Cumartesi, Ağustos 1, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Terapi Her Zaman Mutluluk Vermez: Bazen İyileşme, Dirençle Başlar

“Terapiye başladım ama kendimi daha iyi hissetmiyorum.”

Bir psikoloğun en sık duyduğu cümlelerden biri belki de budur. Hatta bazı danışanlar birkaç seansın ardından “Galiba terapi bana iyi gelmedi.” diye düşünmeye başlar. Çünkü çoğumuz terapiyi, mutsuz girip mutlu çıktığımız bir yer olarak hayal ederiz. Oysa terapi, duyguların üzerini örten bir rahatlama yöntemi değil; bazen yıllardır kaçtığımız gerçeklerle güvenli bir şekilde yüzleşebildiğimiz bir alandır.

Bu nedenle terapi her zaman mutluluk vermez. Bazen huzursuz eder, bazen düşündürür, bazen de uzun zamandır bastırılmış duyguların gün yüzüne çıkmasına neden olur. İşte tam da bu noktada birçok insanın fark etmeden yaşadığı bir süreç devreye girer: direnç.

İlk bakışta direnç olumsuz bir kavram gibi gelebilir. Oysa psikoterapide direnç, çoğu zaman değişime karşı verilen doğal bir tepkidir. Çünkü insan zihni yalnızca mutluluğu değil, alışkanlıklarını da korumaya çalışır. Ne kadar yorucu olursa olsun, tanıdık olan çoğu zaman bilinmez olandan daha güvenli hissedilir.

Düşünün; yıllardır kendinizi değersiz hissettiğinizi varsayalım. Bu düşünce size acı verse bile zamanla kimliğinizin bir parçası hâline gelebilir. Terapi ise bu inancı sorgulamaya başladığında yalnızca bir düşünce değişmez; kişinin kendini tanımlama biçimi de değişmeye başlar. İşte bu değişim, beraberinde belirsizliği getirir. Belirsizlik ise çoğu zaman kaygıyı…

Bu yüzden bazı danışanlar önemli bir konuya yaklaşırken konuşmayı değiştirebilir, seanslarını erteleyebilir, “Bugün anlatacak bir şeyim yok.” diyebilir ya da tam ilerleme kaydederken eski davranış kalıplarına dönebilir. Dışarıdan bakıldığında isteksizlik gibi görünen bu durum, aslında zihnin “Henüz hazır değilim.” deme biçimi olabilir.

Direncin altında çoğu zaman korku vardır. Bazen yeniden incinme korkusu, bazen reddedilme kaygısı, bazen de yıllardır taşınan yüklerle yeniden karşılaşma endişesi… Özellikle çocukluk yaşantıları, travmalar veya derin kayıplar söz konusu olduğunda zihin, kişiyi koruyabilmek için kaçınmayı seçebilir. Bu nedenle direnç, çoğu zaman terapinin düşmanı değil; kişinin bugüne kadar hayatta kalmasını sağlayan psikolojik savunmaların bir yansımasıdır.

Bir başka önemli nokta ise terapötik ilişkidir. Terapi, yalnızca konuşulan konularla değil, kurulan güven ilişkisiyle de iyileştirici bir süreçtir. Kişi kendini yeterince güvende hissetmediğinde en kırılgan yanlarını paylaşmak istemeyebilir. Bu da direncin doğal nedenlerinden biridir. Bu yüzden deneyimli bir terapist direnci kırmaya çalışmaz; onu anlamaya çalışır. Çünkü direnç çoğu zaman “Burada dikkat edilmesi gereken önemli bir duygu var.” mesajını taşır.

Toplumda terapiyle ilgili en yaygın beklentilerden biri, her seanstan sonra rahatlamış hissetmek gerektiğidir. Oysa bazı seanslardan sonra zihnin daha yoğun çalışması, duyguların daha görünür hâle gelmesi veya geçici bir huzursuzluk yaşanması oldukça doğaldır. Yıllardır bastırılan bir yaranın temizlenmesi nasıl kısa süreli bir acıya neden olabiliyorsa, psikolojik iyileşme de zaman zaman benzer bir süreçten geçebilir.

Belki de terapiyi yanlış anladığımız nokta tam burasıdır. Terapi, yalnızca mutlu hissetmek için gidilen bir yer değildir. Kendimizi tanımak, yaşadıklarımızı anlamlandırmak, tekrar eden döngülerimizi fark etmek ve daha sağlıklı seçimler yapabilmek için çıktığımız bir yolculuktur. Bu yolculukta bazen gülümseriz, bazen ağlarız, bazen susarız. Hepsi sürecin doğal parçalarıdır.

Eğer terapi sırasında “Gitmek istemiyorum.”, “Konuşacak bir şey bulamıyorum.” ya da “Artık bırakmalıyım.” gibi düşünceler aklınızdan geçiyorsa, bunun terapinin başarısız olduğu anlamına geldiğini düşünmeyin. Belki de tam o anda, sizi yıllardır aynı yerde tutan kalıplarla karşılaşmaya başlamışsınızdır.

İyileşme her zaman huzurla başlamaz. Bazen önce rahatsız eder, sonra düşündürür, en sonunda dönüştürür.

Çünkü terapi, mutluluğu hazır olarak sunan bir yer değil; insanın kendi yaşamıyla daha sahici bir ilişki kurmasına eşlik eden bilimsel ve insani bir süreçtir. Ve çoğu zaman gerçek değişim, tam da direncin başladığı yerde filizlenir.

Büşra Demirel
Büşra Demirel
Büşra Demirel, Klinik Psikoloji yüksek lisans tezinde polislerde depresyon, stres ve anksiyetenin intihar olasılığıyla ilişkisini incelemektedir. Psikoloji lisansını onur öğrencisi olarak tamamlamış, Yakın Doğu Hastanesi’nde klinik staj yapmıştır. Şema Terapi, BDT ve psikodinamik yönelimli teknikleri bütüncül biçimde kullanan Demirel’in yayınları arasında kırılgan narsisizm ve majör depresyon üzerine bir şema terapi makalesi yer almaktadır. Yazılarında travma, kişilik bozuklukları, özkıyım, psikodinamik bakış açıları, ilişkiler ve film analizlerine odaklanmaktadır. Akademik ve klinik bilgi birikimini harmanlayarak terapilerde ve yazılarında insanlara derinlemesine ve kalıcı bir katkı sunmayı hedeflemektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar