Hayatta belirsizliği tamamen ortadan kaldırmak mümkün değil. Ancak bazı dönemlerde kendimizi güvende hissedebilmek için her şeyi kontrol etmeye, olabilecek her ihtimali önceden düşünmeye ve hayatı sürekli planlamaya çalışabiliriz. İlk bakışta bu durum bize düzenli, hazırlıklı ve güçlü olduğumuzu düşündürse de aşırı kontrol ihtiyacı zamanla kaygının kendisini besleyen bir döngüye dönüşebilir. Peki neden kontrol etmeye çalıştıkça daha fazla kaygılanırız?
Kontrol etmek neden bu kadar rahatlatıcı gelir?
Belirsizlik insan zihni için kolay bir deneyim değildir. Ne olacağını bilmediğimiz durumlarda zihnimiz olası tehlikeleri önceden fark etmeye ve kendimizi korumaya çalışır. Örneğin bir iş görüşmesinden önce defalarca ne söyleyeceğimizi düşünmek, bir ilişkide karşımızdaki kişinin davranışlarını sürekli analiz etmek ya da gelecekte yaşanabilecek olumsuzlukları tekrar tekrar zihnimizde canlandırmak, kısa vadede bizi hazırlıklı hissettirebilir.
“Eğer her şeyi önceden düşünürsem kötü bir şey olduğunda hazırlıklı olurum.”
Ancak burada önemli bir yanılgı ortaya çıkar: Daha fazla düşünmek, her zaman daha fazla kontrol anlamına gelmez. Bazen düşünmek çözüm üretmek yerine kaygının tekrar tekrar yaşanmasına neden olur.
Aşırı kontrol davranışlarında genellikle benzer bir döngü görülür: Belirsizlik → Kaygı → Kontrol etme → Kısa süreli rahatlama → Yeniden şüphe → Daha fazla kontrol. Örneğin bir kişi partnerinin kendisine karşı ilgisinin azaldığını düşündüğünde mesajlarını tekrar tekrar kontrol edebilir, neden geç cevap verdiğini analiz edebilir veya sürekli güvence arayabilir. Kontrol ettikçe kısa süreli bir rahatlama yaşayabilir. Fakat bu rahatlama kalıcı değildir. Bir süre sonra zihnin yeni bir sorusu ortaya çıkar: “Ya fark etmediğim başka bir şey varsa?” Böylece kişi yeniden kontrol etmeye başlar. Bu nedenle kontrol davranışı bazen kaygıyı ortadan kaldırmak yerine kaygının devam etmesini sağlayan bir güvenlik davranışına dönüşebilir.
Hayatımızda kontrol edebileceğimiz ve edemeyeceğimiz alanlar vardır. Kendi davranışlarımızı, seçimlerimizi, sınırlarımızı ve verdiğimiz tepkileri belirli ölçüde kontrol edebiliriz. Ancak başka insanların ne düşüneceğini, nasıl davranacağını, bizi sevip sevmeyeceğini veya gelecekte tam olarak ne olacağını kontrol edemeyiz. Kaygı yükseldiğinde ise bu sınırlar bulanıklaşabilir. Örneğin: “Beni terk etmemesi için ne yapmalıyım?” “Ya yarın kötü bir şey olursa?” “İnsanların benim hakkımda ne düşündüğünü nasıl değiştirebilirim?” “Her şeyin yolunda olduğundan nasıl emin olabilirim?” Bu soruların ortak özelliği, cevabının tamamen bizim kontrolümüzde olmamasıdır. Burada psikolojik açıdan önemli olan nokta şudur: Güvende hissetmek ile her şeyi kontrol edebilmek aynı şey değildir.
Belirsizliğe tahammül edebilmek
Kaygıyla baş etmenin önemli yollarından biri, belirsizliği tamamen ortadan kaldırmaya çalışmak yerine onunla yaşayabilme kapasitesini geliştirmektir. Çünkü hayatın hiçbir döneminde yüzde yüz garanti yoktur. Bir ilişkiyi ne kadar dikkatli yaşarsak yaşayalım ilişkinin geleceğini tamamen garanti edemeyiz. Bir karar vermeden önce ne kadar araştırırsak araştıralım yanlış karar verme ihtimalini sıfırlayamayız. Bu durum ilk başta rahatsız edici gelebilir. Ancak psikolojik esneklik biraz da şu cümleyi söyleyebilmektir: “Ne olacağını tamamen bilmiyorum ama olduğunda bununla baş edebilirim.” Bu düşünce, “Her şeyi kontrol etmeliyim” düşüncesinden oldukça farklıdır.
Her şeyi kontrol etmeye çalışmanın altında ne olabilir?
Aşırı kontrol ihtiyacının altında her zaman yalnızca kaygı bulunmaz. Bazen geçmişte yaşanan hayal kırıklıkları, güvensizlik deneyimleri, eleştirilme korkusu, mükemmeliyetçilik veya kişinin kendisini ancak her şeyi doğru yaptığında değerli hissetmesi de kontrol ihtiyacını artırabilir. Bazı insanlar için kontrol, yalnızca düzen sağlamak değildir; aynı zamanda kendilerini duygusal olarak korumanın bir yoludur. “Kontrol edersem hazırlıksız yakalanmam.” “Her şeyi doğru yaparsam terk edilmem.” “Hiç hata yapmazsam eleştirilmem.” “Her ihtimali düşünürsem kötü bir şey yaşamam.” Bu düşünceler kişinin zihninde açıkça bulunmasa bile davranışlarını yönlendirebilir.
Peki kontrolü nasıl bırakabiliriz? Kontrolü bırakmak, hiçbir şeyi önemsememek veya hayatı tamamen akışına bırakmak anlamına gelmez. Asıl amaç, kontrol edebildiğimiz şeylerle kontrol edemediğimiz şeyleri birbirinden ayırabilmektir. Kendinize şu üç soruyu sorabilirsiniz: • Şu anda gerçekten kontrol edebileceğim bir şey var mı? • Kontrol etmeye çalıştığım şey aslında başka bir kişinin davranışı veya gelecekteki bir olay mı? • Bunu çözmeye mi çalışıyorum, yoksa yalnızca kaygımı azaltmak için tekrar tekrar düşünüyor muyum? Özellikle son soru oldukça önemlidir. Çünkü bazen çözüm üretmek ile kaygıyı yatıştırmak için düşünmek birbirine benzeyebilir.
Kontrolü bırakmak, kendini bırakmak değildir
Her şeyi kontrol etmeye çalışmak çoğu zaman kişinin kendisini güvende tutma çabasının bir parçasıdır. Bu nedenle kontrol ihtiyacını yalnızca “fazla düşünüyorsun” diyerek değerlendirmek yeterli değildir. Önemli olan, kişinin neden kontrol etmeye ihtiyaç duyduğunu anlamaktır. Belki de mesele geleceği kontrol etmek değil, geleceğin belirsizliğiyle karşılaştığımızda kendimize güvenebilme becerisidir. Çünkü psikolojik olarak güçlenmek, hayatımızdaki tüm belirsizlikleri ortadan kaldırmakla değil; belirsizlik olduğunda da kendimize eşlik edebilmeyi öğrenmekle mümkündür. Bazen kendimize sorabileceğimiz en önemli soru şudur: “Her şeyin kontrolümde olduğundan emin olmaya mı çalışıyorum, yoksa kontrolümde olmayan şeylerle baş edebileceğime güvenmeyi mi öğreniyorum?” Eğer kontrol etme ihtiyacı günlük yaşamınızı, ilişkilerinizi veya zihinsel huzurunuzu belirgin biçimde etkiliyorsa, bu durum bir psikologla birlikte ele alınabilecek önemli bir konu olabilir.


