cevabını verir. Yapılan iş aynıdır ama vizyon farklıdır. Kurumların kimliğinin oluşumu sırasında da vizyon önemlidir ve bu vizyonu orada çalışan herkesin bilmesi ve ona uygun davranması stratejik bir hedeftir.
Evrene baktığımızda, virüsler, bakteriler, faydalı ve zararlı mikroplar, eklem bacaklılar vardır. Bir ağaç binlerce meyve verirken, binlerce kuş da böceklerle beslenir. İnsan ise hayvanattan ve nebatattan istifade eder. Evrende birbirinden beslenerek geçinen bir sistem bulunmaktadır. Bu bir mücadele değil, sistemin sürmesi için gerekli sirkülasyondur. Karıncanın fili analiz etmesi gibi evrene tek bir kesitten bakarsak, mücadele olarak görürüz; fakat kuş bakışı baktığımızda canlıların birbirine vazife devri olduğunu görürüz. Genel anlamda mevcut durum mütalaa edildiğinde, zıtlıktan ve güç dengesinden kaynaklı bir adalet anlayışı vardır.
İnsandaki zihinsel açlık, mide açlığından daha yoğun olduğu için kendisine bir hedef koyar ve evrenin hakimliğine soyunur. Hakimiyetini devam ettirebilmek için bazı ırkların çocuklarının yok edilmesini bile düşünebilir. Gazze başta olmak üzere, yakın tarihten uzak tarihe değin bunun örneklerine çokça rastlanmaktadır. Firavun’un kahinlerinin, bir çocuğun onun hakimiyetini sona erdireceğini söylemesi üzerine 70 bin çocuğu katlettiği söylenir; ancak Musa’nın gelmesine engel olamamıştır. Günümüzde İsrail’in Filistin’de yaptığı farklı değildir. Tarih tekerrür etmektedir. Güçlü olan her hamlesini meşru görmektedir.
İnsanda menfaati olmadığı ve aldatıldığını bildiği halde iş birliği yapmaya karşı heves ve arzu eğilimi vardır. Buna güçlü karşılıklı ilişki eğilimi denir. Bu eğilim, insanın menfaati için fedakarlık yaptığını ya da insanın özgeci tavrının arkasında bencilce bir sebep arayan varsayımını çürütmektedir. Güçlü karşılıklı ilişki, insanın sosyal varlık olmasını sağlar. Fehr’in yaptığı deneyler, insandaki yardım etme ve güçlü iş birliği yapma eğiliminin genetik bir altyapısının olduğunu ve insanın ilk varoluşundan itibaren genetik kodlarında bulunduğunu göstermektedir. Tanımlanmış bir gen yok; fakat insanın yaratılış programında böyle bir kodlamanın verildiğini söyleyebiliriz.
İnsan ilişkilerinde, insan türünün başarısı için yardımlaşma temel bir rol oynamaktadır. İnsanların birbirine destek olması, temel bir fayda olan insan neslinin devamı için iyi bir uyarlama sonucunu ortaya koymaktadır. “İnsan kendi çıkarı peşinde koşan varlıktır.” tanımlamasına rağmen araştırmalar, insanın genetik eğilimlerinde bir başkasına yardım etmekten hoşlandığını göstermektedir. Bu davranıştan mutlu olan insan, kendi çıkarına değil de grubun çıkarına göre davranmayı yeğlemektedir. Bu da “güçlü karşılıklı ilişki” eğiliminin ispatıdır.
Sonuç olarak, 21. yüzyılda insan psikolojisinin gereği olarak Süleyman’ın mührü de mülkü de erdemde saklıdır. Bilgeliğin, adaletin, kudretin ve hükümdarlığın yolu erdemden geçmektedir. Bilhassa günümüz insan psikolojisinin temeli de erdeme dayanmalıdır. Çünkü erdem, bireyin ahlaki değerlerinden olup toplumsal boyutta istenen davranışların ölçüsüdür. Her birey akıl ve hür iradesiyle erdem ahlakını edinebilir. Karşılaşılan her bir zorluk, mobbing teşebbüsleri, itibar suikastleri, psikolojik zorlantılar ve daha niceleri… Erdem yolunun yolcusu Süleyman’ın mührü misali, bilgelik, adalet ve kudretle davranışlarını şekillendirmelidir.
Kaynakça
- Özlem, 2004. Etik: Ahlak Felsefesi, İnkılap Kitapevi, İstanbul.
- Tarhan, Nevzat. Toplumsal Psikoloji ve Empati. İstanbul: Timaş Yayınları, 2021.


