Kararlarımız Gerçekten Bize mi Ait? Yoksa Ebeveynlerimizi mi Taklit Ediyoruz?
Hayatımız boyunca sayısız karar veriyoruz. Hangi mesleği seçeceğimizden kiminle ilişki kuracağımıza, neyi “başarı” olarak tanımladığımızdan nasıl bir insan olmak istediğimize kadar pek çok konuda seçim yaptığımızı düşünüyoruz. Ancak bu seçimlerin ne kadarı gerçekten bize ait?
Bazen “Ben böyle istiyorum.” dediğimiz bir kararın arkasında, çocuklukta öğrendiğimiz bir davranış biçimi, ebeveynlerimizin bize aktardığı bir değer ya da farkında olmadan benimsediğimiz bir yaşam kuralı olabilir.
Peki kararlarımızı gerçekten biz mi veriyoruz, yoksa geçmişten öğrendiğimiz kalıpları yetişkin hayatımızda yeniden mi üretiyoruz?
1. Çocuklukta Öğrendiğimiz Görünmez Kurallar
Çocukluk, yalnızca dünyayı tanımaya başladığımız bir dönem değil; aynı zamanda dünyanın nasıl işlediğine dair ilk inançlarımızı oluşturduğumuz dönemdir.
Bir çocuk, ebeveynlerinin söylediklerini dinleyerek olduğu kadar davranışlarını gözlemleyerek de öğrenir. Ebeveynlerinin öfkelendiğinde nasıl davrandığını, çatışmaları nasıl çözdüğünü, sevgiyi nasıl gösterdiğini ve başarısızlığa nasıl tepki verdiğini gözlemler.
Sürekli eleştirilen bir çocuk “Hata yapmak kötüdür.” inancını geliştirebilir. Duyguların konuşulmadığı bir ailede büyüyen çocuk, ileride duygularını ifade etmekte zorlanabilir. Başarıya aşırı önem verilen bir ortamda yetişen biri ise kendi değerini başarılarıyla ölçmeye başlayabilir.
Bunların çoğu bilinçli olarak öğretilmez. Çocuk gözlemler, tekrarlar ve içselleştirir.
2. Ebeveynlerimizin Davranışlarını Neden Taklit Ediyoruz?
İnsan öğrenmesinin önemli bir kısmı gözlem yoluyla gerçekleşir. Çocuk için ebeveyn, dünyayı anlamlandırmada temel modellerden biridir.
Çocuk yalnızca “Ne yapmalıyım?” sorusunun cevabını değil, “İnsanlar birbirlerine nasıl davranır?” sorusunun cevabını da ebeveynlerinden öğrenir.
Örneğin çatışma sırasında susarak uzaklaşan bir ebeveyni gözlemleyen çocuk, yetişkin olduğunda sorunları konuşmak yerine geri çekilmeyi öğrenebilir. Sürekli başkalarının ihtiyaçlarını kendi ihtiyaçlarının önüne koyan bir ebeveyn ise çocuğa fedakârlığın sevginin göstergesi olduğu mesajını verebilir.
Ancak ebeveynlerimizi taklit etmek, onların birebir kopyası olduğumuz anlamına gelmez. Bazen tam tersine, onların davranışlarının karşıtını seçeriz. Kontrolcü bir ebeveynle büyüyen biri aşırı özgürlükçü olabilir. Duyguların bastırıldığı bir ailede yetişen biri ise ilerleyen yıllarda duygusal açıklığa büyük önem verebilir.
Yani ebeveynlerimizin etkisi yalnızca “onlar gibi olmak” şeklinde değil, onlara benzememeye çalışmak şeklinde de ortaya çıkabilir.
3. “Ben Böyleyim” Dediğimiz Şey Gerçekten Biz miyiz?
Yetişkinlikte bazı davranışlarımızı kişiliğimizin değişmez bir parçası olarak görürüz.
“Ben kimseye güvenmem.” “Ben ilişkilerde çok fedakârım.” “Ben güçlü olmak zorundayım.” “Yardım istemeyi sevmiyorum.”
Bu cümleler bize kişiliğimizin doğal özellikleri gibi gelebilir. Oysa bazıları, geçmiş deneyimlerimizin oluşturduğu öğrenilmiş kalıplar olabilir.
Çocukken geliştirdiğimiz bazı davranışlar o dönemde bizi korumuş olabilir. Sürekli eleştirilen bir çocuk, hata yapmamak için mükemmeliyetçi olmayı öğrenebilir. Duygusal olarak ulaşılması zor bir ebeveynle büyüyen çocuk ise ilgi görmek için daha fazla çaba göstermeyi öğrenebilir.
Fakat çocuklukta işe yarayan bir strateji, yetişkinlikte her zaman işe yaramayabilir.
Bu nedenle yetişkinlik yalnızca kendi kararlarımızı vermeye başladığımız dönem değil; hangi kararlarımızın gerçekten bize ait olduğunu keşfetmeye başladığımız dönemdir.
4. İlişkilerde Geçmiş Kendini Tekrar Edebilir
Ebeveynlerden öğrenilen ilişki modelleri, romantik ilişkilerde özellikle görünür hâle gelebilir.
Sevginin yoğun kıskançlıkla gösterildiğine inanarak büyüyen biri, ileride kıskançlığı “beni önemsiyor” şeklinde yorumlayabilir. Duygusal olarak mesafeli bir ebeveynle büyüyen biri ise mesafeli partnerleri tanıdık bulabilir.
Bu, insanların bilinçli olarak ebeveynlerine benzeyen partnerleri seçtiği anlamına gelmez. Ancak erken ilişkilerimiz; yakınlık, güven, çatışma ve sevgi hakkında bazı beklentiler geliştirmemizde etkili olabilir.
Bu nedenle bazen bir ilişkide yaşadığımız şey bize iyi geldiği için değil, tanıdık geldiği için çekici olabilir.
Ve tanıdıklık, her zaman sağlıklılık anlamına gelmez.
5. Özgür İrade Nerede Başlıyor?
Davranışlarımız geçmiş deneyimlerimizden etkileniyorsa gerçekten özgür olduğumuzu söyleyebilir miyiz?
Mesele geçmişimizin bizi hiç etkilememesi değildir. Bu mümkün değildir. Özgürlük belki de geçmişten tamamen bağımsız olmak değil, geçmişimizin üzerimizdeki etkisini fark edebilmektir.
“Bunu neden istiyorum?” “Bu seçim gerçekten bana mı ait?” “Bunu yaparken neden suçluluk hissediyorum?” “Başka türlü davranmak mümkün mü?”
Bu sorular, otomatik davranış ile bilinçli seçim arasındaki mesafeyi açabilir.
Çünkü fark edilmeyen kalıplar bizi yönetmeye devam eder. Fark edilen kalıplar ise sorgulanabilir ve değiştirilebilir.
6. Kendi Hayatımızın Yazarı Olmak
Ebeveynlerimiz hayatımızın ilk öğretmenleri olabilir; ancak son karar vericileri olmak zorunda değillerdir.
Onlardan öğrendiğimiz bazı değerleri koruyabilir, bazılarını değiştirebilir, bazılarını ise geride bırakabiliriz. Yetişkinlik, yalnızca geçmişten gelen hikâyeyi sürdürmek değil, gerektiğinde o hikâyeyi yeniden yazabilme kapasitesidir.
Belki de kendimize sorabileceğimiz en önemli soru şudur:
“Ben gerçekten böyle olduğum için mi böyle davranıyorum, yoksa bir zamanlar böyle davranarak sevilmeyi, kabul edilmeyi ya da güvende olmayı öğrendiğim için mi?”
Bu sorunun cevabı her zaman kolay değildir. Çünkü insan, kendisini oluşturan kalıpları sorguladığında yalnızca davranışlarını değil, kimlik algısını da sorgular.
Fakat gerçek bireysellik belki de tam burada başlar.
Ebeveynlerimizden öğrendiklerimizi reddetmek zorunda değiliz. Onları körü körüne tekrar etmek de zorunda değiliz.
Bize verilen kalıpları fark etmek, hangilerinin bize ait olduğuna karar vermek ve gerekirse yenilerini oluşturmak…
Belki de yetişkin olmak, tam olarak budur.
Çünkü hayatımızın ilk bölümünü bize başkaları yazmış olabilir.
Ama devamını kimin yazacağı, hâlâ bizim seçimimizdir.
Kaynakça
- Bowlby, J. (1988). A secure base: Parent-child attachment and healthy human development. Routledge.
- Fraley, R. C., & Shaver, P. R. (2000). Adult romantic attachment: Theoretical developments, emerging controversies, and unanswered questions. Review of General Psychology, 4(2), 132–154.
- Young, J. E., Klosko, J. S., & Weishaar, M. E. (2003). Schema therapy: A practitioner’s guide. Guilford Press.

