Salı, Ağustos 11, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Neden Bazı İnsanlar Değişir, Ama Çoğu Değişmez?

Kendinizi devasa ve yoğun çalışan bir mutfakta, her gün yüzlerce yemeğin hazırlanmasından sorumlu küçücük bir şef olarak hayal edin. İlk başta her şeyi kendiniz yapmaya çalışırsınız. Soğanları doğrarsınız, tabakları hazırlarsınız, yemekleri tadarsınız. Çok geçmeden bu durum dayanılmaz derecede yorucu hale gelir. Siparişler üst üste yığılır, ocaktaki tavalar yanmaya başlar. Sonra yeni bir yöntem geliştirirsiniz. Sistemler kurar ve yardımcılarınızı tekrarlayan işlere atarsınız. Yardımcılarınızdan biri her seferinde soğanları aynı şekilde doğrar, diğeri tabakları hep aynı sırayla hazırlayıp süsler. Böylece siz artık sürekli her işle uğraşmak yerine mutfağı dolaşıp yalnızca acil durumlarla veya denemek istediğiniz yeni tariflerle ilgilenirsiniz. Artık siz, o küçük şef, her ayrıntıyı yönetmek zorunda kalmazsınız. Beynimiz vücut ağırlığımızın yalnızca yaklaşık ellide biri kadar olsa da, toplam enerjimizin yaklaşık %20’sini tüketir. Her düşünceyi ve her davranışı bilinçli olarak yönetmek, beynin sürdürebileceğinden çok daha fazla enerji gerektirirdi. Bu yüzden milyonlarca yıl önce evrim son derece verimli bir çözüm geliştirdi: alışkanlıklar. Yeterince sık tekrar edilen her şey zamanla otomatikleşir. Böylece beynin artık onu bilinçli olarak yönetmesine gerek kalmaz. Yürümeyi düşünün. Yürümeyi öğrenirken attığınız her adım yoğun dikkat ve çaba gerektiriyordu. Defalarca düştünüz ama tekrar tekrar denediniz. Sonunda beyniniz bu hareket kalıbını daha derindeki sistemlere kaydetti ve onlar otomatik olarak çalışmaya başladı.

Bugün ise yürürken aynı anda tamamen başka şeyler düşünebiliyorsunuz. Bu verimlilik, insanın bu kadar başarılı bir canlı olmasının nedenlerinden biridir. Ancak bunun bir yan etkisi vardır. Beyin yalnızca fiziksel becerileri değil; duygusal tepkileri, kendimiz hakkındaki inançlarımızı ve davranış kalıplarımızı da otomatikleştirir. Bu kalıpların büyük bölümü, hırslarımız ya da kendimizi geliştirme isteğimiz ortaya çıkmadan çok önce oluşmaya başlar. Yedi yaşından önce beynimiz öğrenmeye son derece açık bir durumdadır. Çocuklar dünyayı yetişkinler gibi analiz etmez. “Bugün annemle babam bana karşı duygusal olarak mesafeli görünüyor.” diye düşünmezler. Onlar yalnızca örüntüleri gözlemler.

Hangi davranışların sevgi ve ilgi getirdiğini, hangilerinin sessizlikle sonuçlandığını fark ederler. Evde çatışmaların nasıl geliştiğini ve onlardan önce neler yaşandığını gözlemlerler. Binlerce küçük deneyim ve gözlem, dünyaya ilişkin zihinsel bir model oluşturur. Bu modelin içinde ise benlik algımız şekillenir. Araştırmalar, destekleyici ebeveynlere ve sağlıklı akran ilişkilerine sahip çocukların daha iyimser olduklarını ve stresle daha sağlıklı başa çıkabildiklerini göstermektedir. Buna karşılık sürekli stres, ihmal veya duygusal yoksunluk yaşayan çocukların; kaygı geliştirme, içine kapanma ve yetişkinlikte de devam edebilen uyumsuz davranışlar sergileme olasılıkları daha yüksektir.

Çocuklar hangi davranışların sıcaklık ve sevgi getirdiğini, hangilerinin uzaklaşmaya yol açtığını ve ait olmak için neler yapmaları gerektiğini öğrenirler. Üstelik bunların hiçbiri bilinçli değildir. Hiçbir çocuk oturup çocukluğu hakkında psikolojik bir rapor yazmaz. Biz yalnızca ne beklememiz gerektiğini öğreniriz. Ve beyin bir şeyi öğrendiğinde, aynı dersi kullanmaya devam etmeyi tercih eder. Düşüncelerimiz ve seçimlerimiz, alışkanlıkların zihnimizde açtığı yollar boyunca en kolay şekilde ilerler. Çoğu zaman zihnimiz otomatik pilotta çalışır.

Nörobilim araştırmaları, düşüncelerimizin yaklaşık %90–95’inin bilinç dışı süreçlerde gerçekleştiğini; bilinçli ve kasıtlı düşünmeye ise oldukça küçük bir bölümün kaldığını öne sürmektedir.

Günlük hayatınızı düşünün. Gerçekten düşünmeden kaç kez tepki veriyorsunuz? Kaç kez bırakacağınıza söz verdiğiniz alışkanlıklara geri dönüyorsunuz? Bitirmeyi dört gözle beklediğiniz kitabı okumak yerine yüzüncü kez telefonunuzu kontrol etmek… Ya da sizi neyin tetiklediğini tam anlamadan sevdiğiniz birine sert çıkışmak… Bilinçli zihniniz “Bunu yapacağım.” diye karar verebilir. Ancak aynı anda yıllardır yerleşmiş otomatik duygusal tepkilere, çocuklukta öğrenilmiş kalıplara ve kendiniz ile dünya hakkındaki eski inançlara karşı mücadele etmek zorundadır. Belki de çocukken reddedilmek acı verdiği için bugün fırsatlardan kaçıyorsunuzdur. Belki de ilişkilerinizde aynı çatışmaları tekrar tekrar yaşıyorsunuzdur. Çünkü bilinçdışı zihniniz, siz daha “seçim” kelimesinin anlamını bile bilmezken öğrendiği dersleri kullanmaya devam etmektedir. Bilinçdışı zihin doğası gereği verimli ve ısrarcıdır. Sinir ağları tekrar tekrar çalıştırıldıkça güçlenir. Buna nörobilimde uzun süreli güçlenme (long-term potentiation) denir. Bir sinir yolu ne kadar çok kullanılırsa, o kadar güçlenir ve sinyaller o yoldan daha kolay geçmeye başlar. Bu yüzden araba kullanırken veya klavyede yazı yazarken başka şeyler düşünebilirsiniz.

Aynı nedenle yerleşmiş alışkanlıkları değiştirmek de çoğu zaman zordur. Sorun yalnızca istememek değildir. Yeni davranışlar için henüz güçlü sinir yolları oluşmamıştır. Değişim mümkündür. Ama neredeyse hiçbir zaman bir gecede gerçekleşmez.

Peki bu durum bizi küçük bir bilinç düzeyine sahip robotlar mı yapıyor? Hayatımız boyunca alışkanlıklarımızın belirlediği yollarda yürümeye mahkûm muyuz? Yoksa özgür irade sınırlı da olsa beynimizin izleyeceği yolu etkileyebileceğimiz küçük bir alan hâlâ var mı?

Zihninizi bir bahçe gibi düşünün. Eski alışkanlıklarınız derin köklere benzer. Yeni bir davranış geliştirmeye çalıştığınızda, aslında bu bahçeye yeni bir tohum ekiyorsunuz. Fakat toprak kurumuşsa, yabani otlarla doluysa veya büyük bitkiler güneşi kesiyorsa, o yeni tohum kök salmakta zorlanacaktır. Bilinçli çabanız, o tohumu sulayan bahçıvandır. Ancak en çalışkan bahçıvan bile toprağın izin vermediği bir yerde bitkinin büyümesini zorlayamaz. İnsan son derece sosyal bir canlıdır. Çevresindeki insanların davranışlarını farkında olmadan öğrenmeye ve benimsemeye programlanmıştır. Karamsar insanlarla yeterince vakit geçirirseniz, karamsarlık size gerçekçilik gibi görünmeye başlar. Hırslı ve üretken insanlarla zaman geçirirseniz, başarı için çabalamak normalleşir. Bunun önemli nedenlerinden biri ayna nöronlardır (mirror neurons). Başkalarının davranışlarını izlediğimizde bu nöronlar aktive olur ve beynimiz gördüğü davranışı taklit etmeye hazırlanır.

Piyanistler üzerinde yapılan deneylerde, yalnızca bir parçanın çalınışını izlemenin bile çalmakla ilgili motor devreleri güçlendirdiği görülmüştür. Bebekler yetişkinlerin esnemesini gördüklerinde esnerler. Yetişkinlerin beyinleri ise başkasının acısını gördüğünde, sanki kendisi yaşıyormuş gibi tepki verebilir. Kısacası sosyal çevremiz davranışlarımızı sandığımızdan çok daha derin ve çoğu zaman bilinçsiz biçimde şekillendirir. Bahçeniz yalnızca insanlardan oluşmaz. Tükettiğiniz bilgiler de bu bahçenin parçasıdır. İzlediğiniz filmler… Dinlediğiniz müzikler… Okuduğunuz kitaplar… Takip ettiğiniz podcast’ler… Bunların hepsi toprağınızı besleyen ya da onu zehirleyen unsurlar olabilir. Bu, yalnızca neşeli ve pozitif içerikler tüketmeniz gerektiği anlamına gelmez.

Fakat sürekli karamsarlık, öfke veya umutsuzluk içeren içeriklere maruz kalmanın zihinsel toprağınızı nasıl etkilediğini fark etmek önemlidir. Hem sosyal hem de bilgi çevremiz, bilinçli çabamızın fark ettiğinden çok daha fazla ölçüde bilinçdışını etkiler. Bu görünmeyen itme ve çekme kuvvetlerini anlamaya başladığınızda, günlük yaşamda neden bazen kendinizi güçsüz hissettiğinizi de daha iyi anlarsınız. Ben özgür iradeyi, küçük ama değerli eylem anları olarak görmeyi seviyorum. Alışkanlıkların ve çevrenin güçlü akıntıları içinde yaşamımın yönünü az da olsa değiştirebildiğim küçük anlar… Bu seçimler bana hem ne kadar küçük olduğumu hem de yine de ne kadar etkili olabileceğimi aynı anda hissettiriyor.

Özgür irade vardır. Ama sınırsız değildir. Çevrenizi ve yaşam koşullarınızı tamamen seçemezsiniz. Beyninizde yıllardır oluşmuş derin sinir yollarını da bir anda değiştiremezsiniz. Ama uygun koşullar oluştuğunda, küçük seçimlerin etkisi düşündüğünüzden çok daha büyüktür. Hayat çoğu zaman büyük sıçramalarla değil, küçük adımlarla değişir. Değişen insanla değişmeyen insan arasındaki fark zeka ya da irade gücü değildir.

Yeni kalıplar oluşturabilmek için gereken şey ısrarlı devamlılıktır. Santim santim… Küçük küçük… İnatla atılan her adım… Bilinçli eylem ve vazgeçmemek. Elinizden geldiğince sarmaşıkları temizleyin. Toprağınızı sizi besleyen insanlarla ve bilgilerle zenginleştirin. İlerleme görünmez kadar yavaş olsa bile, o yeni tohumları düzenli olarak sulamaya devam edin.

Çünkü her küçük çaba zamanla birikir. Biriken her adım eski kalıpları yavaş yavaş yeniden şekillendirir ve değişme kapasitenizi artırır. Bulunduğunuz yerden başlayın. Elinizdekilerle başlayın. Ve devam edin. Hedef değil sürece odaklanın.

Kaynakça

  • Clear, J. (2020). Atomik alışkanlıklar: İyi alışkanlıklar edinmek ve kötü alışkanlıklardan kurtulmak için kolay ve kendini kanıtlamış bir yöntem (A. T. Özyurt, Çev.). Pegasus Yayınları.
Buse Nur Torun
Buse Nur Torun
Buse Nur Torun, Yeditepe Üniversitesi Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik Bölümü lisans mezunu olup halihazırda aynı alanda yüksek lisans eğitimini sürdürmektedir. Yaklaşık 5 yıllık mesleki deneyimiyle çocuk, ergen ve yetişkin bireylerle bireysel danışmanlık süreçleri yürütmüştür. Kariyeri boyunca Türkiye'deki farklı özel okullarda okul psikolojik danışmanı olarak görev yapmış olup, öğrenci gelişimini desteklemeye yönelik rehberlik çalışmaları yapmış, sınav kaygısı, ergenlik sorunları ve iletişim güçlükleri gibi alanlarda bireysel seanslar yürütmüştür. 2026 yılı itibarıyla Portekiz'de Portekiz Red Cross bünyesinde gönüllü psikolojik danışman olarak yaşlı bireyler, çocuklar ve özel gereksinimli kişilere psikososyal destek sunmaktadır. Bireysel gelişimin yanı sıra çiftler ve ilişkiler alanında da çalışmalarını ilişki dinamikleri, bağlanma süreçleri, duygu düzenleme ve duygusal dayanıklılık konularını yazarlık kimliğiyle de ele almaktadır. Okuyucularını öz farkındalık ve bütüncül büyüme yolculuğunda rehberlik etmeyi misyon edinmiştir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar