Çarşamba, Eylül 2, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Çocuk Değil, Ayna: Narsistik Ebeveynlerin Gölgesinde Büyümek

Bazı çocuklar, kendi isteklerini fark etmeden önce ebeveynlerinin beklentilerini öğrenir. Hangi davranışın takdir göreceğini, hangi sözün evde gerilim yaratacağını, ne zaman susması gerektiğini, hangi başarının gururla anlatılacağını bilir. Kendi duygularını anlamaktan çok karşısındaki kişinin ruh hâlini okumakta ustalaşır.

Dışarıdan bakıldığında bu çocuklar çoğu zaman uyumlu, başarılı ve hatta yaşından olgun görünür. Fakat bazen bu olgunluğun altında oldukça yorucu bir uyum çabası vardır. Çocuk, çocuk olabileceği bir ilişkide büyümek yerine ebeveyninin ihtiyaçlarına göre şekillenmeye başlar. Ne hissettiğinden çok ne hissettirmesi gerektiğini, ne istediğinden çok kendisinden ne beklendiğini önemser.

Narsistik özelliklerin belirgin olduğu bazı ebeveyn-çocuk ilişkilerinde de tam olarak böyle bir örüntü ortaya çıkabilir. Burada önemli olan, her zorlayıcı veya kontrolcü ebeveyne “narsist” etiketi yapıştırmak değildir. Narsistik özellikler göstermek ile Narsistik Kişilik Bozukluğu tanısı almak aynı şey değildir. Klinik tanı, ancak kapsamlı bir değerlendirme sonucunda konabilir. Amerikan Psikiyatri Birliği de narsistik özelliklerin bir bozukluk olarak değerlendirilebilmesi için bu örüntülerin katı, süreklilik gösteren ve kişinin yaşamını belirgin biçimde etkileyen bir yapıda olması gerektiğini vurgular.

Bu nedenle asıl sorulması gereken soru “Bu ebeveyn narsist mi?” değil, “Bu ilişkide çocuk nasıl bir yerde duruyor?” olmalıdır.

Çünkü bazı ailelerde çocuk, kendine ait ihtiyaçları ve duyguları olan ayrı bir birey olarak değil, ebeveynin bir uzantısı gibi görülmeye başlanabilir. Çocuğun başarısı ebeveynin başarısı, hatası ebeveynin utancı hâline gelebilir. Çocuğun kim olduğu kadar ebeveynini nasıl gösterdiği de önem kazanır.

Bu noktada sevgi de zaman zaman koşullu bir hâl alabilir. Çocuk, kabul edilmenin belirli davranışlara bağlı olduğunu hisseder. Başarılı olduğunda daha fazla ilgi görmek, ebeveynin istediği gibi davrandığında sıcaklıkla karşılaşmak, karşı geldiğinde ise mesafe veya sessizlikle cezalandırılmak çocuğa açıkça söylenmese bile güçlü bir mesaj verir:

“Böyle olduğunda kabul ediliyorsun.”

Assor, Roth ve Deci’nin ebeveynlerin koşullu kabulü üzerine yaptığı çalışmalar da ebeveyn sevgisi ve onayının belirli davranışlara bağlanmasının çocuklarda içsel baskı, değişken özsaygı ve ebeveyne yönelik kızgınlıkla ilişkili olabileceğini göstermektedir. Araştırmacılar bu yaklaşımın davranışı kısa vadede şekillendirebilse bile önemli duygusal bedeller yaratabileceğini belirtir.

Böyle bir ortamda büyüyen çocuk için başarı yalnızca başarı olmaktan çıkar. Başarı, görülmenin ve kabul edilmenin bir yolu hâline gelir. Bu nedenle yetişkinlikte de “yeterli olmak” sürekli ertelenen bir hedefe dönüşebilir. Kişi başarılı olur ama rahatlayamaz. Bir hedefe ulaştığında kısa süreli bir tatmin yaşar, ardından sıradaki hedefi düşünmeye başlar. Hata yaptığında yalnızca yaptığı davranışı değil, kendi değerini sorgular.

Çünkü içeride hâlâ eski bir denklem çalışıyordur:

Başarılıysam değerliyim. Beğeniliyorsam yeterliyim. Onaylanıyorsam güvendeyim.

Bu durum yalnızca başarı üzerinden ilerlemez. Çocuk büyüdükçe kendi fikirlerini, tercihlerini ve sınırlarını oluşturmaya başlar. Sağlıklı bir gelişimde bu ayrışma oldukça doğaldır. Çocuk ebeveyninden farklı düşünebilir, farklı bir hayat seçebilir, hayır diyebilir ve yine de sevilebilir.

Ancak narsistik özelliklerin baskın olduğu bazı ilişkilerde çocuğun farklılaşması ebeveyn tarafından tehdit gibi algılanabilir. Çocuğun farklı bir meslek seçmesi, başka bir şehirde yaşamak istemesi, ebeveyninin fikrine katılmaması hatta yalnızca kendi kararını vermesi bile nankörlük, sadakatsizlik veya saygısızlık olarak yorumlanabilir.

İşte çocuk tam burada yavaş yavaş “ayna” hâline gelir.

Kendisi olduğu için görülmek yerine ebeveynine ne yansıttığı üzerinden değerlendirilmeye başlar. Gurur veriyorsa yakındır. Hayal kırıklığı yaratıyorsa uzaklaştırılır. Uyum sağlıyorsa iyidir. Kendi sesini yükselttiğinde sorun çıkaran kişi hâline gelebilir.

2025 yılında yayımlanan ve ebeveyn narsisizmi üzerine yapılan çalışmaları inceleyen sistematik bir derleme, narsistik ebeveyn özelliklerinin çocuklar üzerindeki etkilerinin tek tip olmadığını vurgulamakla birlikte, duygusal ulaşılabilirlikte azalma, çatışmalı ebeveyn-çocuk ilişkileri, güvensiz bağlanma ve çeşitli psikolojik uyum güçlükleriyle ilişkiler bildirildiğini ortaya koymaktadır.

Bu ilişkilerin en yorucu taraflarından biri de çocuğun zamanla yalnızca kendi duygularını değil, ebeveyninin duygularını da taşımaya başlamasıdır.

Anne üzgünse onu neşelendirmeye çalışır. Baba öfkeliyse evdeki tansiyonu düşürmeye çalışır. Ebeveyn yalnızsa sırdaşı olur. Bir tartışma yaşandığında, kimin haklı olduğundan bağımsız olarak ilk özür dileyen kişi çoğu zaman çocuk olur.

Bir süre sonra çocuk ortamın duygusal termometresine dönüşür.

Bu durum literatürde ebeveynleşme, yani parentification kavramıyla açıklanır. Burada çocuk, gelişimsel olarak kendisine ait olmayan yetişkin rollerini üstlenmeye başlar. Elbette çocukların aile içinde sorumluluk alması olağandır. Sorun, bu sorumluluğun süreklilik kazanması ve çocuğun ebeveynin duygusal ihtiyaçlarını karşılayan kişiye dönüşmesidir.

Ebeveynleşme üzerine yapılan sistematik incelemeler, bu deneyimin psikolojik sıkıntı, kimlik gelişimi ve ilişkisel güçlüklerle bağlantılı olabileceğini göstermektedir. Çocuk, yıllarca başkalarının duygularını düzenlemeyi öğrendiğinde yetişkinlikte de benzer bir rolü sürdürebilir.

Bu nedenle bazı yetişkinler için şu cümle oldukça tanıdıktır:

“Birisi bana kızdığında hemen düzeltmem gerekiyormuş gibi hissediyorum.”

Bazen bu duygu o kadar güçlüdür ki kişi sınır koyduğu anda suçluluk hissetmeye başlar. Telefonu açmamak, bir daveti reddetmek, bir tartışmada geri çekilmek, “Bu konuda konuşmak istemiyorum” demek bile bencillik gibi gelebilir.

Çünkü çocuklukta öğrenilen şey şudur:

Karşı tarafın rahatsız olması, benim yanlış bir şey yaptığım anlamına gelir.

Oysa yetişkin ilişkilerinde birinin hayal kırıklığına uğraması her zaman bizim hatalı olduğumuzu göstermez. Bir insanın öfkesi, üzülmesi veya memnuniyetsizliği onun duygusudur. Sağlıklı sınır koymak da karşı tarafı cezalandırmak değil, kişinin kendisi ile diğerleri arasındaki psikolojik sınırı koruyabilmesidir.

Narsistik aile dinamiklerinde zaman zaman bir başka örüntü daha görülebilir: Ailenin sorunlarının belirli bir çocuğa yüklenmesi.

“Sen hep sorun çıkarıyorsun.”

“Kardeşinle hiç böyle sorun yaşamıyoruz.”

“Sen olmasaydın evde huzur olurdu.”

Bu tür tekrar eden mesajlar çocuğun yalnızca davranışlarından değil, varlığından şüphe etmesine neden olabilir. Hata yapan biri olmakla hatanın kendisi olmak arasında büyük bir fark vardır. Ancak çocuk bu ayrımı her zaman yapamaz.

Vignando ve Bizumic’in genç yetişkinlerle yaptığı bir çalışmada algılanan ebeveyn narsisizmi, aile içinde günah keçisi hâline getirilme ve anksiyete-depresyon belirtileri arasındaki ilişki incelenmiştir. Bulgular, bazı narsistik ebeveyn özelliklerinin psikolojik belirtilerle ilişkisinde günah keçisi hâline getirilmenin aracı bir rol oynayabileceğini göstermektedir. Bununla birlikte bu sonuçlar, benzer ailelerde büyüyen herkesin aynı psikolojik sorunları yaşayacağı anlamına gelmez.

Çünkü insan gelişimi hiçbir zaman tek bir deneyim tarafından belirlenmez. Mizaç, sosyal destek, diğer bakım verenlerle kurulan ilişkiler, arkadaşlıklar, yaşam deneyimleri ve daha birçok etken kişinin gelişiminde rol oynar.

Yine de çocuklukta öğrenilen bazı ilişki kuralları yetişkinliğe taşınabilir.

Başkalarını hayal kırıklığına uğratmaktan aşırı korkmak, sürekli onay aramak, eleştiriye karşı yoğun hassasiyet göstermek, kendi ihtiyaçlarını önemsememek, çatışmalardan kaçmak veya insanların duygularını kendi sorumluluğu gibi hissetmek bunlardan bazılarıdır.

Bunların hiçbiri tek başına narsistik bir ebeveynle büyümüş olmanın kanıtı değildir. Fakat bazı insanlar için ortak bir duyguyu anlatır:

“Kendim olmak yerine sorun çıkarmamayı öğrendim.”

Belki de bu nedenle iyileşmenin en zor bölümü geçmişte ne olduğunu anlamaktan çok, bugün hâlâ devam eden kuralları fark etmektir.

“Hayır dediğimde gerçekten kötü biri mi oluyorum?”

“Bir insanın bana kızması benim yanlış olduğum anlamına mı geliyor?”

“Başarısız olduğumda değerim azalıyor mu?”

“Başkalarının duygularını düzenlemek gerçekten benim görevim mi?”

Ve belki de yıllarca sorulmamış olan en basit soru:

“Ben ne istiyorum?”

Narsistik bir aile dinamiğini anlamak, ebeveyni kötü bir karaktere dönüştürmek anlamına gelmez. İnsanlar kendi çocukluklarından, bağlanma deneyimlerinden, kırılganlıklarından ve öğrendikleri ilişki biçimlerinden birçok şeyi yetişkinliğe taşıyabilirler.

Bir davranışın neden ortaya çıktığını anlamak değerlidir.

Fakat nedenini anlamak, yarattığı etkiyi yok saymayı gerektirmez.

Bazen iyileşme, ebeveynin değişmesini beklemekten çok kişinin kendi içindeki eski ilişki kurallarını yeniden yazabilmesiyle başlar. Herkesin onayını almak zorunda olmadığını fark etmek, başkasının hayal kırıklığına tahammül edebilmek, kendi duygularına güvenmek ve sevginin sürekli kazanılması gereken bir ödül olmadığını öğrenmek bu sürecin parçaları olabilir.

Yıllarca başka insanların yüzünü okumayı öğrenmiş biri için kendi içine bakmak başlangıçta oldukça yabancı gelebilir.

Fakat belki de asıl dönüşüm burada başlar.

Çünkü çocukken bir başkasının aynası olmak zorunda kalmış biri, yetişkin olduğunda yavaş yavaş aynadan uzaklaşabilir.

Ve ilk kez, karşısındakinin görmek istediği kişiyi değil, kendisini görmeye başlayabilir.

Kaynakça

  • American Psychiatric Association. (2024). What Is Narcissistic Personality Disorder? Psychiatry.org.
  • Assor, A., Roth, G., & Deci, E. L. (2004). The emotional costs of parents' conditional regard: A self-determination theory analysis. Journal of Personality, 72(1), 47–88.
  • Hooper, L. M., DeCoster, J., White, N., & Voltz, M. L. (2011). Characterizing the magnitude of the relation between self-reported childhood parentification and adult psychopathology: A meta-analysis. Journal of Clinical Psychology, 67(10), 1028–1043.
  • Orovou, E., Jotautis, V., Vousoura, E., Koutelekos, I., Rigas, N., & Sarantaki, A. (2025). Impact of parental narcissistic personality disorder on parent-child relationship quality and child well-being: A systematic review. Cureus, 17(12), e100229.
  • Pikó, B. F., et al. (2026). Losing childhood and gaining responsibilities: A PRISMA based systematic review on consequences of parentification. Children and Youth Services Review, 185, 108919.
  • Vignando, M., & Bizumic, B. (2023). Parental narcissism leads to anxiety and depression in children via scapegoating. The Journal of Psychology, 157(2), 121–141.
Deniz İnci Şahintürk
Deniz İnci Şahintürk
Deniz İnci Şahintürk, psikoloji lisans eğitimine devam etmekte olup kariyerini klinik uygulamalar ve bilimsel araştırmaların kesişiminde şekillendirmektedir. Eğitim sürecinde vakıf kurumları ve klinik merkezlerde gerçekleştirdiği stajlarla çocuk, ergen ve yetişkinlerle çalışarak uygulama deneyimi kazanmıştır. Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) alanına duyduğu yoğun ilginin yanı sıra, adli psikoloji ve nöropsikoloji alanlarında da akademik merakını sürdürmekte; özellikle zihinsel süreçlerin ruh sağlığı üzerindeki yansımalarını anlamaya odaklanmaktadır. Araştırma ve yazılarında bilimsel perspektifi toplumsal faydaya dönüştürmeyi hedefleyen Şahintürk, ruh sağlığının erişilebilir ve anlaşılır biçimde desteklenmesi için üretim yapmaya devam etmektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar