“Onu gerçekten seviyor muyum?” “Ya aslında doğru kişi değilse?” “Onu eskisi kadar özlemiyorsam bu sevgimin bittiği anlamına mı gelir?” “Başka birini daha çekici bulduysam ilişkimde bir problem mi var?” “Partnerimin şu özelliği beni rahatsız ediyorsa onunla bir ömür geçirebilir miyim?”
Romantik bir ilişkinin içinde zaman zaman bu tür soruların ortaya çıkması son derece insani. Hiçbir yakın ilişki, kesintisiz bir kesinlik, yoğun tutku ya da sürekli bir “doğru kişiyle birlikteyim” hissiyle yaşanmıyor. Buna rağmen bazı insanlar için bu sorular gelip geçen düşünceler olmaktan çıkıyor. Zihin aynı soruya tekrar tekrar dönüyor; kişi cevabı bulduğunu düşündüğü anda yeni bir “ama ya…” ortaya çıkıyor.
Relationship Obsessive-Compulsive Disorder, kısaca ROCD, tam da bu noktada karşımıza çıkan bir kavram.
ROCD hakkında yazmayı özellikle istememin nedenlerinden biri, Türkçe psikoloji dilinde ve gündelik ruh sağlığı konuşmalarında hâlâ yeterince görünür olmadığını düşünmem. Oysa bazı insanların yıllarca “Ben kararsız biriyim”, “Demek ki onu yeterince sevmiyorum”, “İlişkiler konusunda çok problemliyim” diye anlamlandırdığı bir deneyimin arkasında obsesif-kompulsif bir süreç bulunabiliyor. Bir yaşantının adını bilmek tek başına yardımcı değildir; ancak yaşanan şeyi doğru bir çerçevede anlamanın önemli bir başlangıç olabileceğine inanıyorum.
ROCD ASLINDA NEDİR?
Burada önce önemli bir bilimsel ayrım yapmak gerekiyor: ROCD, DSM-5-TR veya ICD-11 içerisinde bağımsız bir psikiyatrik tanı olarak yer almamaktadır. Bilimsel literatürde daha çok obsesif-kompulsif bozukluğun romantik ilişki ve partner üzerine yoğunlaşan tematik bir görünümü olarak kavramsallaştırılmaktadır (American Psychiatric Association, 2022; World Health Organization, 2024; Doron et al., 2014).
ROCD araştırmalarında iki temel belirti alanından söz ediliyor.
İlişki-merkezli obsesif belirtilerde kişinin zihni ilişkinin kendisiyle meşgul oluyor: “Onu gerçekten seviyor muyum?” “Beni gerçekten seviyor mu?” “Bu ilişki doğru mu?” “Yanında böyle hissetmem normal mi?” “Hayatımın insanı olduğundan nasıl emin olabilirim?” (Doron et al., 2012)
Partner-odaklı obsesif belirtilerde ise dikkat partnerin belirli özelliklerine kilitlenebiliyor. Partnerin fiziksel görünümü, zekâsı, kişiliği, sosyal becerileri, ahlaki özellikleri ya da mesleki başarısı tekrar tekrar değerlendirilebiliyor (Doron et al., 2014).
Buradaki kritik nokta, insanın partnerinde gerçekten kusur görüp görmemesi değildir. Hepimizin partnerinde sevmediği özellikler olabilir. Asıl mesele, zihnin bu özelliklerden birini kesin bir sonuca ulaşılması gereken bir probleme dönüştürmesidir.
Örneğin kişi bir anda partnerinin burnuna takılabilir: “Burnunu çekici bulmuyorsam aslında onu yeterince çekici bulmuyor olabilir miyim?”
Ardından eski fotoğraflara bakar. Başka insanların partnerleriyle karşılaştırır. Partnerine farklı açılardan bakarak ne hissettiğini kontrol eder. Arkadaşlarına “Sence çekici biri mi?” diye sorar. Birkaç dakika rahatlar.
Sonra aklına yeni bir soru gelir: “Peki neden bunu kontrol etme ihtiyacı hissettim? Gerçekten âşık olsaydım zaten sorgulamazdım.”
Döngü yeniden başlar.
MESELE ŞÜPHE DEĞİL, ŞÜPHEYLE KURULAN İLİŞKİ
ROCD’yi anlamanın en önemli noktalarından biri budur.
Romantik ilişkilerde şüphe normaldir.
Bir insan bazen partnerine yakın, bazen daha uzak hissedebilir. Bazen yoğun çekim duyabilir, bazen duymayabilir. Tartışmanın ardından ilişkisini sorgulayabilir. Başka bir insanı çekici bulabilir. Partnerinin bazı özelliklerinden rahatsız olabilir. Gelecek konusunda kararsız kalabilir.
Bunların hiçbiri tek başına ROCD anlamına gelmez.
Obsesif-kompulsif süreçte sorun daha çok şüphenin varlığına tahammül edememek ve onu tamamen ortadan kaldırmaya çalışmaktır.
Kişi “Acaba onu seviyor muyum?” sorusunun yüzde yüz güvenilir cevabını bulmaya çalışır. Fakat romantik ilişkiler matematiksel kesinliğin mümkün olduğu alanlar değildir. Bu nedenle zihin kesinlik aradıkça daha fazla kanıt toplamaya, daha fazla analiz etmeye ve daha fazla kontrol etmeye başlar.
OKB açısından baktığımızda burada tanıdık bir mekanizma görürüz:
Obsesif şüphe → kaygı → kompulsiyon → geçici rahatlama → yeniden şüphe.
Kompulsiyon dendiğinde çoğu insanın aklına el yıkama veya kapıyı tekrar tekrar kontrol etme gelir. Oysa ROCD’de kompulsiyonların büyük bölümü dışarıdan fark edilmeyebilir.
Kişi sürekli olarak; duygularını kontrol edebilir, partnerini başka insanlarla karşılaştırabilir, geçmiş ilişkilerini zihninde yeniden değerlendirebilir, “Onu görünce heyecanlandım mı?” diye bedenini tarayabilir, arkadaşlarından veya ailesinden güvence isteyebilir, ilişkiler hakkında saatlerce internet araştırması yapabilir, online testler çözebilir, partnerinin fotoğraflarına bakarak çekim hissedip hissetmediğini sınayabilir, “Onu seviyorum” dedikten sonra bunu gerçekten hissedip hissetmediğini analiz edebilir, ilişkiyle ilgili anılarını tekrar tekrar zihninden geçirebilir.
Bunların ortak özelliği, kişinin ilişkiyi anlamaya çalışmasından çok belirsizliği yok etmeye çalışmasıdır.
Sorun şu ki kompulsiyon genellikle kısa süreli bir rahatlama sağlar. Beyin de tam bu nedenle şunu öğrenir: “Demek ki bu düşünce gerçekten tehlikeliydi ve rahatlamak için kontrol etmem gerekiyordu.”
Böylece kontrol davranışı, çözmeye çalıştığı döngünün kendisini güçlendirebilir.
“GERÇEKTEN SEVMİYORSAM?” SORUSUNUN ALTINDA NE VARDIR?
ROCD yalnızca aşk hakkında aşırı düşünmek değildir.
Araştırmalar, obsesif inançlar, mükemmeliyetçilik, belirsizliğe tahammülsüzlük, ilişkinin yanlış olmasının sonuçlarını felaketleştirme ve benlik değerini ilişkiye ya da partnere bağlama gibi bilişsel süreçlerin ROCD belirtileriyle ilişkili olabileceğini göstermektedir (Doron et al., 2016; Melli et al., 2024).
Örneğin kişinin zihninde şu varsayım bulunabilir: “Doğru kişiyi gerçekten seviyorsam bundan asla şüphe etmemeliyim.”
Bu düşünce ilk bakışta romantik görünebilir. Fakat psikolojik olarak oldukça katı bir beklenti oluşturur.
Çünkü bir gün şüphe ortaya çıktığında kişi sadece “Bugün ilişkime dair bir şüphem var” diye düşünmez.
Şöyle düşünür: “Şüphe duyuyorsam bir şey yanlış olmalı.”
Ardından şüphenin kendisi bir kanıta dönüşür.
Benzer şekilde; “Gerçek aşk sürekli yoğun hissettirmelidir.” “Doğru ilişkide başka insanları çekici bulmamalıyım.” “Partnerimde rahatsız olduğum bir özellik varsa yanlış insanla birlikteyim.” “Bir ilişkiyi seçmeden önce bütün alternatiflerden emin olmalıyım.”
gibi katı ilişki inançları, doğal duygusal dalgalanmaların tehdit olarak yorumlanmasına katkıda bulunabilir.
Son yıllardaki araştırmalar bu tabloyu daha da genişletiyor. 2024 yılında yayımlanan bir çalışmada ilişki kalitesi, “her zaman en iyi seçeneği bulma” eğilimi olarak düşünülebilecek maksimize edici karar verme tarzı ve problemli sosyal medya kullanımı ROCD belirtileriyle anlamlı şekilde ilişkili bulundu. Bu çalışma nedensellik göstermiyor; yani sosyal medyanın ROCD'ye “neden olduğunu” söyleyemeyiz. Ancak sürekli alternatif insanlara ve idealize edilmiş ilişkilere maruz kalmanın, “Daha iyisi var mı?” sorusuyla zaten mücadele eden bir zihin açısından neden önemli bir araştırma alanı olduğunu görmek zor değil (Mancin et al., 2024).
2024 ve 2025 tarihli başka çalışmalar suçluluk hassasiyeti, kırılgan benlik alanları, bazı kişilik özellikleri ve çocukluk dönemindeki parentifikasyon (ebeveynleştirme) deneyimleriyle ROCD belirtileri arasında ilişkiler bildirmiştir. Ancak burada özellikle dikkatli olmak gerekir: Bunlar risk ve ilişki gösteren bulgulardır; tek başına neden-sonuç ilişkisi değildir. ROCD için “çocuklukta şu oldu, o yüzden gelişti” şeklinde doğrusal açıklamalar bilimsel olarak doğru değildir (Melli et al., 2024; Tinella et al., 2024; Trak et al., 2025).
ROCD İLE NORMAL İLİŞKİ SORGULAMASI NASIL AYRILIR?
Bana göre ROCD konusunda en fazla özen gösterilmesi gereken yer burası. Çünkü amaç her ilişki şüphesini psikopatoloji olarak etiketlemek değildir. Bazen bir ilişkinin gerçekten sorunları vardır. Değerler uyuşmayabilir. Güven kırılmış olabilir. Partner saygısız davranıyor olabilir. İnsan gerçekten ayrılmak istiyor olabilir.
Dolayısıyla “İlişkinden şüphe ediyorsan bu ROCD’dir” şeklinde bir yaklaşım hem bilimsel hem klinik açıdan yanlıştır.
Ayırıcı nokta çoğu zaman sorunun içeriğinden çok sürecidir. Normal ilişki değerlendirmesinde insan zor bir konuyu düşünür, çeşitli duygular yaşayabilir ve zaman içerisinde bir karar oluşturabilir. Obsesif süreçte ise karar verme girişimi yeni sorular üretir. Bir cevap diğer soruyu doğurur. Kişi aynı konuyu onlarca farklı açıdan çözmeye çalışır fakat elde ettiği hiçbir cevap uzun süre yeterli olmaz.
Asıl ihtiyaç çoğu zaman “doğru kararı vermek”ten giderek uzaklaşır ve kesinlikle yanlış karar vermeyeceğinden emin olmak haline gelir.
Oysa yaşamın hiçbir alanında, özellikle de romantik ilişkilerde böyle bir garanti yoktur.
ROCD İLİŞKİYİ NASIL ETKİLER?
Paradoksal biçimde kişi ilişkisinin doğru olup olmadığını anlamaya çalışırken ilişkinin içinde bulunma kapasitesini kaybedebilir.
Partneriyle yemek yerken sohbet etmek yerine: “Şu an yeterince mutlu muyum?”
Sarılırken: “Bir şey hissettim mi?”
Cinsel yakınlık sırasında: “Yeterince uyarıldım mı?”
Birlikte güzel bir gün geçirirken: “Gerçek aşk buysa daha güçlü hissetmem gerekmez miydi?”
diye kendini gözlemlemeye başlayabilir.
Böylece ilişki giderek yaşanan bir deneyim olmaktan çıkar, sürekli ölçülen bir teste dönüşür.
ROCD araştırmalarında belirtilerin düşük ilişki doyumu, kişisel sıkıntı, depresif belirtiler ve ilişkisel işlevsellikte bozulmayla bağlantılı olduğu gösterilmiştir. Klinik örneklemde yapılan çalışmalarda ROCD belirtilerinin yarattığı işlev kaybının diğer OKB görünümleriyle karşılaştırılabilir düzeylere ulaşabildiği bildirilmiştir (Doron et al., 2016).
2025 yılında yayımlanan Almanca Relationship Obsessive Compulsive Inventory (ROCI) doğrulama çalışması da ROCD belirtilerinin güvensiz bağlanma örüntüleri, düşük ilişki doyumu ve negatif duygulanımla ilişkisini destekleyen sonuçlar ortaya koymuştur. Bu çalışmanın önemli yanlarından biri, ROCD araştırmalarının farklı kültür ve dillerde sistematik biçimde ele alınmaya başlanmasıdır (Brauer & Borchardt, 2025).
TEDAVİLERDE AMAÇ “DOĞRU KİŞİYLE MİSİN?” SORUSUNA CEVAP VERMEK DEĞİLDİR
ROCD belirtilerine yönelik terapinin amacı, danışanı ilişkisinde kalmaya ikna etmek olmadığı gibi ayrılmaya yönlendirmek de değildir.
Terapistin görevi “Evet, onu seviyorsun” diyerek güvence vermek değildir. Çünkü bu güvence de obsesif-kompulsif döngünün bir parçasına dönüşebilir.
Amaç, kişinin her şüphede cevap aramak zorunda olmadığı bir psikolojik esneklik geliştirebilmesidir.
OKB için en güçlü kanıta sahip psikoterapi yaklaşımlarından biri bilişsel davranışçı terapi içerisinde Maruz Bırakma ve Tepki Önleme (Exposure and Response Prevention – ERP) yöntemidir. Güncel klinik kılavuzlar ve tedavi derlemeleri ERP’yi OKB'nin temel psikolojik tedavilerinden biri olarak önermeye devam etmektedir. Alman S3 Zwangsstörungen kılavuzu da bilişsel davranışçı terapi içerisinde maruz bırakma ve tepki yönetimini merkezi tedavi bileşenlerinden biri olarak değerlendirmektedir (Voderholzer et al., 2022; Berg et al., 2024). ROCD'ye özgü tedavi araştırmaları genel OKB literatürüne kıyasla hâlâ sınırlıdır; bu nedenle ERP'ye ilişkin güçlü kanıtların önemli bir bölümü genel OKB tedavi literatüründen gelmektedir (Prasko et al., 2024).
ROCD’de bunun anlamı kişinin örneğin; “Belki de onu yüzde yüz sevmiyorum.” “Belki yanlış ilişkiyi seçmiş olabilirim.” “Partnerimde her zaman hoşlanmadığım özellikler olabilir.”
gibi belirsizlik yaratan ihtimallerle temas etmesine izin vermesi ve ardından zihinsel analiz, karşılaştırma, duygu kontrolü veya güvence arama gibi kompulsiyonları gerçekleştirmemeyi öğrenmesidir.
Buradaki hedef “ilişkin kesinlikle doğru” sonucuna ulaşmak değildir.
Hedef, kesinlik olmadan da yaşayabilme kapasitesidir.
Güncel OKB literatüründe ERP'nin etkisini açıklayan öğrenme mekanizmaları; korku çağrışımının yalnızca ortadan kalkması değil, onunla rekabet eden yeni öğrenmelerin gelişmesi açısından da ele alınmaktadır. Bu bağlamda inhibitör öğrenme (ketleyici öğrenme) modelleri önemli bir kuramsal çerçeve sunmaktadır (Berg et al., 2024).
Çünkü sonuçta sağlıklı bir romantik ilişkiyi mümkün kılan şey hiçbir zaman şüphe duymamak değildir.
Şüphenin varlığına rağmen seçim yapabilmek, yakınlık kurabilmek ve kişinin nasıl bir partner olmak istediğini davranışlarıyla yaşayabilmesidir.
BELKİ DE SORULMASI GEREKEN SORU DEĞİŞMELİDİR
ROCD yaşayan kişi çoğu zaman hayatını tek bir sorunun cevabını bulmaya adayabilir: “Onu gerçekten seviyor muyum?”
Fakat zihin yüzde yüz kesinlik istedikçe bu sorunun sonu gelmeyebilir.
Belki terapötik süreçte yavaş yavaş başka sorulara geçmek gerekir: “Şu anda zihnim benden hangi kesinliği istiyor?” “Bu cevabı daha önce kaç kez aradım?” “Cevabı bulduğumda rahatlığım ne kadar sürdü?” “Şu anda ilişkimi mi yaşıyorum, yoksa ilişkime dair duygularımı mı kontrol ediyorum?”
Ve belki en önemlisi: “Kesin olarak bilmeden de nasıl bir ilişki yaşamak istiyorum?”
ROCD kavramının daha fazla konuşulmasını istememin nedeni tam olarak burada yatıyor. Çünkü bazen insan yıllarca aşkı sorguladığını düşünürken aslında kesinliği arıyor olabilir.
Ve bazen sorun, cevabı henüz bulamamış olmak değildir. Sorun, zihnin hiçbir cevabı yeterince kesin kabul etmemesidir.
Kaynakça
- Kaynakça
- American Psychiatric Association. (2022). Diagnostic and statistical manual of mental disorders (5th ed., text rev.; DSM-5-TR). American Psychiatric Association Publishing. https://doi.org/10.1176/appi.books.9780890425787
- Berg, H., Webler, R. D., Klein, S., & Kushner, M. G. (2024). Extinction and beyond: An expanded framework for exposure and response prevention for obsessive-compulsive disorder. Frontiers in Psychology, 15, 1331155. https://doi.org/10.3389/fpsyg.2024.1331155
- Brauer, K., & Borchardt, L. (2025). Validation of the German Relationship-Obsessive Compulsive Inventory: Testing the factorial structure, measurement invariance, and external validity. Journal of Clinical Psychology, 81(11), 1143–1154. https://doi.org/10.1002/jclp.70024
- Doron, G., Derby, D. S., & Szepsenwol, O. (2014). Relationship obsessive compulsive disorder (ROCD): A conceptual framework. Journal of Obsessive-Compulsive and Related Disorders, 3(2), 169–180. https://doi.org/10.1016/j.jocrd.2013.12.005
- Doron, G., Derby, D. S., Szepsenwol, O., Nahaloni, E., & Moulding, R. (2016). Relationship obsessive-compulsive disorder: Interference, symptoms, and maladaptive beliefs. Frontiers in Psychiatry, 7, 58. https://doi.org/10.3389/fpsyt.2016.00058
- Doron, G., Derby, D. S., Szepsenwol, O., & Talmor, D. (2012). Tainted love: Exploring relationship-centered obsessive compulsive symptoms in two non-clinical cohorts. Journal of Obsessive-Compulsive and Related Disorders, 1(1), 16–24. https://doi.org/10.1016/j.jocrd.2011.11.002
- Mancin, P., Malerba, A., Doron, G., Ghisi, M., & Cerea, S. (2024). “Can I have more than this?” The role of romantic relationship quality, maximization style, and social media addiction in relationship obsessive compulsive disorder symptoms. Cyberpsychology, Behavior, and Social Networking, 27(2), 119–126. https://doi.org/10.1089/cyber.2023.0348
- Melli, G., Caccico, L., Micheli, E., Bulli, F., & Doron, G. (2024). Pathological narcissism and relationship obsessive-compulsive disorder (ROCD) symptoms: Exploring the role of vulnerable narcissism. Journal of Clinical Psychology, 80(1), 144–157. https://doi.org/10.1002/jclp.23601
- Prasko, J., Ociskova, M., Krone, I., Burkauskas, J., Gecaite-Stonciene, J., Hodny, F., Abeltina, M., & Slepecky, M. (2024). A narrative review of relationship obsessive-compulsive disorder: Characteristics, causes and cognitive-behavioural interventions. Neuroendocrinology Letters, 45(4), 262–280.
- Tinella, L., Ricciardi, E., Cosentino, T., Caffò, A. O., Doron, G., Bosco, A., & Mancini, F. (2024). Deontological guilt mediates the effects of personality on the symptoms of romantic relationship obsessive compulsive disorder (ROCD). Clinical Neuropsychiatry, 21(3), 205–216. https://doi.org/10.36131/cnfioritieditore20240306
- Trak, E., Acar, S., & Inozu, M. (2025). How parentification relates to obsessive-compulsive disorder (OCD) and relationship obsessive-compulsive disorder (ROCD): The mediating role of obsessive beliefs. Current Psychology, 44(5), 4025–4039. https://doi.org/10.1007/s12144-025-07452-4
- Voderholzer, U., Favreau, M., Rubart, A., Staniloiu, A., Wahl-Kordon, A., Zurowski, B., & Kathmann, N. (2022). Therapie der Zwangsstörungen: Empfehlungen der revidierten S3-Leitlinie Zwangsstörungen. Der Nervenarzt, 93(7), 678–687. https://doi.org/10.1007/s00115-022-01336-9
- World Health Organization. (2024). Clinical descriptions and diagnostic requirements for ICD-11 mental, behavioural and neurodevelopmental disorders. World Health Organization.
